Milliyetçilik ve müşterek milli kimlik meselesi, tartışılmaya devam ediyor… Ne yazık ki, kimileri Türkiye’de olup biten bütün kötülükleri milliyetçilikle ilişkilendirme çalışırken, bu tavrın zıddı kamilini savunanlar da milliyetçiliğe ilişkin hiçbir problemi kabul etmemekte ısrar ediyorlar. Bu kutuplaşma, sadece tartışmaya değil, Türkiye’nin iklimine de zarar veriyor. Tartışmayı katı ideolojik taassuptan kurtarmak gerekiyor. Bunun yolu da kendileri milliyetçi olmakla beraber, milliyetçiliğin meselelerini tartışmaktan kaçınmayan “milliyetçi demokrat” aydınlar üzerinde durmaktır. Bu bakımdan hatırlanması gereken isimlerin başında Erol Güngör gelmektedir.
Türkiye, III. Selim'den bu yana Batıyı örnek alarak değişmeye ve dönüşmeye çalışıyor. Bu bakımdan Türk fikir hayatının ve hatta edebiyatının bu süreç etrafında şekillendiği söylenebilir. Bu şekillenmenin giderek bir sathileşme ve birtakım semboller çevresinde bir kutuplaşmayla neticelendiği de gözlerden kaçmamaktadır. Sathileşmenin ve kutuplaşmanın Türk fikir ve edebiyat dünyasını, Batı'nın ve Doğu'nun klasiklerinden kopartması her kesimden entellektüeli rahatsız etmektedir.
İşte Güngör kutuplaşmaya, sathileşmeye prim vermeyen, doğunun ve batının klasikleriyle beslenen, diyalogu ve sorgulamayı esas tavrıyla temayüz etmektedir. Erol Güngör, Türk milliyetçiliği içinde Ziya Gökalp-Mümtaz Turhan geleneğini devam ettiren ve bu geleneği daha demokratik, tarihiyle daha barışık bir şekilde muhafazakâr ve liberal renklerle yeniden kuran bir isimdir. Güngör’e göre, Türkiye serbest kültür değişmeleriyle demokratik bir ortamda, sosyal bilimlerin yardımıyla çağdaş bir Türk millî kültürü yaratabilecektir.
Türkiye hızla değişirken, Erol Güngör, çalışmalarının ana amacını “çağdaş bir Türk millî kültürü kurmanın gereği ve bunun yolları”nı aramak şeklinde ifade etmektedir. İdeolojik gruplar bu değişimi kontrol altına alarak istedikleri istikamette yönlendirmek istemektedirler. Türkiye’nin köklü ve güçlü yerli kültürü değişimin başıboş gitmesine izin vermeyecek şekilde direnme gücünü muhafaza etmektedir, ancak bu kültürün şimdiki haliyle yetersiz olduğu da genel kabul görmektedir. Tartışma ise, bu kültürün hangi unsurlarının korunacağı ve hangi unsurlarının dışarıdan alınacağı üzerinedir. Bunun için sosyal bilimlerin bilgi ve yöntemleriyle konu, objektif bir şekilde araştırılmalıdır. Türkiye, Osmanlı İmparatorluğundan milli devlete geçerken yaşadığı problemleri yeni yeni aşabiliyor. Bu problemler, demokratik nizam altında bilimin ve çağın verileriyle aklı selim bir şekilde tartışılarak çözülebilir. Sokak, şiddet ve nefret bu problemleri aşmamıza değil, problemleri çoğaltmamıza yol açar. Türkiye’nin daha medeni ve özgür bir ülke olabilmesi için, her kesimden demokrat ve açık zihinli aydınları hatırlamaya ve yeniden okumaya ihtiyacımız var...
Milliyetçilik kendi içinde değişen ve gelişen bir fikir akımıdır. Güngör, kendi milliyetçilik anlayışındaki değişmenin ardındaki faktörleri şöyle sıralar: “Lisedeki milliyetçilik anlayışımla şimdiki arasında büyük bir fark vardır. Bir ilim disiplininden geçmiş olmak, yaş ve tecrübe, bilgi ve özellikle Batı ile temas insanı büyük ölçüde değiştiriyor.” Kişinin kendisini bilmek gibi irfan olmaz sözü Güngör’de tecelli etmiş. Güngör’ün şahsında dışarıya açılan şahsi gelişme mecrası, o dönemde milliyetçilik akımında tersine içe kapanmaya yönelmiştir. Bunun sebebi ise yine Güngör’ün çalışmalarında yer alıyor. Partizanlık ve siyaset, bir fikir akımını ve aydınları dondurur: “Frenklerin espirit critique dedikleri bu ihtiyatlı ve tenkitçi tavrı kaybeden bir aydın artık ruhları karartmaktan başka bir işe yaramaz. Aramızda politika hayatına giren ve bir parti mensubu olan meslektaşlarımızla çok defa aramızın açılmasında bu tavır farkının önemli rolü vardır. Yahya Kemal’in hatıralarını okuyanlar, Ziya Gökalp gibi alim ve faziletli bir insanın bile İttihat ve Terakki Fırkası’ndaki rolü yüzünden bazen nasıl zihin esnekliğini kaybettiğini, hatalı yolda ısrar ettiğini görürler.” Bugün Türkiye’de milliyetçilik ve milli devleti savunanlarının bir kısmı, bu partizanlığı aşacak bir olgunluğu yakaladılar. Türkiye’nin değişim, demokratikleşme ve reform sürecinde “milliyetçi demokrat” bakış açısının katkısı bugün çok daha net bir şekilde görülüyor. Milliyetçiliğin değişime, demokratikleşmeye ve gelişmeye karşı yorumlamaya çalışan partizan ve dar bakışlı çevreler terk edilmemesi gerekiyor. Milliyetçilik ve müşterek milli kimlik, toplumları bir arada tutan ve gelişmeye imkan veren temel dinamiklerden birisi olmaya devam ediyor.