Algı yönetiminde kelimeler, zihinsel bariyerleri aşmak veya yeni önyargılar inşa etmek için kullanılan en güçlü "Truva atlarıdır."
Kendi kavramlarımızla düşünmezsek, başkalarının istediği gibi düşünürüz.
Başkalarının istediği gibi düşünen, başkaları için konuşur.
Örnekler verelim de daha anlaşılır olsun!
- Cihadist – Cihatçı: "Cihat" gibi yüce bir kavramı "terörizm" ile eşitlemek için uydurulmuştur. Bizim kültürümüzde cihat, nefis terbiyesinden adaleti tesise kadar geniş bir skaladayken; bu terimle sadece "kan döken radikal" algısı oluşturulur.
- İslamcı - İslamist: Müslüman olmayı bir inanç biçiminden çıkarıp, onu "ideolojik bir militanlık" gibi sunar. "Hristiyancı" veya "Yahudici" diye bir şey hiç duydunuz mu? Bu işte tamamen algı operasyonunu.
- Ilımlı İslam ve Radikal İslam: İslam'ın sanki "sert" ve "tehlikeli" bir aslı varmış da, Batı değerlerine uyum sağladığı ölçüde "ehlileştirilmiş" hali makbulmüş algısını yaratır. Ya da İslami yorumların sertliği terörizm doğurur diye düşündürür. Oysa İslam zaten dengedir. Kelime anlamı Barıştır.
- Ortadoğu: Bu kavram tamamen İngiliz merkezli bir coğrafi tanımlamadır. Bize "Batı'ya göre nerede olduğumuzu" dayatır. Bizim kültürümüzde bu bölge "Havza-i İslamiye" veya "Gönül Coğrafyasıdır.” Birilerinin doğusu ya da batısı değil, merkezin kendisidir. Dünya medeniyeti burada kurulmuştur.
- Muhafazakar: Batı'da statükoyu koruyan, değişime direnen sağ siyaseti ifade eder. Ancak Anadolu irfanında "değerlerini muhafaza etmek" statükoculuk değil, kökü mazi olan bir atidir. Bizdeki "dindar" veya "münevver" kavramlarının yerini tam olarak dolduramaz. Ayrıca aydın ve entelektüel de münevverin yerini doldurmaz. Aydın aydınlanmıştır ama kimse her şeyi bilemez. Münevver ise aydınlatandır. Bildiğini sana öğreten…
- Hümanizm: Genelde "insan sevgisi" olarak pazarlanır. Ancak kökeni itibarıyla "Yaratanı dışlayan, insanı merkeze koyan" bir dünya görüşüdür. Bizim kültürümüzdeki "Yaratılanı severiz Yaradan'dan ötürü" felsefesiyle, yani "Rahmani bir sevgi" ile taban tabana zıttır.
- Birey: Batı'daki "birey," toplumdan kopuk, atomize ve sadece kendi haklarını önceleyen bir figürken bizde, "şahsiyet" vardır. Şahsiyet, topluma karşı sorumlulukları olan, bir cemiyetin parçası olan onurlu duruştur. Bizde aile vardır, mahalle vardır, toplum vardır, millet vardır ve bunların hepsinin oluşturduğu bilin, birliktelik duygusu, ortak ülkü ve hedefler vardır.
- Mahalle Baskısı: Yahu bu hepimizi hizaya sokan, güveni ve güvenliği sağlayan, devlete ihtiyaç olmadan otokontrol geliştiren, ahlaki yozlaşmanın önünde engel olan kavram hakkında olumlu düşünen bir insan kalmadı. 90’lar ve 2000’lerin dizileri sağ olsunlar. Peki o diziler liberalleşme döneminde bize hangi kavramı öğretti.
- Özgürlük: Modern anlamda özgürlük "her istediğini yapabilmeye" evrilmişken, bizde "hürriyet," kul olmanın bilinciyle esaretten kurtulmaktır. “La İlahe” diyerek tüm kullukları, efendilikleri, baskıları, ast-üst ilişkisini reddetmektir. Devamında “İlla Allah” diyerek de yalnızca ona kul olacağımızı ve başka hiçbir üst tanımadığımızı söylemektir.
Dezenformasyon sadece yalan haber yaymak değildir; kavramların içini boşaltarak bir toplumu kendi diline yabancılaştırmaktır. "Cihadist" kelimesini kullanan bir genç, farkında olmadan meseleye bir Pentagon analisti gibi bakmaya başlar.
Zihni işgaline başka örnekler verelim;
Dünyadaki ırkların biri hariç diğerlerini sistematik bir şekilde öldürürseniz bunun adı “Soykırım” olur ama Yahudileri öldürürseniz adı “Holokost”tur.
Dünyadaki başka ırklara karşı bir şey söylerseniz hiçbir şey olmaz. Hadi biraz fazla ileri giderseniz “Irkçı” olursunuz. Ama Yahudilere ağzınızı açtığınız an “Antisemitist” olursunuz.
Bakın kendi kavramları, özel isimleri…
Gazze’dekilerde bizim artık özel bir kavram üretme zamanımız gelmedi mi?
Kendi kelimelerimizi kullanmak, kendi kavramlarımızı üretmek bir zihinsel bağımsızlık meselesidir.
Zihinler bağımsız olursa; bağımsız bir toplum, bağımsız bir siyaset, bağımsız bir ekonomi, dış politika, savunma sanayi, hepsi olur. Bileği bükülmez ve egemen olursun.
Dezenformasyonun teknik bir "yalan haber" meselesinden ziyade, bir "zihin işgali” ve "toplumsal mühendislik" aracıdır. Dezenformasyon artık bilginin doğruluğuyla ilgilenmiyor, insanın duygularıyla ilgileniyor. İlla yalan olmasına gerek yoktur. Oluşturduğu duygu onun için önemlidir. Öfke, korku veya aşırı heyecan uyandırması yeterlidir. "Bir haberi okuduğunuzda ilk hissiniz öfkeyse, muhtemelen bir operasyonun hedefindesinizdir.”
Dezenformasyonun en sevdiği ve anında yeşerdiği yerler yankı odalarıdır. Sosyal medya algoritmalarının bizi sadece bizim gibi düşünenlerle buluşturarak, dışarıdaki gerçekliğe kör etmesi günümüzde dezenformasyon ile mücadeleyi en çok zorlaştıran durumdur. Sosyal medya dezenformasyonun ekildiği en verimli topraktır.
En başta da söylediğim gibi “Dilin İşgali” ile her şey başlar. Bir toplumu teslim almak istiyorsanız, önce onun kavram setini bozarsınız. Teröre "özgürlük mücadelesi", milli değerlere bağlılığa "izolasyonizm" derseniz, algıyı olgudan koparırsınız.
"Savaş" yerine "operasyon," "işgal" yerine "demokrasi getirme" gibi kelime oyunlarının, kitleleri nasıl pasifize ettiğini unutmayalım.
Yapay zeka ve deepfake gibi yalan araçlarına karşı da dikkatli olup, medya okuryazarlığını geliştirmekte ve teyit mekanizmasını duyguların önüne geçirmekte fayda var.
"Dezenformasyon sadece yanlış bilgi değildir; doğruyu ayırt etme yeteneğimize yapılan bir suikasttır. Kendi kavramlarıyla düşünmeyenler, başkalarının kurduğu hayallerin figüranı olurlar. Bugün burada sadece kelimeleri değil, geleceğimizi savunuyoruz."