ABD’nin ada merakı Arnavutluk halkına çarptı

Mehmet Kancı

Yazan: Mehmet Kancı

· 4 dk okuma

ABD’nin ada merakı Arnavutluk halkına çarptı

İkinci Trump dönemi dış haberler ve uluslararası ilişkiler alanında çalışanlar için baştan başa bir sınav haline geldi. ABD Başkanı’nın, ailesinin ve Beyaz Saray ekibinin açıklamalarını ve davranışlarını anlamlandırmak ayrı bir mesai hatta neredeyse bilim dalı haline dönüştü. Hürmüz Körfezi’nde var olmayan bir krizi yaratan ABD yönetiminin ne yaptığını anlamaya çalışırken bu hafta ilginç bir şey dikkatimi çekti gdh’ın değerli okuyucuları. Trump yönetiminin ciddi bir “ada” takıntısı var. İkinci Trump döneminde ABD’nin radarına giren adaları şöyle bir sıralayalım ve durumun anormalliğini görelim.

ABD’nin göz koyduğu adalar

Danimarka’ya ait Grönland, Trump yönetimi tarafından ilhak edilmek isteniyor, ABD heyeti adada bir sömürge yönetimi edasıyla yaklaşık 6 aydır halkı sorguluyor, Avrupa Birliği seyretmekle yetiniyor. Küba’da rejimin teslim olması isteniyor, İran’dan sonra hedefin bu ülke olduğu açıkça ilan ediliyor. İran’ın petrol sevkiyatının yüzde 80’ini yaptığı Hark Adası ve Hürmüz Boğazı çevresindeki İran’a ait adalar mütemadiyen bombalanıyor ve olası bir kara harekatının başlıca hedefleri olarak belirlendiler. Doğu Akdeniz’de Kıbrıs Adası da Trump yönetiminin listesinde. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile askeri ilişkileri geliştiren ABD, yaklaşık 1 yıl süren fizibilite çalışmalarının ardından Baf kenti yakınındaki Andreas Papandreu Hava Üssü’ne 200 milyon dolarlık yatırım yapma kararı aldı. Girit Adası, Trump’ın birinci başkanlık döneminde Yunanistan’dan fiili olarak alınmıştı. Gelelim bu ada koleksiyonunun en ilginç parçasına. İngiltere hükümetinin bağımsızlık vermeye hazırlandığı Hint Okyanusu’ndaki deniz aşırı toprağı Chagos Takımadaları da ABD tarafından ücreti mukabilinde adalar üzerinde egemenlik iddiası güden Mauritius Cumhuriyeti’nden satın alınmak isteniyor. Tayvan Adası’nın Washington-Pekin ilişkilerinin merkezinde olduğunu dikkate alırsak, Asya Pasifik bölgesindeki bu kriz kaynağının da Trump yönetiminin “ada takıntısı”nın parçası haline geldiğini söyleyebiliriz. Gelelim Trumpgillerin bu ada koleksiyonu merakının patlama yaptığı noktaya.

Arnavutluk halkı Trumpgillere “Dur” dedi

Arnavutluk halkı 1 hafta önce Trump’ın damadı Jared Kushner’in Adriyatik Denizi’ndeki Sazan Adası’na yapmayı planladığı turizm projesi nedeniyle isyan başlattı. Adanın satın alınmasının geçmişi 2024 yılının Aralık ayına kadar uzanıyor. Damat Kushner adayı 1 milyar 400 milyon dolara satın almakla kalmadı. Bir de adanın sırtını dayadığı Avlonya kenti kıyılarındaki doğa koruma alanı Zvernec’te 4 milyar 700 milyon dolarlık bir turizm tesisi kondurma girişiminde bulundu. Gazze’de Filistinli şehitlerin kemikleri üzerine Monte Karlo inşa etmeyi planlayan zihniyet, Avlonya sahilindeki Vjosa-Narta deltasına apartmanlar ve villalar dikmeyi planlıyor. Arnavutluk halkı bir haftadır kırmızı görmüş boğa misali, Trump ailesini ve projeye destek veren Başbakan Rama’yı topa tutuyor. Protestolar sürerken 8 Haziran günü “İsrail Kültür Haftası” gerekçesiyle başkent Tiran’da caddelere İsrail bayrakları asılması ise Rama hükümeti açısından bir başka büyük talihsizlik oldu. Galeyana gelen halktan yükselen öfke üzerine saatler içerisinde bayraklar toplandı. Hükümet Kushner’in projesini askıya aldığını duyursa da eylemciler tamamen iptal kararı alınıncaya kadar Tiran caddelerini terk etmemekte kararlılar. Arnavutluk, Arnavutluk olalı Avlonya ve Sazan Adası merkezli böyle bir hareketliliği bir de 1480 yılının Temmuz ayında görmüştü.

