- İsveçliler 13 Eylül'de sandık başına gidecek. Son anketlerde Sosyal Demokrat Magdalena Andersson liderliğindeki merkez sol ile Başbakan Ulf Kristersson'ın sağ bloku arasındaki fark yalnızca birkaç ondalık puana kadar indi.
- Kristersson, 2022'den beri hükümetini dışarıdan destekleyen aşırı sağcı İsveç Demokratları'na bu kez kabinede bakanlık vermeyi kabul etti. Bu, partinin hükümete ilk kez doğrudan girmesi anlamına gelecek.
- İsveç Demokratları göçün daha da azaltılması, kalıcı oturum izinlerinin kaldırılması ve göçmenlerin ülkeden ayrılmasının teşvik edilmesi gibi sert politikaları savunuyor. Merkez sol da suç ve göç konularında son yıllarda daha sert bir çizgiye kaydı.
- Seçimin sonucunun yalnızca başbakanı değil, İsveç'in göç, güvenlik ve insan hakları politikalarının geleceğini de belirlemesi bekleniyor. Sonuçların pazar gecesi ortaya çıkması beklenirken hükümetin kurulması haftalar, hatta aylar sürebilir.
İsveç, 13 Eylül Pazar günü parlamento seçimleri için sandık başına gidecek. Seçim, son yıllarda ülkenin siyasi dengelerinde yaşanan büyük değişimin yeni bir aşamaya taşınıp taşınmayacağını belirleyecek.
Son anketlerde Sosyal Demokratların lideri Magdalena Andersson'ın öncülüğündeki merkez sol ittifak, Başbakan Ulf Kristersson'ın merkez sağ ve aşırı sağ partilerden oluşan bloğunun az farkla önünde bulunuyor.
Cuma günü yayımlanan Dagens Nyheter/Ipsos anketinde iki blok arasındaki fark yalnızca 0,3 puan olarak ölçüldü. Bu tablo gerçekleşirse merkez sol 349 sandalyeli parlamentoda 175, sağ blok ise 174 sandalye kazanacak.
Bu nedenle küçük partilerin performansı ve oy dağılımındaki çok küçük değişikliklerin bile seçim sonrasında hangi blokun hükümeti kuracağını belirlemesi bekleniyor.
İsveç Demokratları ilk kez kabineye girebilir
Seçimin en önemli başlıklarından biri, aşırı sağcı İsveç Demokratları'nın (SD) gelecekteki hükümetteki konumu.
Parti, 2022 seçimlerinden bu yana Kristersson hükümetine parlamento desteği veriyor ancak bugüne kadar kabinede yer almadı.
Kristersson ise bu kez seçim kazanılması halinde SD'ye bakanlık koltukları vermeye hazır olduğunu açıkladı. Böylece İsveç Demokratları'nın ilk kez doğrudan hükümetin parçası olması mümkün hale geldi.
Bu, İsveç siyasetinde uzun süredir var olan önemli bir tabunun aşılması anlamına geliyor. Kristersson, 2018'de Holokost'tan kurtulan Hedi Fried'e partisinin İsveç Demokratları ile iş birliği yapmayacağı sözünü vermişti. Ancak dört yıl sonra SD'nin desteği, Kristersson'ın başbakan olmasının önünü açtı.
Göç ve suç politikaları sertleşti
İsveç Demokratları'nın hükümete dışarıdan verdiği destek, son dört yılda ülkenin göç ve suç politikalarının belirgin biçimde sertleşmesine yol açtı.
Kristersson hükümeti sığınmacılar için kalıcı oturum uygulamasını kaldırdı, sınır dışı işlemlerini artırdı ve polisin yetkilerini genişletti. Reuters'a göre sığınma başvuruları yaklaşık 40 yılın en düşük seviyesine inerken silahlı saldırılara bağlı ölüm vakaları da yüzde 75 azaldı.
SD ise daha ileri adımlar atılmasını istiyor.
Partinin seçim programında kalıcı oturum izinlerinin iptal edilmesi, göçün daha da azaltılması ve göçmen kökenli kişilerin İsveç'ten ayrılmasının teşvik edilmesi gibi politikalar bulunuyor. Partinin sloganlarından biri ise "İsveç'i yeniden İsveç yapalım."
İnsan hakları konusunda endişe
İsveç Demokratları'nın hükümete girmesi, ülkenin insan hakları politikaları açısından da tartışma yaratıyor.
Sivil haklar kuruluşu Civil Rights Defenders'ın hukuk direktörü John Stauffer, İsveç'in son dört yılda suç ve göç politikalarında büyük değişim yaşadığını belirterek, SD'nin hükümete girmesi halinde bu eğilimin devam edebileceği uyarısında bulundu.
