Yarın 15 Temmuz...
Türkiye'nin yakın tarihinde unutulmayacak gecelerden birinin yıl dönümü.
O gece yaşananlar, yalnızca bir darbe girişimi değildi.
Aynı zamanda Türkiye'nin yaklaşık bir asırlık darbe tarihini yeniden hatırlatan acı bir dönüm noktasıydı.
Çünkü bu topraklarda darbeler, sadece hükümetleri değil; demokrasiyi, ekonomiyi, hukuku ve toplumun geleceğini de derinden etkiledi.
Cumhuriyet Tarihinin İlk Askerî Darbesi
27 Mayıs 1960 sabahı Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki bir grup subay yönetime el koydu.
Türkiye Büyük Millet Meclisi feshedildi.
Anayasa askıya alındı.
Başbakan Adnan Menderes ve çok sayıda siyasetçi tutuklandı.
Yassıada'da yapılan yargılamaların ardından Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan idam edildi.
27 Mayıs, Türkiye'de askerî müdahalelerin önünü açan ilk büyük kırılma olarak tarihe geçti.
Muhtıralar Dönemi
12 Mart 1971'de bu kez tanklar sokaklara inmedi.
Genelkurmay Başkanlığı tarafından hükümete verilen muhtıra sonucunda Başbakan Süleyman Demirel istifa etti.
Parlamenter sistem devam etti ancak siyasetin üzerinde askerî baskı hissedildi.
Bu yöntem daha sonra "muhtıra" olarak anılacaktı.
12 Eylül 1980
Türkiye tarihinin en kapsamlı askerî müdahalesi ise 12 Eylül 1980'de yaşandı.
Genelkurmay Başkanı Kenan Evren liderliğindeki Türk Silahlı Kuvvetleri yönetime el koydu.
Siyasi partiler kapatıldı.
Meclis feshedildi.
On binlerce kişi gözaltına alındı.
Yüz binlerce kişi hakkında soruşturma açıldı.
İşkenceler, idamlar ve uzun yıllar süren toplumsal travmalar yaşandı.
1982 Anayasası bu dönemin ürünü olarak yürürlüğe girdi.
28 Şubat: Postmodern Darbe
1997 yılında ise bu kez farklı bir yöntem uygulandı.
28 Şubat Milli Güvenlik Kurulu kararlarının ardından hükümet üzerindeki askerî baskı arttı.
Tanklar doğrudan yönetime el koymadı.
Ancak alınan kararlar ve gelişmeler sonucunda hükümet istifa etti.
Bu süreç daha sonra "postmodern darbe" olarak adlandırıldı.
E-Muhtıra
2007 yılında Genelkurmay Başkanlığı'nın internet sitesinden yayımlanan bildiri, Türkiye'de "e-muhtıra" olarak tarihe geçti.
Ancak bu kez süreç önceki örneklerden farklı ilerledi.
Hükümet bildiriyi reddetti ve seçimlere gidildi.
Böylece askerî müdahale geleneğinin etkisi önceki dönemlere göre daha sınırlı kaldı.
15 Temmuz: Darbe Girişimi ve Milletin Direnişi
15 Temmuz 2016 gecesi ise Türkiye, bu kez silahlı bir darbe girişimiyle karşı karşıya kaldı.
Resmî makamların açıklamalarına göre girişim, FETÖ tarafından gerçekleştirildi. Darbeciler, devlet kurumlarını ele geçirmeyi ve anayasal düzeni ortadan kaldırmayı amaçladı.
Ankara ve İstanbul başta olmak üzere birçok noktada tanklar sokağa çıktı.
Savaş uçakları ve helikopterler kullanıldı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi bombalandı.
Emniyet Genel Müdürlüğü hedef alındı.
Cumhurbaşkanına yönelik suikast girişiminde bulunuldu.
Ancak bu kez önceki darbelerden farklı bir tablo ortaya çıktı.
Siyasi görüşleri ne olursa olsun milyonlarca vatandaş, seçilmiş yönetime ve anayasal düzene sahip çıkmak için meydanlara çıktı.
Güvenlik güçlerinin ve halkın direnişi sonucunda darbe girişimi başarısız oldu.
Resmî verilere göre 251 kişi hayatını kaybetti, 2 binden fazla kişi yaralandı. 15 Temmuz daha sonra Demokrasi ve Millî Birlik Günü olarak resmî tatil ilan edildi.
Tarihin Verdiği Ders
Türkiye'nin yakın tarihi gösteriyor ki askerî darbeler, hangi gerekçeyle yapılırsa yapılsın, ülkeye ağır bedeller ödetti.
Siyasi istikrarsızlık...
Ekonomik krizler...
Toplumsal kutuplaşma...
Hak ve özgürlüklerin kısıtlanması...
Bütün bunlar darbelerin ortak mirası oldu.
Demokratik toplumlarda iktidarlar seçimle gelir, seçimle değişir.
Silahın ve zor kullanmanın siyasetin yerine geçmesi, yalnızca yönetimi değil, toplumun ortak geleceğini de zedeler.
15 Temmuz, Türkiye'nin darbe tarihindeki en acı sayfalardan biri olarak hafızalarda yerini aldı.
Aynı zamanda, demokrasiye yönelik tehditler karşısında anayasal düzenin ve millî iradenin korunmasının önemini hatırlatan bir dönüm noktası olarak anılmaya devam ediyor.