1931 İstanbul Seçimleri ve “Gülünçlü Durumlar”

Tek parti dönemindeki “seçim törenleri” çok öğreticidir. Bu adı seçim olan ama kendisinde demokratik anlamda bildiğimiz rakiplerin olmadığı ve her şeyi tek partinin tayin ettiği garip seçim törenleri, her Cumhuriyetin neden demokrasi olmadığını başlı başına öğretmeye yeter.

Murat Yılmaz

Yazan: Murat Yılmaz

· 6 dk okuma

1931 İstanbul Seçimleri ve “Gülünçlü Durumlar”

Tek parti dönemindeki “seçim törenleri” çok öğreticidir. Bu adı seçim olan ama kendisinde demokratik anlamda bildiğimiz rakiplerin olmadığı ve her şeyi tek partinin tayin ettiği garip seçim törenleri, her Cumhuriyetin neden demokrasi olmadığını başlı başına öğretmeye yeter. Seçim törenleri, seçimler gerçekten bir seçim olmadığı için sandık alayları, bandolar, ilk oyu kim kullanacak, son oyu kim kullanacak gibi tuhaf ve konik tartışmalarla sulandırılıyor… Seçimleri gerçekten ciddiye alan Abdullah Efendi gibi ise birkaç kişiyse eli kolu tutularak sözleri ”latife” haline getiriliyor. Bu seçim sahnelerinin ders kitaplarında yer almayı bırakın, dönemi anlatan akademik ve hatta muhalif kitaplarda dahi yer almaması şaşırtıcı değil mi? Geçen yazımızda 1935 seçimlerinden bahsetmiştik, şimdi 1931 yılına ve İstanbul’a gidelim…

İstanbul seçimleri İstanbul'un büyüklüğü, iş ve kültür merkezi olması yanında gazete merkezlerinin de İstanbul'da olması yüzünden, gazetelerin en geniş olarak ele aldığı seçimler olmaktadır. 1931 seçimlerinde İstanbul, 4 müstakil mebusluk için boş yer bırakılması ve bu 4 mebusluk için 50 kişinin aday olmasıyla renkli bir seçim süreci yaşamış ve gazetelerin ilgisini çekmiştir. Seçim sonucunda, ikinci seçmenlerin 4 müstakil mebusluk için tercihte bulunmamaları da İstanbul seçimini ilginç kılan bir başka özellik olacaktır.

Seçim törenleri 1908'den itibaren İstanbul seçimlerinde kullanılan tarihî seçim sandığının kırmızı beyaz kurdelelerle süslenmiş olarak yedi onbeşte Belediye'den alınarak, süslenmiş bir itfaiye arabasına konulmasıyla başlamıştır. İtfaiye arabasının önünde şehir bandosu olduğu halde, seçim sandığı seçimin yapılacağı Darülfünun salonuna doğru yola çıkarılmıştır. Sandık alayı peşinde seçim teftiş heyetini taşıyan otomobiller olduğu halde, halkın tezahüratı altında bayraklarla süslenmiş Darülfünun salonuna getirilmiştir.

Bir yanda bando Darülfünun bahçesinde çalarken, müstakil mebus adayları da kapıda gelen ikinci seçmenlere hazırladıkları seçim beyannamelerini dağıtmaktadır. Milliyet gazetesi bu haberi, dağıtılan beyannameler "pulsuz" olduğu (onaylattırılmadığı) için toplanması gerekirken, sadece bir zabıt tutulmakla yetinildiği şeklinde vermektedir. Yine Milliyet'e göre, müstakil mebus adaylarına isterlerse propaganda konuşması yapabilecekleri de söylenmiş, ancak adaylar hazırlıklı olmadıkları gerekçesiyle konuşma yapmamışlardır.

Saat sekizde CHF adayları ile müstakil adayların ismi kara tahtaya yazılmıştır. Muhalif Son Posta gazetesinde müstakil adayların isimlerini yazma işini kimsenin üstlenmediği, "adeta herkes çekiniyordu" denilerek anlatılıyor. Sonunda Belediye Başkanı bu işin yapılması için bir gence emir vermiştir.

