Dünyadaki jeopolitik deprem devam ediyor. Batının içindeki anlaşmazlık da… Batı içindeki anlaşmazlık derken sadece ABD ile yaşanan anlaşmazlığı değil, Batı ülkelerinin içindeki istikrarsızlığı, hükümet değişikliklerini ve siyasi liderlik krizi olduğu iddialarını kastediyorum.
Kriz dönemlerini liderlik meselesiyle izah etmek sadece popüler alemde değil, tarih alanında da yaygın bir görüştür. Osmanlı çöküş döneminin de yaygın olarak liderlik ve “kaht-ı rical” denilen devlet adamı yetersizliği ile izah edildiğini biliyoruz. Bugün Batıdaki krizi de liderlik eksikliğiyle açıklayan görüşün, hakim görüş olduğunu görüyoruz.
Batıda bir çok ülkede hükümetler sık sık değişiyor, siyasi liderler uzun kalamıyor ve bu yüzden de Batıda stratejik kararlar verilmekte ve reformlarda gecikiliyor. Seçmenler sık sık karar değiştiriyor, sadece liderler değil siyasi yelpazelerde de radikal değişiklikler yaşanabiliyor, reformlar için çoğunluk teşkil edecek bir seçmen iradesi ortaya çıkmıyor…
Özetlediğimiz bu mesele, Batı basınında sık sık tartışılan konulardan birisi. Bugün bu meseleye farklı bir açıdan bakan bir görüşü ele alalım. Janan Ganesh Financial Times2daki “Batı'nın liderlik sorunu yok” başlıklı yazısında ( https://www.ft.com/content/67f10dca-63f3-4cf8-951b-22d0c87f6be2?syn-25a6b1a6=1 ) sorun hükümetlerde değil, sosyolojide ve kolay memnun olmayan seçmenlerde tezini savunuyor… Ganesh yazısında şu soruyu tartışıyor:
“Burada iki olasılık var. Ya büyük ve zengin ülkeler aynı dönemde liderlerinin kalitesinde bir düşüş yaşadılar ya da seçmenleri memnun etmek daha zor hale geldi. Her iki öneri de saçma değil, ancak hangisinin daha olası olduğu açık olmalı.”
Ganesh meselenin liderlerin kalitesinde bir anda bir düşüş meydana geldiği tezini inandırıcı bulmuyor. Seçmenlerin artık daha zor memnun olduğunu çünkü uzun bir refah ve barış döneminde yaşadıkları için fedakarlık ve değişime, dolaysıyla reformcu liderlere karşı mesafeli durduğunu söylüyor. Günümüzde mesela Charles de Gaulle’un yeniden gündeme geldiğini ama Charles de Gaulle’un başarısının seçmenleriyle de yakından ilişkili olduğunun unutulduğunu hatırlatıyor Ganesh:
“Ama o, dünya savaşları ve ardından gelen maddi zorluklarla şekillenmiş, çok daha saygılı bir seçmen kitlesiyle çalışmıştı. Her iki cinsiyet için de genel oy hakkı oldukça yeniydi. Üç veya dört nesildir refah devletinde ve küresel barışta olan bir seçmen kitlesini memnun etmek zorunda kalan modern liderin durumunu düşünün.”
Bugün tartışılan liderlerin liderliğini kurtarmanın en kestirme yolunun reformlardan vazgeçmek olduğunu Almanya Başbakanı Merz üzerinden anlatıyor:
“Merz'in başbakanlığını kurtarmanın en hızlı ve en kesin yolu, sağlık, emeklilik ve benzeri reformlardan vazgeçmektir.”
Ganesh meselenin liderlik değil, refah ve barışa alışmış seçmenlerin reformların maliyetini ödememek için faturayı siyasete ve liderlere kesmesinden kaynaklandığını iddia ediyor:
“Batı'nın bir liderlik sorunu yok. Batı'nın sorunu, takipçi sorunudur. Seçmenler, nesnel olarak ne kadar gerekli olursa olsun, kendilerine maliyeti olan politikaları reddederler. Bunun bir sonucu, yatırımcıların artık finanse etmek için daha yüksek getiri talep ettiği devasa devlet borçlarıdır. Bir diğeri ise, bunu veya neredeyse başka herhangi bir şeyi düzeltmeye çalışan hemen hemen her liderin acımasızca eleştirilmesidir.”
Ne dersiniz Ganesh haklı mı? Mesele liderlerde mi rahata alışan seçmenlerde mi?