Bir kutu gazlı içecek içtiğinizde aklınıza ilk ne geliyor?
Fazladan aldığınız kaloriler, bel çevrenizde biriken yağlar, yükselen kan şekeri ya da diyabet riski mi? Peki size şekerli içeceklerin etkilerinin yalnızca kilo almakla sınırlı olmayabileceğini, yeni bir bilimsel araştırmanın bağırsak kanserinin yayılmasında rol oynayabilecek bir mekanizmayı ortaya koyduğunu söylesem?
Nature Metabolism dergisinde 2025 yılında yayımlanan bir çalışma da, şekerli içeceklerde bulunan iki basit şekerin, glikoz ve fruktozun, kolorektal kanser hücrelerinin hareketliliğini ve metastaz potansiyelini nasıl etkileyebileceğini anlatıyor. Bu araştırma, “Şeker kanser yapar mı?” sorusundan daha ileri bir soruyu gündeme getiriyor: Şeker, bazı kanser hücrelerinin vücutta yayılmasını kolaylaştıran metabolik süreçleri etkileyebilir mi?
Yani mesele yalnızca kaç kalori aldığımız değil! Besinlerin metabolik etkileri.
Zaten şekerli içeceklerin fazla tüketilmesinin kilo artışı, tip 2 diyabet ve metabolik hastalıklarla ilişkisini biliyoruz. Şimdi bilim insanları, bu içeceklerin kanser hücrelerinin davranışları üzerindeki etkilerini de araştırıyor.
Bilim insanları ne buldu?
Araştırmacılar, glikoz ve fruktozun birlikte bulunduğu koşulları inceleyerek bu karışımın kolorektal kanser hücrelerinin davranışlarını nasıl değiştirdiğini araştırdı. Çalışmada, belirli kanser hücrelerinde glikoz ve fruktozun birlikte bulunmasının, yalnızca glikoz bulunan koşullara kıyasla hücre hareketliliğini ve invazyon kapasitesini artırabildiği gösterildi.
Araştırmanın dikkat çeken bölümlerinden biri fare deneyleriydi. Şekerli içeceklerin bileşimini taklit eden glikoz-fruktoz karışımına maruz bırakılan deney hayvanlarında, yalnızca glikoz verilen gruba kıyasla karaciğer metastazlarında artış gözlendi. Üstelik bu sonuç, belirgin bir vücut ağırlığı değişikliği olmadan da ortaya çıkabildi. Peki bu bulgu neden önemli?
Çünkü kanserin ilerlemesiyle ilgili metabolik etkilerin tamamını yalnızca obeziteye bağlayamayabileceğimizi düşündürüyor. Ancak burada bilimsel bir sınır çizmemiz gerekiyor: Farelerde gözlenen bir etkinin insanlarda aynı ölçüde gerçekleştiği söylenemez. Bu araştırma, insanlarda şekerli içecek tüketiminin doğrudan metastaza neden olduğunu kanıtlayan bir klinik çalışma değil. Hücre deneyleri ve hayvan modelleri üzerinden olası bir mekanizmayı ortaya koyuyor.
SORD: Kanser hücresinin metabolik anahtarlarından biri mi?
Araştırmanın en çarpıcı yanı, hücrelerin enerji üretiminde rol oynayan bir mekanizmaya odaklanması. Bilim insanları, glikoz ve fruktozun birlikte bulunduğu koşullarda SORD adı verilen sorbitol dehidrogenaz enziminin işlevinin değiştiğini gösterdi. Bu değişim, hücre içindeki NAD⁺/NADH dengesini etkiliyor. Bu dengeyi, hücrenin enerji üretiminde kullandığı biyokimyasal sistemlerden biri olarak düşünebilirsiniz. Bunun sonucunda glikoliz adı verilen enerji üretim süreci hızlanabiliyor ve mevalonat yolu olarak bilinen başka bir metabolik sistem etkinleşebiliyor. Araştırmacıların bulgularına göre bu süreçler, belirli kolorektal kanser hücrelerinin hareket etme ve yayılma kapasitesini destekliyor. Üstelik araştırmacılar, SORD enziminin işlevini genetik yöntemlerle ortadan kaldırdıklarında kanser hücrelerinin hareketliliğinde ve deney hayvanlarındaki metastaz oluşumunda azalma gözlemledi. İşte bu nedenle SORD, gelecekte geliştirilebilecek kanser tedavileri açısından araştırılmaya değer bir hedef olarak öne çıkıyor. Ancak unutmayalım: Bir enzimin deney ortamında baskılanmasının metastazı azaltması, o enzimi güvenli ve etkili biçimde baskılayan bir ilacın insanlarda kullanılabileceği anlamına gelmiyor. Bu alanda daha fazla araştırmaya ihtiyaç var.