Oy verme işlemine geçilmeden ikinci seçmenlerden avukat Abdullah Bey müstakil adaylara oy vermeme yönünde alınan karara itiraz ederek, Gazi'nin kendilerine bahşettiği haktan yararlanarak bir müstakil adaya oy vereceğini söylemiştir. Cumhuriyet gazetesinin "heyecanlı bir lâtife" başlığıyla verdiği olayın devamı şu şekilde gelişmiştir:

"Diğer müntehibi saniler kendisine, bütün müntehibi sanilerin CHF müntehibi sanisi olduğu, binaenaleyh aranılan evsafı haiz olmayan müstakil namzetlere arkadaşlarının hilafına olarak rey vermenin doğru olmıyacağı söylenilmiştir. Mumaileyh bir müddet daha söylendikten sonra kendisine bir rey verdiği takdirde bununla bir meb'us çıkabileceği ve bir rey ile meclise iştirak edeceği ve bunun da doğru olamıyacağı söylenmiş ve o da ısrar etmiyerek esasen bunun bir latifeden ibaret olduğunu söylemiş ve mes'ele de kapanmıştır."

Diğer gazetelerin olayı anlatışlarından ve çıkan tartışmalardan avukat Abdullah Bey'in ciddî olduğu ve ancak niyetinden vazgeçtikten sonra yaptığına "latife" dediği anlaşılıyor. Daha önce SCF'nı destekleyen dönemin en sert muhalif gazetelerinden Arif Oruç'un Yarın gazetesi ise olayı başka türlü anlatmaktadır. Buna göre Abdullah Bey müstakil adaylara oy verirken "...sandık başında bulunanlar tarafından eli tutularak bu hareketinden menedildi."

Olayın devamı şöyle anlatılıyor:

"Abdullah Bey bu vaziyet üzerine şöyle bağırdı:

- İstediğime rey vermekte hürüm! Gazinin bana verdiği hakkı istimal [kullanacağım] edeceğim.

Fakat H. Fırkası gayretleri Abdullah Beyin bu hitabesini gürültüye boğarak kendisini kandırdılar."

Yarın gazetesi ikinci seçmenlerden Emin Bey'in de aynı şekilde susturulduğunu kaydediyor. Yarın gazetesi seçimlerde başka kanunsuzlukların da yaşandığından bahsediyor. "Sandık başında duran heyeti teftişiye azaları kanunun hilafına olarak rey varakalarını tetkik ediyorlar." Yarın gazetesi bunlar dışında CHF Beyazıt mutemedi Metgi ve Fatih mutemedi Hikmet Beylerin ikinci seçmenleri uyararak müstakil adaylara oy verenlerin fırkadan ihraç edileceğini söylediklerini yazıyor. Yarın gazetesi, haberler dışında Abdullah Bey'e yapılan müdahaleyi Arif Oruç'un yazdığı başyazısında da eleştirmiştir.

Abdullah Bey'in bu "latifesi" seçim sisteminin ilginç bir yönü olan, bir ikinci seçmenin bir oyuyla mebus seçebilmesi ihtimaline dikkat çekiyor. Olayın işaret ettiği bir başka husus ise ikinci seçmenlerin seçim öncesi müstakil mebusluk için oy vermeme kararı almış olmalarıdır. Yarın gazetesinde yer alan iddiaların ise, en azından muhalefetin CHF'na olan derin güvensizliğini yansıttığı söylenebilir.

Saat sekizi onsekiz geçe seçim sandığı açılarak boş olduğu herkese gösterildikten sonra, sandık kapatılarak ağzı heyeti Teftişiye tarafından mühürlenmiştir. Bundan sonra tek parti dönemi seçim törenlerinin en mühim meselelerinden biri olan ilk oyu kim atacak "tartışması" yaşanmıştır. Bu "tartışma" yapay ve eğlence olsun diye yapılan bir tartışma olmakla beraber, gazetelerde ayrıntılarıyla yayınlanmaktadır. Vali Muhittin Bey ilk oyu kullanmak isterken, bir saniye önce sandık başına koşan Sultanahmet Sulh Mahkemesi Başkâtibi Hakkı Efendi hakkın kendisinde olduğunu ve ilk oyu kendisinin kullanacağını söylemiştir. Sandık memuru Vali Muhittin Bey'in oyunu alarak atmak üzereyken, Hakkı Efendi daha çabuk davranmış ve ilk oyu atmıştır.

