CHP’de meselenin İnönü, Ecevit, Baykal, Kılıçdaroğlu veya Özel gibi bir şahıs ve lider meselesi olmadığı artık net bir şekilde anlaşılmış olmalıdır…. Mesele, liderleri aşan bir zihniyet, ideoloji, tarih ve kadrodan kaynaklanıyor. İnönü CHP’yi değiştirmeye çalıştı, insaflı olunursa değiştirmediği de söylenemez... İnönü CHPyi çok partili hayatı kabul eden bir partiye dönüştürmeye çalıştı, bir ölçüde de bunu başardı. Ecevit ve Baykal daha 1970’lerde, CHP’nin meselelerini kendileri tahlil ve teşhis ediyorlardı. 1970’lerin CHP’sine “Özgür İnsan”ı öneren aynı isimli derginin Temmuz 1972 tarihli nüshasında siyaset bilimi doçenti Deniz Baykal “Bürokratik Devrimciliğin Çıkmazı” adlı yazısında, CHP’nin bugünkü çıkmazının kökeni de ortaya koyuyor:
“Yeni Türkiye’yi biçimlendirenler, yürütenler hep başkaları. İlerici aydınlar da başarısız denemelerin onları getirdiği noktada tehlikeli bir karamsarlığın ve umutsuzluğun eşiğinde. Yanıltıcı toplumsal çözümlemelerin ve sonuç vermeyen, umut kırıcı siyasal girişimlerin temelinde çoğu zaman, gerçeklik değerini yitirmiş kavramlarla düşünme ya da eylem yapma yanlışı vardır. Bu açıdan gözden geçirilmesi gereken ilk nokta, zihnimizdeki Türkiye tablosu ile gerçek Türkiye arasındaki ilişkidir. Acaba, devrimci düşüncenin Türkiye varsayımı ile günümüzün Türkiye gerçeği birbirini tutuyor mu? Bürokratik devrimci düşünceye yön veren Türkiye anlayışı, bugünden çok l930’ların Türkiye gerçeğinden esinlenmiştir”
Baykal 1970’lerin Türkiye’sinde demokrasiyi hazmedemeyen solcu aydınları eleştirirken, 1990 ve 2000’lerde aynı yanlışa kendisi düşmedi mi? Baykal ve CHP, 1990 ve 2000’lerde Türkiye’nin gerçeklerinden kopmuşlardı. Bu kopuş, CHP’yi yalnızlaştırdı ve küçülttü...
Deniz Baykal, Siyasal Katılma: Bir Davranış İncelemesi (Ankara 1970) adıyla yayınlanan çalışmasında yine genel oya karşı çıkan bürokratik devrimcilere karşı, demokrasiyi ve genel oyu savunacaktır.
“Buna karşılık azgelişmiş ülkelerde çok parti sistemine dayanan genel oy daha devrimci bir nitelik taşımaktadır. Bu yolla siyasal hayata katılan geniş halk kitleleri, bir önceki devrenin, feodal ya da bürokratik güçlerinin hakimiyetine dayanan toplumsal dengesini sarsmaktadırlar. Gerçi...yeni şartlar altında ayakta kalmanın yollarını aramaktadırlar. Fakat önemli bir değişme olmuştur. Halk kütlelerinin mukabil ağırlığını dikkate almak zorundadırlar.”
1970’lerde böyle düşünen ve yazan bir siyasetçinin 28 Şubat 1997 ve 27 Nisan 2007’de orduyu siyasete müdahale etmeye çağırması nasıl açıklanabilir? Baykal’ın suçlamak için severek kullandığı takiyye ile mi? Yoksa CHP’nin demokrasiden uzaklaştırıcı, dönüştürme kabiliyetiyle mi? CHP’de 1960’lardan itibaren kurtulamadığı bir hastalık yeniden niye nüksetti 1990’larda, 2000’lerde? Bakın bu hastalıkla mücadele eden Bülent Ecevit, Özgür İnsan dergisinin Nisan 1973 tarihli sayısında “Ordu ve Siyaset” adlı yazısında bu durumu nasıl değerlendiriyor:
“Siyasette en az Ordunun müdahaleciliği kadar, bazı güçsüz siyaset adamlarının veya siyaset heveslilerinin Orduya dayanarak siyaset yapma çabaları da sakıncalıdır. Böyle kimseler partilerin yönetim mevkilerinde yer alıyorlarsa etkili ve tehlikeli olabilirler. Varlıklarını demokrasiye bağlı gören partiler, bu eğilimdeki kimseleri içlerinde, hele etkili olabilecek mevkilerde barındırmaktan kaçınmalıdır. Partiler, iktidarda da muhalefette de olsalar, kamuoyunda aşırı güvensizlik, tedirginlik uyandırıcı bir siyasal ortam oluşmasına meydan vermekten sakınmalıdırlar.”
CHP bu Ecevit ve Baykal’ın bu yazılarına rağmen, 1990’larda 2000’lerde tam da Ecevit’in ve Baykal’ın eleştirdiği şeyleri yaptı... Niye?
Bugün arınma ve iç hesaplaşmayla meşgul olan CHP, bu geçmişle hesaplaşarak gerçekten yeni, yerli ve demokrat CHP olmayı başarabilecek mi ? CHPnin temel meselesinin liderlikten önce zihniyet, ideoloji ve kadro meselesi olduğu anlaşılabilmiş midir? CHP yönetimi ve Kemal Kılıçdaroğlu bu meseleleri düşünebilecek ve tartışacak zaman bulabiliyor mu acaba?