"Hacı Bektaş,
Yavaş yavaş,
Ak pak sakalını sıvazlayarak,
Dönüp bana;
“Gönlünüz kavî tutun,
Hakka sarılın,
Diyâr-ı Rûm boş sanırsız,
Aldanırsız!
Daha bozkır;
Dağları emzirmededir."
Ali Akbaş
Hamdi Kılıç (1968 Yozgat, Sorgun -2025 Ankara), çağımızın derviş şairlerinden Ali Akbaş’ın Hacı Bektaş’a söylettiği bozkırın emzirdiği dağ gibi çocuklardandı. Bozkırın emzirdiği bu dağ gibi çocuk Yozgat’ın Sorgun ilçesinde doğmuş, liseye kadar orada; üniversiteyi Ankara’da okumuştu. Ankara’da hem okuyup hem de çalışan, kendi yağında kavrulan, olgunlaşan, delikanlı ve mutedil kendi kendini yetiştiren Anadolu çocuklarından biriydi. Hamdi Kılıç, “toprağa can eken” Selçuk coğrafyasının Müslüman Türk terbiyesiyle yetişen ve bu ülkenin siyasi kodlarını temellük etmiş bir devlet adamına dönüşecekti. Bugün sizlere kendini Türkiye’ye adamış bu arkadaşımızı anlatacağım.
Hamdi Kılıç, Ankara Üniversitesinde gazetecilik lisansı okurken gazetelerde çalışmaya başladı. Hamdi hem mektepli hem de alaylı yoldan gazeteci oluyordu… Hamdi’nin çalıştığı gazeteler kurumsal kimliği ve kapasitesi yüksek işletmelerden ziyade “dava gazeteleri” olduğu için, bu gazetelerde her şeyi yapmak, her işe koşmak çalışanların kaderidir. Diğer taraftan çok genç yaşta yazmak ve röportajlar yapabilmek için otodidaktik de olmak zorundadırlar...
Buralarda çalışanlar her konuda yazmak için genel kültüre, günlük siyaset tartışmalarına ve bir siyasi çevre içinde yakın siyasi tarihe, siyasetçi ve idarecilerin biyografik bilgilerine bu çevre içinde sahip olurlar. Tabiatıyla bu bir imkandır ama bu imkanı kullanabilmek yetenek ister. Handi bı yeteneğe sahip olanlardandı. Böylece zamanla her konuda ve çok hızlı yazan bir “yazı makinası” ortaya çıkar. İşte Hamdi Kılıç bu şekilde yetişti ve bir yazı makinası haline geldi. Her pozisyondan çok sayıda insanla muhatap olmak, yöneticilik yapmak ve “idare etmek”, bu insanları aynı zamanda bir “ekip adamı” ve “insan sarrafı” haline getirir. Hamdi de bu tecrübeyle insandan ve halden anlayan bir insan sarrafı olmuştu.
Hamdi Kılıç gazetecilik dışında akademisyenlik, kamuoyu araştırmacılığı ve siyasi danışmanlık işleri de yaptı. Bu şekilde yazı makinasının “siyasi aklı”nın teorik ve pratik alanda geliştiğini gördük. Bu farklı işlerin beraberinde getirdiği büyük tecrübe birikimi, Başbakanlık metin heyetinde çalışmasıyla yerini buldu. Sağlam karakteri, ekip adamı olması, insan sarraflığı, yazı makinası gibi çalışması, kamuoyu araştırmacılığı ve siyasi aklı Hamdi Kılıç’ın önünü açtı.
Zamanla metin heyetinin başına geçti. Burada arkadaşlarına sahip çıkan bir ekip lideri olarak çok başarılı bir iş çıkardı. Başarısı sadece matluba uygun bir metinler ortaya koymanın ötesinde; siyasi akla sunduğu katkı, fikrini en üst düzeydeki platformlarda söyleyebilme cesareti, hesapsız samimi vatanseverliği ve Türkiye’nin meselelerine kendini vakfetmesiyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere siyaset ve idare heyetinin takdirine mazhar oldu.
Savunma sanayinin gelişmesini ne kadar yakından takip ettiğini, bir ürünün envantere girmesi ve seri üretimi alınabilmesi içim bütçesini dahi birinci elden takip etmesi, resmi iş tanımının ötesinde bir adanmışlığın tezahürleriydi. Terörle mücadelede yurt içinde ve yurt dışındaki operasyonları ne kadar yakından takip ettiğini, nefesini ensesinde hisseden yöneticiler hatırlayacaklardır. Keza sivilleşme ve demokratikleşme hamlelerindeki fikri takibini de… Bu haliyle Hamdi Kılıç, Cevdet Paşa’nın Köprülü için söylediği tasavvuftaki “fena fil-lah” tabirine benzer şekilde “fena fi’d devle” kavramının çağımızdaki bir örneğiydi…
Taziyede ilk defa Hamdi’nin babasını görünce Hamdileri yetiştiren aile ocaklarının kıymetini bir kez daha düşündüm. Babası Hamdi’yi anlatan siyasetçi, idareci ve arkadaşlarını dinledikçe “Benim oğlum mu yapmış bunları” derken yüzündeki gurur ve şükür gözyaşları unutulmazdı. Şair haklı… Anadolu boş zannedilmesin toprağın altında nice dağ gibi Hamdiler yatıyor, bozkır ise daha nice dağ gibi Hamdileri emziriyor…. Gönlümüzü kavi tutup Hakka sarılmak zamanıdır. Ayrılmanın hüznü elbette bakidir… Sonsöz yine çağımızın “Yunusu” Ali Akbaş’ın olsun…
“Bizden ölümü sorarlar
Dostlara vedadır ölüm
Sorarlar bizi yorarlar
Bir sırr-ı Hüdâdır ölüm”