Stauffer'a göre İsveç'in daha az kişinin ülkeye gelmesini ve daha fazla göçmenin ülkeden ayrılmasını hedefleyen politikaları güçlenebilir. Ona göre bu durum, İsveç'in uzun yıllar boyunca sahip olduğu "insan haklarının savunucusu ülke" imajını da daha fazla zayıflatabilir.
Merkez sol da göç politikasında sağa kaydı
Ancak seçim yalnızca sağ blokun yükselişiyle açıklanmıyor.
Magdalena Andersson liderliğindeki Sosyal Demokratlar da seçmenlerin suç, göç ve entegrasyon konularındaki endişelerine yanıt verebilmek için son yıllarda daha sert politikalara yöneldi.
Bu nedenle merkez solun seçimleri kazanması halinde bile İsveç'in son yıllarda uyguladığı göç ve güvenlik politikalarının tamamen tersine çevrilmesi beklenmiyor.
Civil Rights Defenders'tan Stauffer da merkez sol liderliğinde kurulacak bir hükümetin mevcut politikaların tamamını geri almasının olası olmadığını, ancak sertleşme eğiliminin yavaşlayabileceğini belirtiyor.
Küçük partiler seçimin kaderini belirleyebilir
Seçim yarışının son derece yakın olması nedeniyle küçük partilerin alacağı oylar kritik hale geldi.
Sağ blok açısından Liberal Parti'nin performansı önem taşıyor. Parti lideri Simona Mohamsson'ın son aylarda İsveç Demokratları lideri Jimmie Åkesson'a yakınlaşması da dikkat çekiyor.
Merkez sol açısından ise Merkez Parti'nin performansı belirleyici olabilir. Sosyal Demokratların yanı sıra Yeşiller, Sol Parti ve Merkez Parti'den oluşan muhalefet cephesinde hükümet kurma konusunda henüz tam bir ortaklık formülü bulunmuyor.
Reuters'a göre merkez solun en büyük sorunu, Andersson'ın seçim kazanması halinde birbirleriyle önemli politika farklılıkları bulunan partileri aynı hükümet çatısı altında bir araya getirmek olacak.
Seçimin ana gündemi ekonomi, sağlık ve güvenlik
Seçim kampanyasında göç ve suç önemli başlıklar olsa da seçmenlerin öncelikleri yalnızca bu konularla sınırlı değil.
Ekonomi, sağlık hizmetleri, yaşam maliyeti, eğitim, iklim politikaları ve entegrasyon da kampanyanın temel gündemleri arasında yer aldı.
Kristersson, seçim kampanyasının son günlerinde Donald Trump'ın siyasi sloganını çağrıştıracak şekilde "İsveç'i yeniden harika yapmak" istediğini söyledi. Sağ blokun seçimi kazanması halinde ise ülkenin siyasi tarihinde yeni bir dönem başlayabilir.
Avrupa'daki aşırı sağ dalgasının yeni sınavı
İsveç seçimi, Avrupa'da aşırı sağ partilerin güç kazandığı bir dönemde gerçekleşiyor.
Almanya'da aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) son eyalet seçimlerinde önemli bir zafer kazanırken, Fransa'da Marine Le Pen gelecek yılki cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde anketlerde güçlü konumunu koruyor. Guardian, İsveç'teki seçimi bu geniş Avrupa siyasi dönüşümünün bir parçası olarak değerlendiriyor.
İsveç'te ise asıl soru, İsveç Demokratları'nın hükümete dışarıdan destek veren bir güç olmaktan çıkıp ilk kez doğrudan iktidarın parçası olup olmayacağı.
Seçim sonucunda sağ blokun kazanması halinde SD'nin birkaç bakanlık elde etmesi bekleniyor. İsveç siyaset uzmanı Fredrik Furtenbach'a göre bu, parti açısından "büyük bir atılım" olacak.
Öte yandan SD'nin oy oranının Kristersson'ın Moderatları'nı geçmesi halinde başbakanın kendi hükümetindeki siyasi ağırlığı da sorgulanabilir. Gothenburg Üniversitesi'nden siyaset bilimci Marie Demker, böyle bir tabloda İsveç Demokratları'nın "pratikte kontrolü ele geçirebileceğini" savunuyor.
Sandıkların kapanmasının ardından sonuçların pazar gecesi netleşmesi bekleniyor. Ancak iki blok arasındaki farkın son derece düşük olması nedeniyle İsveç'in yeni hükümetinin kurulması haftalar, hatta aylar sürebilir.