NATO 3.0: NATO devletlerinden NATO toplumlarına

Mehmet Kancı

Yazan: Mehmet Kancı

· 3 dk okuma

NATO 3.0: NATO devletlerinden NATO toplumlarına

NATO üyelerinin yanı sıra Suriye, Avustralya, Ukrayna, Japonya, Güney Kore, Yeni Zelanda, Bahreyn, Kuveyt, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri hükümet ve devlet başkanlarını Ankara’da buluşturan ittifakın 36'ncı zirvesi kapsamında, 6 Temmuz Pazartesi gününden itibaren çeşitli seviyelerde yapılan açıklamalar bir şeyi net olarak ortaya koymakta.

İttifakın önüne koyduğu hedefler 8 Temmuz’dan itibaren hayata geçirilirse, üye devletler arasındaki ilişki "askerden askere" yapı olmaktan çıkarak müttefik ülkelerin sosyal, ekonomik ve endüstriyel örgütlenmelerini tüm yönleriyle kapsayan, belki de 4-5 boyutlu bir yapıya dönüşecek.

Zirve kapsamında Ankara’ya gelen Genelkurmay başkanlarından biri olan Hollanda Genelkurmay Başkanı Onno Eichelsheim’in şu sözleri konuyu daha iyi izah edecektir: "... Benim için NATO 3.0; dirençli toplum, dirençli sanayi ve yalnızca çok pahalı sistemler değil, düşük maliyetli hafif insansız hava araçları ile düşük maliyetli önleyici sistemlere de yatırım yapılması anlamına geliyor."

İşte Ankara’daki zirvenin anahtar kelimeleri "dirençli toplum ve dirençli sanayi". Yani değerli okuyucular, ittifakın içerisindeki karar vericiler Çin Halk Cumhuriyeti’ne karşı yalnızca askerî düzeyde adımlar atılmasını beklemiyorlar. NATO üyesi ülkelerin toplumsal yapılarını, üretim zincirlerini ve ekonomik modellerinin de ortak bir platformda şekillendirilmesi talep ediliyor.

Nitekim NATO Genel Sekreteri Rutte de Ankara’ya ayak bastıktan sonraki ilk konuşmasında bu hedef doğrultusunda mesajlar verdi. "Konvansiyonel savunmanın ötesine geçiyoruz, burası bir platform, Arkansas’tan Ankara’ya kadar olan bölgede inovasyon yapacağız, ekonomileri güçlendireceğiz, istihdam sağlayacağız." Ve yine Rutte’nin zirve öncesinde Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile beraber The Economist için kaleme aldıkları makalenin ana fikrine bir göz atalım: "Avrupa artık güvenliğini başkalarına havale edemez.

Savunmamız, Kaliforniya’dan Kiev’e, Kopenhag’dan Varşova’ya, Oslo’dan Ankara’ya kadar varlıkları, uzmanlığı ve yenilikçi kapasiteleri bir araya getirdiğimizde eşsiz hâle gelir." Bu satırların yazarlarından biri olan Leyen, yalnızca iki buçuk ay önce Die Zeit gazetesinin 80'inci kuruluş yıl dönümündeki konuşmasında Avrupa’nın "Türkiye, Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya etkisine girmesine izin verilmemesi gerektiğini" söylemişti.

Avrupalılar konfor alanlarından çıkabilecek mi?

Sovyetler Birliği’nin Birinci Soğuk Savaş'ı kaybetmesindeki en önemli etkenlerden biri "elektronik devrimi" gerçekleştirememesiydi. Keza günümüzde Çin Halk Cumhuriyeti’nden ve Batılı ülkelerden elde ettiği teknolojik imkânlar olmasa Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşı da bugünlere getiremezdi. İşte Avrupa da bugün Çin Halk Cumhuriyeti’nin karşısında SSCB’nin 1980’lerdeki durumunda. ABD’nin beklentisi Avrupa’dan endüstriyel bir sıçrama gerçekleştirmesi. Ancak savunma sanayi odaklı bu sıçramanın yalnızca Türkiye’nin desteği ile gerçekleşmesi mümkün değil. Avrupa Birliği ülkelerinin 1960’lı yıllardan itibaren inşa ettiği sahte cennetten feragat etmeleri, bu ülkelerin halklarının yeniden çalışma hayatına ve askerlik hizmetine geri dönmeleri gerekiyor. NATO ittifakı, üyesi Avrupa Birliği ülkelerinin toplumlarını konfor alanından çıkmaya nasıl ikna edecek; bundan sonraki en önemli mesele bu olacak.

Türkiye’nin merkezi rolü kimleri üzecek?

Zirvenin biraz daha uzun vadede göreceğimiz sonucu ise Türkiye’nin üstleneceği merkezi rol olacak. Yazının başında ittifakın üyesi olmayan ancak Ankara’ya davet edilen ülkeleri saymıştım. Bu ülkeler listesi Körfez bölgesi ile Asya-Pasifik’teki Batı yanlısı yönetimlerden oluşuyor.

Haritayı önümüze alıp incelediğimizde coğrafi olarak netleşen bir gerçek var. Türkiye, Birinci Soğuk Savaş dönemindeki "ucuz maliyetli piyadeye sahip, Varşova Paktı’na karşı sınır hattını koruyan kanat ülkesi" olmaktan çıkarak, ittifakın enerji, nadir toprak elementi ve ticaret yolları güvenliğini sağlayacak merkezdeki güç hâline gelmektedir.

Dönüşümün bu boyutu, Türkiye’nin orta ölçekte bir güç olarak kapasitesini küresel boyuta taşıması sonucunu beraberinde getirecektir. Dolayısıyla Türkiye’nin TCG Anadolu gibi deniz unsurlarını inşa etmesi ve uzay cephesinde attığı adımların hangi hedefler doğrultusunda şekillendiğini, dahası "Türkiye’nin orada, burada ne işi var?" lobisinin söylemlerinin sebeplerini artık daha net anlamış oluyoruz.

Türkiye’nin üstleneceği merkezi rolün İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan üzerinde yaratacağı etki de Ankara’da alınacak kararların ardından izlenmesi gereken bir diğer başlık olacak. 2010 yılından itibaren East Med Projesi ile Türkiye’nin Akdeniz’e çıkışını engellemeye ve Kıbrıs ile Türkiye bağlantısını kesmeye çalışan üçlü ittifakın bu uğurda harcamış olduğu paralar ve enerji duvara toslamış bulunuyor.

Rum, Yunan ve Yahudi lobilerinin ABD iç siyasi dengelerindeki güçlerine rağmen Trump’ın Ankara ziyaretinde verdiği mesajlar, Washington’da başka dengelerin de yeniden şekillendiğinin işareti olarak değerlendirilebilir. NATO zirvesinin çıktılarını önümüzdeki haftalarda başka alt başlıklarla ele almaya devam edeceğiz.

Diğer yazarlar

Podcast

GDH'i Google'da takip edin

Google'un yeni Tercih Edilen Kaynaklar özelliğiyle veya Google Haberler'den GDH içeriklerini doğrudan akışınıza ekleyin.

Yazı Boyutu

Haberin görünümü bu boyutta görünücek. Göz yorgunluğu olmadan rahat okuma.

Haberi Paylaş

Sayfayı Paylaş

GDH'yi bir arkadaşınıza tavsiye etme ihtimaliniz 0-10 skalasında kaç olur?

Hiç tavsiye etmezdimKesinlikle tavsiye ederim