Terörsüz Türkiye projesi, PKK’nın hukuki tasfiyesini tanzim eden çerçeve kanunun çıkma aşamasına geldi… Çerçeve kanun taslağı kamuoyuna açıklandı ve TBMM’e görüşülmeye başlandı. Çerçeve kanun taslağı, daha önce medyaya yansıyan kulis bilgileriyle uyumlu bir metin… Kısaca PKK’nın silah bırakmasının tespitinin Milli Güvenlik Kurulu tarafından teyidini içeren kararının resmi gazete yayınlanmasından sonra, PKK’nın üst düzey yönetici kadrosu ve öldürme fiillerine karışmamış kadrosunun suç ve cezalarının ikiye ayrılarak soruşturma, kovuşturma ve cezalarının ertelenmesi, mahkumiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi ve belli sürelerde hak mahrumiyetine dayanan bir düzenleme… Kanun yürütme ve idarenin Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında oluşturulan takip, koordinasyon ve uygulamadan sorumlu bir kurul; meseleyi yasama nezdinde takip etmek ve katkı sunmak üzere TBMMde bir komisyon ve kanunu uygulamak üzere yargının ilgili mahkemelerini görevlendiriyor. İçişleri ve Milli Savunma Bakanlıkları silah ve malzemelerin teslim ve kayıt altına alınasından sorumlu olacaklar. Bu şekilde Türkiye yürütme, yasama ve yargısıyla PKK’nın tasfiyesini gerçekleştirecek bir uyum ve işbirliği içinde güçlü siyasi iradesini hukuki bir iradeyle pekiştirmiş oluyor. Çerçeve kanunda hiçbir etnik, siyasi talebin ve üçüncü bir tarafın yer almadığı çok net bir şekilde görülmüş olmasına rağmen, muhalefetin bir kısmının yürüttüğü siyasi polemikler şaşırtıcı ve kendilerine duyulan güveni sarsıcıdır.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2024 yılının Ağustos ayında Ahlat ve Malazgirtt’e iç cephenin güçlendirmesi çağrısını 1 Ekim 2024’te TBMM’nin açılış konuşmasında tekrar etmesi ve MHP Genel Başkanı Dr Devlet Bahçeli’nin TBMM’de DEM Parti sıralarına giderek taziye sunması ve hatır sormasıyla başlayan Terörsüz Türkiye süreci, bu şekilde son aşamasına girmiş bulunuyor. Devlet Bahçeli’nin çağrısı ve ısrarıyla başlayan süreç, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın destek ve talimatıyla bir devlet projesine dönüştü. Terörsüz Türkiye projesinin sade formülünü hatırlatarak devam edelim:
“PKKnın kurucusu DEM Parti aracılığıyla PKKnın feshi için çağrıda bulunacak. PKK bunun üzerine kongresini toplayarak kendini fesih kararı alacak. Bu kararı müteakiben PKKnın tasfiyesi için bir çerçeve kanun çıkarılarak tasfiye gerçekleşecek. Tasfiyeyi müteakiben PKKlıların rehabilitasyon ve entegrasyon süreci başlayacak.”
PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan 27 Şubat 2025’de PKKnın feshi için bir çağrı yaptı. Bu çağrı, örgütün feshinin ötesinde silahlı mücadele ve etnik gerekçelerle bölücülüğün önünü kapatan, Türkiye’nin anayasal sistemini ve birbirine entegre olan sosyolojisinin esas alındığı yeni paradigmanın ortaya konulmasıydı. PKK ve DEM Parti çevreleri bu çağrıyı kabul ettiler ve PKK kendini fesih kararı aldı. Aradan geçen zaman zarfında PKK’nın Öcalan’ın son paradigmasını hazmettiği ve savunduğu görülüyor.
Terörüz Türkiye projesinin tamamlanabilmesi için Öcalan’ın çağrısı, PKK’nın fesih kararı ve PKK’nın tasfiyesi için çıkan çerçeve kanunun ötesinde bir siyasi ve jeopolitik perspektifle durum muhakemes yapmak gerekiyor. Aksi halde süreç eksik anlaşılır. Türkiye uzun ve sert bir egemenlik mücadelesinden sonra içerideki vesayet odaklarını ve onların dışarıda ilişkide oldukları ulusları vesayet odaklarıyla ilişkilerini yeniden tanzim etti, ediyor. İçerideki vesayet odakları tasfiye edildi, tasallut ettikleri kurumlar siyasi otoritenin meşru hiyerarşisine tabi oldular. Türkiye’deki ayaklarını kaybeden ve Türkiye’yi kendi tayin ettikleri hiyerarşiye zorlamak isteyen müttefikleri, diğer küresel güçler ve bölgesel aktörler Türkiye’nin milli devlet olarak egemenliğini, menfaatlerini, stratejik özerkliğini ve artan özgül ağırlığını esas alan yeni bir denge ve uzlaşma zeminini kabul ettiler. Bu yeni denge ve uzlaşma hali, arayışı halen devam ediyor ve sadece Türkiyenin artan özgül ağırlığından değil, dünyadaki jeopolitik deprem ve risklerden de etkileniyor. Türkiye bu yeni durumda bir çok milli meselede avantajlı sonuçlar elde etmiş durumda. Bu avantajlardan biri, Kürt meselesinin uluslararası alandaki hararetini kaybetmesi ve terör örgütlerinin tasfiye sürecinin başlamasıdır. Türkiye yaptığı demokratik açılımlar, güvenlik reformları, siyasi istikrar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tecrübesi ve siyasi iradesiyle bu yeni şartlara büyük bir avantajla girdi.
ABD’nin genel siyasette ve Suriye’de Türkiye’ye hasmane pozisyondan müttefik pozisyonuna geçmesi, PYD/YPGyi desteklemekten vazgeçmesi, Suriye’nin rejim değişikliğiyle Türkiye’nin yakın müttefiği haline gelmesi, Rusya ve İran’ın zayıflayarak bölgeden çekilmesi, Irak merkezi yönetiminin yanında Barzani ve Taliban bölgeleriyle yakın işbirliğinin sağlanması, İsrail hariç bütün ülkelerle ilişkilerinde düzelmelerin yaşanması ve sahadaki tartışmasız başarıları Türkiye’nin elini güçlendirmişti. Bu sebeplerle Türkiye yurt içinde, Suriye ve Irak’ta sağladığı terörle mücadele başarılarını bu jeopolitik avantajlarla birleştirerek askeri , stratejik ve siyasi olarak yenilmiş PKK’nın tasfiyesi için “başarıdan kazanma”stratejisi izledi. Bugün siyasi ve jeopolitik durum muhakemesi yapıldığında Terörsüz Türkiye projesinin başarı şansının çoğaldığı çok net görülüyor. “Çerçeve kanunun”, çerçevesinin anlaşılabilmesi için metnin ötesinde siyasi ve jeopolitik durum muhakemesiyle meseleye bakmak gerekiyor.