Jeopolitik deprem sadece ABD-Çin arasındaki ilişkilerde değil, belki de daha çok süper güçlerle, bilhassa ABD ile onun garantörlüğündeki orta güçte devletler arasında hissediliyor…ABD ile ilişkilerde ABD’nin garantörlüğündeki orta güçte ülkelerin bağımsızlık ve egemenliklerini koruyarak SBD ile yakın ilişkiyi muhafaza etmenin zorlukları görülüyor. Bu zorluğu veya paradoksu Kanada, İngiltere, Almanya hatta bir bütün olarak Avrupa Birliği dahi yaşadı. Bu zorluğu ABD Başkanı Trump ile Japonya Başbakanı Takaichi arasındaki son görüşme vesilesiyle ABD-Japonya arasındaki ilişkiler üzerinden dünya bir kez daha gördü… Hikaye aslında bütün orta güçler için geçerli riski ortaya koyuyor.
Donald Trump ile Japonya Başbakanı Takaichi arasında gerçekleşen 35 dakikalık kısa zirvede, basına ABD Başkanı ve Japonya Başbakanının Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin meşruiyeti konusunda "samimi" görüş alışverişinde bulundukları bilgisi geçildi. Ancak ikili arasındaki görüş ayrılığı çok açık. Takaichi, Japonya'nın jeopolitik güvenliğini uluslararası düzenin işlemesinde ve dolaysısıyla Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi uluslarüstü kuruluşların varlığında görüyor. Trump ise Uluslararası Ceza Mahkemesi hakkında artan ağır eleştirilerini ifade ediyor. Odaya giren bir fil gibi uluslararası düzeni ve kurumları çiğniyor. Japonya Başbakanı Takaichi ise Trump’ın açık ve sert tavrına rağmen, açıkça ve ısrarla Uluslararası Ceza Mahkemesine desteğini izhar ediyor. Takaichi bunu Trump’ın sert açıklamalarını talihsizlik olarak niteleyerek ve BM konuşmasında Uluslararası Ceza Mahkemesine desteğini ifade ederek bir tür cesaret örneğine dönüştürdü.
ABD-Çin liderleri Trump ve Şi arasındaki 2026’daki son iki zirveyle ilişkilerin yumuşaması da, Çin’i yakın tehdit olarak gören Japonya için ciddi bir endişe kaynağı. ABD, Japonya üzerindeki güvenlik garantörlüğünü nobranca vurguluyor ve Japonya’nın egemenliğini zedeleyecek bir siyasi dili var.. Daha önce ABD-Japonya ilişkisinde ticari sınırlamalar ve vergiler konusunda da Japonya’nın ABD baskına mauz kaldığını bütün dünya gördü. Çin işe ABD-Haponya ilişkisini bir vasallık ilişkisi olarak tanımlayarak Japonya’nın egemenliğini tartışmaya açabiliyor. Trump’ın Japonya’nın bulunduğu bölgenin güvenliğine yönelik ilgisizliği bir başka problemJ aponya açısından…
Leo Lewis Financial Times’daki “Trump, Takaichi için yeni bir tuzak kurdu” başlıklı yazısında ( https://www.ft.com/content/8dfae006-c1ac-4713-8497-0e0e59e419f6?syn-25a6b1a6=1 ) sadece Japonya için değil, bütün orta güçte devletler için geçerli bir tespitte bulunuyor:
“Orta güçler için bir vasal devlet gibi görünme tehdidi giderek daha gerçekçi hale geliyor. “
Leo Lewis yazısında Japonya’nın paradoksunu şöyle özetliyor:
“Ancak Trump'ın Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne yönelik son saldırısı, Takaichi'nin yeni bir egemenlik tuzağına ne kadar yatkın olduğunu ortaya koyuyor. Daha önce Japonya (gümrük vergileri ve diğer tehditlerle) para, rahatlık ve onurdan vazgeçmeye zorlanırken, Trump'ın üyelerin Uluslararası Ceza Mahkemesi'nden ayrılması talebi, Japonya'nın uluslararası kurumlar ve bunlara katılım konusundaki temel felsefesinden vazgeçmesini gerektiriyor. Başka bir deyişle, Japonya'nın kimliğinin önemli bir parçasını teslim etmesini istiyor. Washington'ın Tokyo'ya baskı uygulama potansiyeli teorik olarak her zaman önemliydi: Japonya, güvenliği için ABD ordusunun sağladığı koruyucu şemsiyeye bağımlı ve refahı için de büyük ölçüde ABD'ye güveniyor. Ancak Trump, savaş sonrası dönemde Japonya'nın gerçekte ne kadar sınırlı bir etkiye sahip olduğunu göstermek için diğer tüm başkanlardan daha ileri gitti.”
Buradaki hikaye ve paradoks, sadece Japonya için geçerli değil. Dünyadaki orta güçte ülkeler, bu baskıyı üzerlerinde hissediyorlar. Yeni jeopolitik deprem, orta güçlerine egemenliklerini koruyarak ABD ilişkilerini nasıl devam ettirebileceğine ilişkin bir imtihana dönüşmüş durumda. Japonya bu imtihanı Çin’in yanı başında iliklerine kadar hissediyor.