İkinci seçmenler oy kullanırken bando devamlı çalmakta ve kapıda müstakil adayların adamları propaganda yapmaktadırlar. Adaylardan Sadi Bey beyannameyle beraber bastırdığı özel oy pusulalarını da dağıttırırken, Hacı İbrahimzade Cemal Nusret Beyin beyannamesi de dağıtılmaktadır. Adaylardan hamal Bahri reisin propagandasını Cumhuriyet gazetesi şöyle anlatıyor:

"Bilhassa namzetlerden hamal bahri reisinin propagandası çok şayanı dikkatti. Mumaileyh gelip geçenin yolunu kesiyor ve âdeta yalvarıyordu:

- Kuzum Beyim, rica ederim, Bahri reise bir rey veriniz, göreceksiniz neler yapacağım, neler...

- Aman beyim, Bahri reisi unutmayın...

Bahri reis öğleye kadar propagandasına devam etmiş bundan sonra artık yorularak savuşmuştur."

Seçimin bu ilginç sahnelerinden sonra, tek parti dönemi seçimlerindeki bir başka önemli "tartışma" ve eğlence konusu olan son oyu kim atacağı meselesi gündeme gelmiştir. Saat sandığın kapanma saati olan 16'ya yaklaştığı halde, son oyu atabilmek için oylarını kullanmayan ikinci seçmenler birbirlerini atlatarak sona kalmak istemektedirler. Yarın gazetesi bu atlatma gayretlerini eleştirerek, "çok gülünçlü" bir durum olarak değerlendirmektedir. Seçimler bu şekilde sona erdikten ve oy tasnifi yapıldıktan sonra Heyeti Teftişiye şu açıklamayı yapmıştır:

"İntihabata iştirak eden bütün müntehibi saniler ittifakla reylerini CH Fırkasının 12 namzedine vermişlerdir. Müstakil namzetlerden hiçbiri tek rey alamamışlardır. Bu suretle 4 meb'usluk münhal kalmıştır.

Bu suretle gerek intihaba kâmilen iştirak etmek ve gerek yalnız Fırka namzetlerine rey vermek suretile Fırka müntehibi sanileri rüştü siyasetlerini isbat etmişlerdir."

Açıklamada ikinci seçmenlerin sadece CHF adaylarına oy verdiğinin ve müstakil adayların bir tek oy dahi alamadığının vurgulanarak, bunun ikinci seçmenlerin siyasî rüştlerinin ispatı olarak sunulması dikkat çekicidir.

Görüldüğü gibi tek parti dönemindeki seçim törenleri, tek parti döneminde gerçekten seçim yapıldığı anlamına gelmiyor. Yarın gazetesi haksız mı? Ortada gülünçlü durumlar yok mu? Tek parti dönemi ve siyaset hakkında yazıp çizenlerin bunlar hiç yaşanmamış gibi yazıp çizmesi, analizler yapması ise çok trajik değil mi?

Diğer yazarlar

Podcast

gdh'i Google'da takip edin

Google'un yeni Tercih Edilen Kaynaklar özelliğiyle veya Google Haberler'den gdh içeriklerini doğrudan akışınıza ekleyin.

Yazı Boyutu

Haberin görünümü bu boyutta görünücek. Göz yorgunluğu olmadan rahat okuma.

Haberi Paylaş

Sayfayı Paylaş

gdh'yi bir arkadaşınıza tavsiye etme ihtimaliniz 0-10 skalasında kaç olur?

Hiç tavsiye etmezdimKesinlikle tavsiye ederim