Avlonya’dan Roma’ya bir yol var

Fatih Sultan Mehmet, Batı’daki Kızıl Elma olarak belirlediği Roma’nın fethi için Gedik Ahmet Paşa komutasındaki ordunun sıklet merkezi olarak, 1417 yılında Osmanlı topraklarına katılan Avlonya’yı belirlemişti. İlk adım olarak 1479 yılında Zanta, Kefolanya ve Ayamavra adaları feth olunduktan sonra Osmanlı ordusu Avlonya’dan hareketle 28 Temmuz 1480’de İtalya’nın Apulia bölgesinde ( bugünkü Puglia ) karaya ayak bastı. Osmanlı ordusu yalnızca 14 gün sonra Otranto kentini ele geçirdi. Fatih Sultan Mehmet’in ölümü İtalya hedefinin rafa kaldırılmasını beraberinde getirdi. Ancak Avlonya ve Sazan Adası ilerleyen yüzyıllarda Avrupa’daki güç mücadelesinin merkezlerinden biri oldu. Napolyon orduları tarafından işgal edildi ardından İngiliz hakimiyetine bırakıldı. 1864 yılında ada Yunanistan’a verildi ama İkinci Balkan Savaşı’nın ardından İtalya ile Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Yunanlıları adadan çıkardı. 1914 tarihinde Sazan İtalyanlar tarafından işgal edildi. İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin de işgal ettiği ada 1947’de Arnavutluk’a döndü. Enver Hoca ile araları bozulana kadar Sovyet donanması bu adayı Akdeniz’deki önemli üslerinden biri olarak kullandı. Velhasıl kelam tarihte kimseye yar olmadığı anlaşılan bu adanın Kushner’e de kalmayacağı, doğal sahipleri flamingoların kontrolünde varlığını sürdüreceği anlaşılıyor. Darısı ABD’nin göz koyduğu diğer adaların başına.

İsrail bozulan “Kürt Planı”nı hazmedemiyor

Geçen haftaki makalemde sizlerle Al Monitor haber sitesinde yayımlanan bir haberi paylaşmıştım. Bu habere göre İsrail’in hesapları İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney ve beraberindeki lider kadrosu 28 Şubat’ta öldürüldükten sonra halkın ayaklanarak rejimi devirmesi üzerine kuruluydu. Bu esnada Irak’ın kuzeyinde yine İsrail tarafından silahlandırılmış, 22 Şubat’ta “İran Kürdistan Siyasi Güçler Koalisyonu”nu ilan etmiş olan 5 Kürt grubu da İran topraklarına girerek silahlı mücadeleye başlayacaktı. İsrail’in meczuplardan oluşan hükümetinin toplu bir sinir krizi geçirmesine sebep olan iddiaya göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı bir telefon görüşmesi neticesinde Trump, Kürt grupların İran’a girişleri için gereken düğmeye basmaktan vazgeçmişti. Geride bıraktığımız hafta bu haberle ilgili yeni ayrıntılar da geldi. Jerusalem Post gazetesinin iddiasına göre Kürt gruplarla ilgili bilgi ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ve ekibi tarafından Ankara’ya sızdırılmıştı. JD Vance, İran’a saldırılmasına taraftar olmamakla beraber, Başkan’ın kararına karşı gelmemek adına operasyona destek verdiğini de açıkça ifade etmekten çekinmemişti. Netanyahu yönetiminin böylece ABD Başkan Yardımcısını da hedef tahtasına oturttuğu anlaşılıyor. Ancak İsrail’in doğrudan Beyaz Saray’a saldırmaya başlamasıyla beraber bir başka ilginç gelişme yaşandı. ABD Savunma Bakanlığı istihbarat birimleri, İsrail’in ABD ordusunu hedef alan casusluk faaliyetleri nedeniyle çeşitli önlemlerin devreye sokulasına karar verdi. İsrail’in kayda değer gazetecilerinden Yossi Melman’a göre, Beyaz Saray yönetimi İsrail gizli servisi Mossad’ı İran’daki başarısızlığın sebebi olarak belirlemiş vaziyette. İsrail Başbakanı Netanyahu’nun 11-12 Şubat tarihlerindeki Washington ziyareti sırasında, Mossad’ın İran’da halkın ayaklanacağına ve Kürt grupların İran ordusunu yenebileceğine dair hayali senaryolarla Trump’ı ikna ederek savaşa sokmasının bir bedeli olacağı anlaşılıyor.

Diğer yazarlar

Podcast

GDH'i Google'da takip edin

Google'un yeni Tercih Edilen Kaynaklar özelliğiyle veya Google Haberler'den GDH içeriklerini doğrudan akışınıza ekleyin.

Yazı Boyutu

Haberin görünümü bu boyutta görünücek. Göz yorgunluğu olmadan rahat okuma.

Haberi Paylaş

Sayfayı Paylaş

GDH'yi bir arkadaşınıza tavsiye etme ihtimaliniz 0-10 skalasında kaç olur?

Hiç tavsiye etmezdimKesinlikle tavsiye ederim