İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan uluslararası sistem kurum, kural ve değerlerinin artık işlevini yerine getirmediği görülüyor… Uluslararası sistem ve kurumları aratan bir şekilde eleştiriliyor, tartışılıyor… Birleşmiş Milletler bu sistemin ve problemlerin kurumlarından biri. Birleşmiş Milletler genel kurulu bu eleştirilerin ve çözüm önerilerinin dile getirildiği bir platforma dönüşmüş durumda. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bir süredir Birleşmiş Milletler ve uluslararası sisteme ilişkin eleştirilerini genel kurulda dile getiriyor. Erdoğan'ın “Dünya beşten büyüktür” sloganı bu eleştirilerin çerçevesini tayin ediyor. Erdoğan veto yetkisine sahip 5 daimi üyenin BM'yi işlemez hale getirdiğini ısrarla söylüyor. Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün de 16. Kez BM genel kurulunda konuşacak ve muhtemelen BM üzerine eleştirilerini ve çözüm önerilerini dile getirecek.
Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşasından önce Bloomberg için "BM, Güvenlik Konseyi'nin veto hakkını kaldırmalıdır" başlıklı bir makale kaleme alarak tezlerini net bir şekilde ifade etmiş. Erdoğan’ın tezleri aşağıda daha geniş bir şekilde ele alacağımız Brezilya Cumhurbaşkanı, Avrupa Konseyi Başkanı, Kenya Cumhurbaşkanı ve Kanada Başbakanı'nın ortak çağrı metni ile büyük ölçüde örtüşüyor.
Erdoğan İkinci Dünya Savaşı sonrasını yansıtan BM düzeninin dünyadaki gelişmeler ve güç değişimlerini dikkate almadığı için işlemediğini ve meselelere çözüm üretemediğini vurguluyor. Erdoğan yeni imtiyazlı üyeler yerine seçimli bir güvenlik konseyi, farklı bölgelerin dahil edildiği çoğulcu ve çoğunluğun karar aldığı bir koalisyonla reform sürecinin başlayabileceğini söylüyor:
"Farklı coğrafyaların tecrübesini, kapasitesini ve iradesini küresel ve bölgesel meselelerin çözümüne dahil etmek mecburiyetindeyiz. 'Dünya 5'ten büyüktür' çağrımız, bu yönüyle daha geniş bir sorumluluk anlayışına davettir. Reform ihtiyacını artık somut bir yol haritasına dönüştürmek elzemdir. Bu yol haritasının merkezinde ise veto imtiyazının ilgası yer almalıdır. Çünkü Güvenlik Konseyine ayrıcalıklı yeni üyeler eklemek, karar alma gücünün birkaç devletin elinde toplanması sorununu çözmez ve imtiyazlı yapının kapsamını genişletir. Veto imtiyazının kaldırılması, anlamlı her türlü reformun hem başlangıç noktası hem de temel stratejik hedefi olmalıdır. Reform, aynı imtiyazın başka devletlere de tanınması anlamına gelemez. Genel Kurul bünyesinde, hiçbir devletin uluslararası toplumun çoğunluğunun iradesini kalıcı olarak engelleme yetkisine sahip olmaması ilkesi etrafında geniş bir koalisyon oluşturulmalıdır."
Erdoğan genel kurul yetkilerinin güçlendiği ve güvenlik konseyinin seçimlerle oluştuğu bir sistem öneriyor:
"Genel Kurul'un yetkileri güçlendirilmeli, daimi üyeliklerin bulunmadığı, Güvenlik Konseyi üyelerinin Genel Kurul tarafından belirli süreler için dönüşümlü olarak seçildiği, yeniden görev almak isteyen ülkelerin seçimlerde üyelerin çoğunluğunun güvenini yeniden kazandığı bir yapıyla Güvenlik Konseyinin temsil kapasitesi ve Genel Kurul karşısındaki hesap verebilirliği artırılmalıdır. Geleceğin uluslararası düzenini geçmişin hiyerarşilerini muhafaza ederek kuramayız.”
Erdoğan hızlanan gelişmelerin güç dengelerini de hızla değiştirdiğini vurgulayarak eski sistemin buna intibak edemediğini kaydediyor…
“Dünya tarihi bakımından oldukça kısa sayılabilecek son çeyrek asırda yaşanan gelişmeler, hiçbir güç dengesinin ve hiçbir uluslararası nizamın baki olmadığını gösterdi. İnsanlığa barış, istikrar ve ortak refah vadeden sistem, yeni savaşları önlemekte, eşitsizlikleri azaltmakta ve değişen güç dengelerine cevap vermekte yetersiz kaldı."
Erdoğan bölgesel aktörlere ve bölgesel dinamiklere uygun çözüm yollarına imkan verecek bir yaklaşımın işbirliği ve çözümü mümkün kılabileceğini söylüyor:
"Bazı bölgesel aktörlerin artan nüfuzu, kendi coğrafyalarında daha fazla sorumluluk üstlenmelerini beraberinde getiriyor. Her bölgenin meselelerini dışarıdan belirlenen yöntemlerle çözmek mümkün değildir. İlgili ülkelerin iradesini, yerel şartları ve müşterek menfaatleri esas alan yaklaşımların daha kalıcı ve istikrarlı sonuçlar üreteceğine inanıyoruz. Diplomatik kapasitesi, ekonomik imkanları ve farklı taraflarla iletişim kurabilme kabiliyeti bulunan ülkelerin barışın ve istikrarın tesisinde daha etkin roller üstlenmesi, kaçınılmaz bir gerekliliktir.”
