- Trump yönetimi UAP belgelerinin daha fazla açıklanması için çalışmalar yürütüyor.
- Danışma kurulu başkanı Avi Loeb, olası uzaylıların Dünya'nın siyasi sınırlarıyla ilgilenmeyeceğini söyledi.
- Loeb, Trump döneminde dünya dışı yaşamın keşfedilmesinin başkanın tarihsel mirasını değiştirebileceğini belirtti.
- Pentagon'un yayımladığı belgelerde şimdiye kadar dünya dışı yaşama ilişkin kesin bir kanıt bulunmadı.
Harvard Üniversitesi fizikçisi Avi Loeb, yıldızlararası uzaydan Dünya’ya gelecek olası bir uygarlığın, insanların ülkeler ve topraklar arasındaki siyasi bölünmeleriyle ilgilenmeyeceğini ifade etti.
Loeb, böyle bir durumda uzaylıların ABD Başkanı'nın kim olduğuna veya Beyaz Saray'da kimin bulunduğuna önem vermesinin beklenemeyeceğini söyledi.
Trump’ın mirasını değiştirebilir
Loeb’e göre Trump’ın görev süresi içinde dünya dışı yaşamın keşfedilmesi veya uzaylılarla temas kurulması, başkanın tarihsel mirasını olağanüstü biçimde etkileyebilir.
Böyle bir keşfin milyonlarca yıl sonra dahi hatırlanabileceğini belirten Loeb, bunun insanlığın geleceğini şekillendirecek bir gelişme olacağını savundu.
UAP belgeleri açıklanıyor
Trump yönetimi haziranda UAP'ler konusunda bilimsel danışma konseyi oluşturmuştu. Pentagon şimdiye kadar beş parti halinde UAP belgelerini kamuoyuna açarken, yayımlanan kayıtlar dünya dışı yaşam veya uzaylı teknolojisine ilişkin kesin bir kanıt ortaya koymadı.
Belgelerde daha çok son yıllarda ve geçmişte yaşanan, kaynağı açıklanamayan hava olaylarına ilişkin kayıtlar yer aldı. Yönetim ayrıca UAP konusunda bilgi sahibi ihbarcıların gizlilik yükümlülüklerini ihlal etme endişesi yaşamadan konuşabilmesine yönelik bir süreç üzerinde çalışıyor.
Loeb’in yaklaşımı tartışılıyor
Loeb’in danışma kurulunun başına getirilmesi bilim dünyasında tartışmalara yol açtı. Bazı bilim insanları, Loeb’in dünya dışı yaşam ihtimaline ilişkin bazı iddialarını mevcut kanıtların ötesine taşıdığını savunuyor.
Buna karşın Loeb, UAP'lerin insan yapımı olduğuna dair kanıt bulunmadığı sürece, Dünya çevresinde gözlemlenen olayların öncelikle insan kaynaklı fenomenler olduğu varsayımından hareket ettiğini belirtiyor.