Dürzîler, Haşhaşîler ve Tapınak Şövalyeleri Gerçekten Birbirleriyle Bağlantılı mıydı?

Mehmet Dilbaz

Yazan: Mehmet Dilbaz

· 3 dk okuma

Dürzîler, Haşhaşîler ve Tapınak Şövalyeleri Gerçekten Birbirleriyle Bağlantılı mıydı?

Ortadoğu'nun dağlarında yaklaşık bin yıldır varlığını sürdüren, inançlarını dış dünyaya kapalı tutan ve haklarında sayısız efsane anlatılan bir topluluk...

Dürzîler.

Tarih boyunca onlar hakkında pek çok iddia ortaya atıldı.

Kimileri onları İslam'ın en gizemli mezhebi olarak tanımladı.

Kimileri eski Gnostik öğretilerin son temsilcileri olduklarını söyledi.

Bazıları ise Haşhaşîlerden Tapınak Şövalyeleri'ne, hatta modern Masonluğa kadar uzanan gizli bir zincirin parçası olduklarını ileri sürdü.

Bugün bile internette dolaşan pek çok yazıda Dürzîler; ezoterik bilgiler, gizli ayinler ve Batınî geleneklerle birlikte anılıyor.

Peki bütün bunlar ne kadar doğru?

Gerçekten Dürzîlerle Hasan Sabbah'ın fedaileri arasında doğrudan bir bağ var mıydı?

Tapınak Şövalyeleri onların öğretilerinden etkilenmiş olabilir miydi?

Yoksa bütün bu anlatılar, yüzyıllar boyunca büyüyen tarihî efsanelerden mi ibaret?

Bu soruların cevabını ararken önce 11. yüzyılın başlarına, Fatımî Devleti'nin hüküm sürdüğü Kahire'ye gitmek gerekiyor.

Çünkü Dürzîliğin hikâyesi, tarihin en sıra dışı hükümdarlarından biriyle başlıyor.


Bir Halife, Bir İddia ve Yeni Bir İnanç

Dürzîliğin ortaya çıkışı, Fatımî Halifesi Hâkim Biemrillâh dönemine dayanır.

985 yılında doğan Hâkim, henüz çocuk yaşta halife oldu ve yaklaşık çeyrek asır boyunca Mısır merkezli Fatımî Devleti'ni yönetti.

Ancak onu tarihe geçiren yalnızca siyasî başarıları değildi.

Hâkim, sıra dışı kişiliği ve aldığı beklenmedik kararlarla hem çağdaşlarını hem de sonraki tarihçileri şaşkına çevirdi.

Bazı dönemlerde farklı din mensuplarına geniş özgürlükler tanırken, bazı dönemlerde son derece sert uygulamalara yöneldi.

Geceleri tek başına Kahire'nin dışındaki Mukattam Dağı'na çıkıyor, uzun saatler boyunca gökyüzünü seyrediyordu.

Bu alışılmadık davranışları zamanla onun etrafında mistik bir aura oluşmasına neden oldu.

İşte tam bu dönemde, İran veya Horasan kökenli olduğu düşünülen Hamza bin Ali sahneye çıktı.

Hamza, Hâkim'in sıradan bir hükümdar olmadığını, ilahî hakikatin yeryüzündeki tecellisi olduğunu savunuyordu.

1017 yılında bu düşünceler ilk kez açık şekilde ilan edildi.

Fatımî yönetiminin merkezinde yapılan bu çağrı, büyük tepkiyle karşılandı.

Kahire halkı Hamza'nın fikirlerini reddetti.

Ancak küçük bir grup bu öğretiyi benimsedi.

Bugün Dürzîlik olarak bildiğimiz inanç sistemi işte bu çekirdek topluluk etrafında şekillenmeye başladı.

Muhammed ed-Derezî: Adını Veren Ama Kabul Edilmeyen Adam

Dürzîlik denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri Muhammed bin İsmail ed-Derezî'dir.

Aslında bugün "Dürzî" adı da onun isminden türemiştir.

Fakat işin ilginç tarafı burada başlıyor.

Çünkü günümüzdeki Dürzîler, mezheplerine adını veren bu kişiyi kurucuları olarak kabul etmezler. Hatta onu açıkça mürted, yani inançtan sapmış biri olarak nitelerler.

Peki nasıl oldu da bir topluluğun adı, kendilerinin reddettiği bir kişiden kaldı?

Muhammed ed-Derezî, Fatımî Halifesi Hâkim Biemrillâh'ın ilahlığını savunan ilk davetçilerden biriydi. Hamza bin Ali'nin yakın çevresinde yer alıyor, yeni inancı özellikle Suriye taraflarında yaymaya çalışıyordu.

Ancak kısa süre sonra Hamza bin Ali ile aralarında ciddi görüş ayrılıkları ortaya çıktı.

Dürzî kaynaklarına göre ed-Derezî, öğretiyi kendi yorumları doğrultusunda değiştirmeye başlamış, aşırı iddialar ortaya atmış ve hareketin temel ilkelerinden uzaklaşmıştı.

Bu nedenle Hamza bin Ali onu hareketten dışladı.

Bazı tarihî kaynaklara göre Muhammed ed-Derezî, 1019 yılında Kahire'de öldürüldü.

Başka bazı rivayetlerde ise Mısır'dan kaçmayı başardığı, Şam civarında faaliyetlerini sürdürdüğü ve birkaç yıl sonra burada öldüğü anlatılır.

Ancak Dürzî geleneği ikinci rivayeti kabul etmez.

İlginç olan şudur:

Bugün dünya onları "Dürzî" adıyla tanırken, onlar kendilerini bu isimle tanımlamazlar.

Kendi kullandıkları ad el-Muvahhidûn yani "Tevhid Ehli" veya "Birlik İnancına Mensup Olanlar" anlamına gelir.

"Dürzî" ismi ise tarih boyunca dışarıdan verilmiş ve zamanla yaygınlaşmış bir ad olarak kabul edilir.

Bu durum, mezhebin daha kuruluş aşamasında bile ciddi fikir ayrılıkları yaşadığını ve tarihinin sanıldığından çok daha karmaşık olduğunu gösterir.

Fakat Dürzîliğin asıl dikkat çekici yönü yalnızca kurucuları arasındaki tartışmalar değildir.

Bu inancı diğer dinî topluluklardan ayıran en önemli özellik, öğretilerinin büyük bölümünü yüzyıllar boyunca dış dünyadan gizli tutmuş olmasıdır.

İşte Dürzîleri tarihin en gizemli topluluklarından biri hâline getiren süreç de tam burada başlar.

Devamı gelecek…

Diğer yazarlar

Podcast

GDH'i Google'da takip edin

Google'un yeni Tercih Edilen Kaynaklar özelliğiyle veya Google Haberler'den GDH içeriklerini doğrudan akışınıza ekleyin.

Yazı Boyutu

Haberin görünümü bu boyutta görünücek. Göz yorgunluğu olmadan rahat okuma.

Haberi Paylaş

Sayfayı Paylaş

GDH'yi bir arkadaşınıza tavsiye etme ihtimaliniz 0-10 skalasında kaç olur?

Hiç tavsiye etmezdimKesinlikle tavsiye ederim