Son birkaç yıldır Manşetlerde aynı nakaratı dinliyoruz: "ChatGPT metin yazarlarını bitirecek", "Midjourney tasarımcıları tarihe gömecek", "Kodlama artık öldü." Teknoloji dünyasının havarileri, robotik bir kıyamet senaryosuyla çalışan sınıfının tepesinde sürekli bir giyotin salladı.
Fakat rakamlara ve istihdam verilerine baktığımızda, o beklenen büyük "kıyım" bir türlü gerçekleşmedi. Ofisler boşalmadı, milyonlarca beyaz yakalı bir gecede sokaklara dökülmedi.
Peki ne oldu da Silikon Vadisi'nin bu iddialı kehaneti boşa çıktı? Dünya Ekonomik Forumu tablolarının veya manşetlerin göremediği derin sosyo-ekonomik dinamik neydi?
Korku kırbacı: İtaatkar işçi imalatı
Fransız filozof Michel Foucault, Disiplin ve Cezalandırılmak eserinde iktidarın insanları yönetmek için doğrudan fiziksel şiddete ihtiyacı olmadığını; "sürekli izlenme ve tehdit hissinin" bireyleri kendi kendini denetleyen uysal bedenlere dönüştürdüğünü anlatır.
"Yapay zeka işinizi elinizden alacak" anlatısı, tam olarak kapitalizmin modern disiplin sopası olarak işlev gördü. Teknoloji devleri ve şirket yöneticileri bu tehdidi öyle köpürttüler ki, çalışanlar üzerinde devasa bir güvencesizlik hissi yaratıldı.
“Sesini çıkarma, zam isteme, esnek çalışma saatlerine itiraz etme... Çünkü kapıda senin işini saniyeler içinde yapacak bir algoritma bekliyor.”
Nitekim antropolog David Graeber'ın Bullshit Jobs (Tırt İşler) kitabında vurguladığı gibi; sistemin amacı her zaman verimlilik değildir, boyun eğdirmedir. Yapay zeka işleri yok etmedi; ama çalışanların pazarlık gücünü elinden almak için muazzam bir "korku illüzyonu" yarattı.
Kıyamet gelmedi ama "Değersizleştirme" geldi
Beklenen büyük yıkımın gelmemesinin asıl sebebi, yapay zekanın yeteneksizliği değil; sermayenin strateji değiştirmesidir. Şirketler insanları tamamen kovmak yerine, insanı yapay zekanın çöplerini temizleyen birer "kalite kontrolörüne" dönüştürdü.
Psikolojide ve sosyolojide buna "De-skilling" (Niteliksizleştirme) denir.
- Dün özgün bir reklam metni yazan reklamcı, bugün ChatGPT'nin ürettiği ruhsuz metinleri düzelten bir editöre dönüştü.
- Özgün bir çizim yapan illüstratör, bugün yapay zekaya doğru komutları (prompt) vermeye çalışan bir veri operatörüne evrildi.
Sonuç? İşinizi kaybetmediniz ama işinizin anlamını, zanaatını ve değerini kaybettiniz. İnsan kovulmadı; sadece algoritmanın altında çalışan, daha az maaş verilen ve yeri çok daha kolay doldurulabilir bir vida somununa dönüştürüldü.
Otomasyon paradoksu ve "Hayalet İşçilik"
Yapay zekanın kusursuz bir şekilde her şeyi devralamamasının arkasında yatan bir diğer soğuk gerçek ise: Hayalet İşçilik (Ghost Work).
Gelişmiş yapay zeka modelleri, iddia edildiği gibi sihirli bir biçimde kendi kendine öğrenmiyor. Kenya’dan Filipinler’e kadar uzanan Küresel Güney’de, saatliği 1-2 dolara çalıştırılan milyonlarca gizli insan, algoritmaların şiddet, pornografi ve nefret söylemi üretmesini engellemek için içeriği etiketliyor, temizliyor.
Yani "insansız teknoloji" maskesinin arkasında, ucuzlatılmış devasa bir insan emeği sömürüsü yatıyor. Karl Marx'ın Kapital'de belirttiği otomasyon paradoksu hâlâ geçerli: Makineleşme arttıkça insan emeği ortadan kalkmaz, sadece daha ucuz ve daha görünmez hale getirilir.
Vaat edilen kıyamet vs. yaşanan gerçeklik
| Vaat Edilen "Yapay Zeka" Kıyameti | Yaşanan Sistemik Gerçeklik |
| Kitlesel İşsizlik: Milyonlarca beyaz yakalı kovulacak. | İş Yoğunlaşması: 5 kişinin yapacağı iş, yapay zeka desteğiyle 1 kişiye yüklendi. |
| Tam Otomasyon: İnsansız çalışan akıllı şirketler. | Görünmez Sömürü: Algoritmaları eğiten ucuz veri işçiliği (Ghost Work). |
| Yaratıcı Özgürlük: İnsanlar angaryadan kurtulup sanata yönelecek. | Ruhsal Tükeniş: Algoritmanın ürettiği mekanik çıktıları düzeltme ameleliği. |
Popüler kültürün aynası: Hollywood vs. "Severance"
Popüler kültür bize yıllarca Terminator ya da The Matrix tarzı, teknolojinin insanı radikal bir şekilde yok ettiği, sokakların kaosa sürüklendiği distopyalar izletti. Oysa bugün yaşadığımız gerçeklik bir Hollywood aksiyon filmi değil; Apple TV'nin fenomen dizisi Severance'taki o steril, anlamsız ve klostrofobik ofis ortamına benziyor.
Dizideki çalışanlar gibi ne yaptıklarını, neye hizmet ettiklerini bilmeden, önlerindeki ekranlara düşen anlamsız verileri temizleyen modern beyaz yakalılar... Kıyamet bir patlamayla değil, klavye tıkırtıları arasında sessiz bir teslimiyetle geldi.
Güney Koreli filozof Byung-Chul Han, Yorgunluk Toplumu’nda tam olarak bu duruma işaret eder:
“21. yüzyıl toplumu artık bir disiplin toplumu değil, bir performans toplumudur. Birey artık efendisi tarafından kovulmaz; kendi kendini sömüren bir performans nesnesine dönüşür.”
Sonuç: Robotlar işinizi almayacak ama insanlığımızı seyreltecek
"Yapay zeka milyonları işsiz bırakacak" çığlıkları atanlar, kapitalizmin doğasını yanlış okudular. Sistem, tüketim gücü olan insanları kitleler halinde sokaklara atarak kendi bacağına sıkmaz. Aksi takdirde, ürettiği mal ve hizmetleri satın alacak müşteri bulamaz.
Sistemin yaptığı şey çok daha zekiceydi: Sizi işsiz bırakmadı, ama işinizi ve ruhunuzu sıradanlaştırdı.
Bugün sormamız gereken soru "Yapay zeka yarın işimi alacak mı?" sorusu değildir. Asıl sormamız gereken soru şudur: "Makineler işimizi almadı ama bizi birer makineye dönüştürmeyi başardı mı?"