Erdoğan bloklaşmamak için farklı bölgelerden ülkelerin müşterek zeminde biraya gelmesinin temsil kabiliyeti ile uluslararası sistemin meşruiyetini güçlendireceğini anlatıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan son olarak Türkiye’nin güçlü devlet geleneği, diplomatik kapasitesi ve farklı coğrafyalarla iyi ilişkileri sayesinde BM reform sürecinde rol oynayabileceğini vurguluyor:
"Farklı bölgelerden ülkelerin bu müşterek zeminde buluşması, uluslararası sistemin meşruiyetini ve temsil kabiliyetini güçlendirecektir. Bugünün dünyasında kalıcı barışın, birbirinden kopuk ve birbiriyle konuşmayan blokların çoğalmasıyla kurulamayacağı açıktır. 'Daha adil bir dünya' için farklı coğrafyaların tecrübesini, kapasitesini ve iradesini ortak bir zeminde buluşturmalıyız. Türkiye, köklü devlet geleneği, diplomatik kapasitesi ve farklı coğrafyalarla kurduğu güçlü ilişkilerle bu reform arayışında üzerine düşen sorumluluğu üstlenmeye devam edecektir."
Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın BM üzerine reform önerileri Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa, Kenya Cumhurbaşkanı William Ruto ve Kanada Başbakanı Mark Carne’nin dörtlü çağrısıyla beraber değerlendirilmeli. Dörtlü “Çok taraflılık bir idealizm değil, bir zorunluluktur” başlıklı yazılarında çok taraflı işbirliği sistemini güçlendirecek bir reformdan bahsediyor…( https://www.ft.com/content/d9e6c07e-7d84-4e41-a9a2-0d0ac2319dd2)
Dörtlü mevcut durumu şöyle özetliyor:
“Ekonomilerimiz derinlemesine iç içe geçmiş durumda. Teknoloji, milyarlarca insanı sınırlar ötesinde birbirine bağlıyor; sermaye, mallar, veriler ve fikirler ise BM'nin 1945'te kurulduğu zamanki hayal bile edilemeyecek hızlarda hareket ediyor. Küresel ticaret geçen yıl rekor bir seviye olan 35 trilyon dolara ulaştı ve 6 milyar insan -insanlığın neredeyse dörtte üçü- internete bağlı. Ancak jeopolitik durum tam tersi yönde ilerliyor. 2025 yılında 35 ülkede 65 devlet temelli silahlı çatışma yaşandı; bu, 1946'dan beri kaydedilen en yüksek sayı olurken, küresel askeri harcamalar rekor seviyeye ulaşarak 2,9 trilyon dolara yükseldi . Uluslararası hukuk baskı altında. Etki alanları ve güç politikaları dili yeniden gündeme geldi. Ekonomik bağlar giderek artan bir şekilde baskı ve zorlama aracı olarak kullanılırken, hem ülkeler içinde hem de ülkeler arasında eşitsizlik artıyor.”
Diğer taraftan iklim değişikliği, yapay zeka, pandemiler, finansal şoklar, silahlı çatışmalar, Hürmüz Boğazının kapanması bir anda dünyayı etkileyerek istikrarsızlığa yol açabiliyor… Bu durum karşısında işbirliği bir idealizm meselesi değil bir zorunluluk haline geliyor. Çünkü hiçbir devlet bu zorlukları tek başına aşamaz.
Dörtlü bu durum karşısında çok taraflılık ortakları adıyla bir teşebbüste bulunuyor:
“Bu bağlamda, yeni bir girişimle bir araya geliyoruz: 'Çok Taraflılık Ortakları'. P4M, başka bir dışlayıcı blok veya başka bir uluslararası bürokrasi yaratmakla ilgili değil. Amacı tam tersi: farklı bölgelerden ve siyasi geleneklerden gelen, ayrılıkların ötesinde çalışmaya, reform için koalisyonlar kurmaya ve ortak ilkeleri pratik eyleme dönüştürmeye istekli ülkeler için esnek, açık bir çerçeve oluşturmak. P4M, BM ve diğer çok taraflı kurumların daha temsili, meşru, etkili ve güvenilir hale getirilmesi için reformlarını destekleyecektir. Bölgesel örgütler arasındaki işbirliğini güçlendirmeyi, barış ve güvenliğe katkıda bulunmayı, küresel ekonomik yönetişimi iyileştirmeyi ve yapay zeka ve iklim değişikliğinden sağlık güvenliğine ve dijital dönüşüme kadar ortaya çıkan zorluklara ortak yaklaşımlar geliştirmeyi amaçlamaktadır. P4M, çok taraflı sistemi yenilemeyi ve güçlendirmeyi amaçlayacak, onu değiştirmeyi değil; birçok konuda farklı görüşlere sahip ancak BM Şartı'nda yer alan temel ilkelere bağlılık gösteren ülkeleri bir araya getirecek köprüler kuracaktır. Egemen eşitlik, toprak bütünlüğü, anlaşmazlıkların barışçıl çözümü, güç tehdidinin veya kullanımının yasaklanması, uluslararası insancıl hukuk, sürdürülebilir kalkınma, insan hakları ve temel özgürlükler gibi müzakere edilemez ilkeler.”
Evet BM ve uluslararası sistemde reform önerilerinin giderek arttığını görüyoruz… Bakalım Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün BM kürsüsünde bu reform önerilerini nasıl dile getirecek ve ne şekilde bir karşılık görecek?