Kanser hastaları şekerli içecekleri tamamen bırakmalı mı?
Benim hekim olarak bu araştırmadan çıkardığım en önemli mesaj şu: Şekerli içecekleri günlük beslenmemizin sıradan ve zararsız bir parçası olarak görmemeliyiz. Özellikle kolorektal kanser tanısı alan kişilerin beslenmesi, hastalığın evresine, uygulanan tedavilere, kilo durumuna, kas kütlesine ve kişinin genel sağlık durumuna göre planlanmalı. Bu çalışma, kanser hastalarında şekerli içecek tüketiminin metastazı kesin olarak artırdığını kanıtlamıyor. Dolayısıyla hastalar bu sonuç nedeniyle kendilerini suçlamamalı, beslenmelerindeki tek bir unsurun hastalıklarının seyrini belirlediğini düşünmemeli ve tedavilerini değiştirmemeli.
Kanser tedavisi sırasında yeterli enerji ve protein almak da son derece önemli. İştahsızlık, kilo kaybı veya beslenme güçlüğü yaşayan hastalarda gereksiz kısıtlamalar zararlı olabilir. Bu nedenle kişiye özel beslenme planı yapılmalı.
Meyve yiyelim mi, yemeyelim mi?
Bu araştırmayı okuduktan sonra aklınıza şu soru gelebilir: “Madem fruktozdan söz ediyoruz, meyve yemeyi de bırakmalı mıyız?”
HAYIR! Meyvenin içindeki şeker ile şekerli içeceklerdeki ilave şeker aynı beslenme bağlamında değerlendirilmemeli. Bütün meyveler lif, vitamin ve çeşitli biyoaktif bileşenler içerir. Ayrıca çiğneme ve sindirim özellikleri nedeniyle şekerli içeceklerden farklı bir tüketim biçimine sahip. Sağlıklı yetişkinler için temel yaklaşım, meyveyi tamamen kesmek değil; dengeli beslenmek, yeterli lif almak ve ilave şeker tüketimini sınırlamak. Özellikle meyve suyu ile bütün meyveyi birbirine karıştırmamak gerekir. Meyve suyu, şeker ilave edilmemiş olsa bile, bütün meyvenin lif ve tüketim özelliklerini aynı şekilde sunmaz.
Soframızda neyi değiştirebiliriz?
Günlük hayatta uygulayabileceğimiz birkaç basit ama değerli adım var:
- Susadığımızda ilk tercihimiz su olsun.
- Gazlı ve şekerli içecekleri günlük alışkanlık hâline getirmeyelim.
- Şekerli soğuk çaylar ve enerji içeceklerinin de ilave şeker kaynağı olabileceğini unutmayalım.
- Meyve suyu yerine mümkün olduğunca bütün meyveyi tercih edelim.
- Liften zengin sebze, meyve, baklagil ve tam tahıllara beslenmemizde yer verelim.
- Sağlıklı kiloyu koruyalım ve düzenli fiziksel aktiviteyi ihmal etmeyelim.
- Kolorektal kanser taramalarını yaşımıza, aile öykümüze ve kişisel risklerimize uygun zamanda yaptıralım.
Sonuç olarak, kanserden korunmayı tek bir besine ya da alışkanlığa bağlayamayız. Ancak şekerli içecekleri azaltmak, liften zengin beslenmek ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarını benimsemek, genel sağlığımızı korumak için atabileceğimiz değerli adımlardır. Unutmayalım, önemli olan yalnızca kilomuz değil, sağlığımızı bir bütün olarak korumaktır.