Şeyh Efendilerin rüyasındaki Cumhuriyet

Cumhuriyet’in yıkılması için dua etmeye hazırlanan şeyhler, Mustafa Kemal’i öven mutasavvıflar ve yeni rejimi destekleyen tarikat mensupları… Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte tasavvuf dünyası sanıldığından çok daha farklı tutumlar sergiledi. Peki, şeyh efendilerin Cumhuriyet’le ilişkisi gerçekte nasıldı?

Samet Altıntaş

Yazan: Samet Altıntaş

· 5 dk okuma

Şeyh Efendilerin rüyasındaki Cumhuriyet

Başlık; İsmail Kara’nın ilkin 1998’de yayımlanan Şeyhefendinin Rüyasındaki Türkiye kitabından kinaye. Buna göre; Sultan Hamid devrinde Şeyhülislam olmuş Rahmi Baba, yeni rejimin sert sekülerizminin yaşandığı 1930’lu yıllarda kendisi gibi eski mürşitleri, gizlice Anadolu’nun bir kasabasına davet eder. Toplantıda, ‘Kahriye’ okunacak, ‘Ya Kahhâr’ zikri çekilerek, Mustafa Kemal Paşa’nın ve onun ihdas ettiği sistemin kökünden kazınıp, perişan olması için dua edilecektir. Nitekim bu gizemli davet, kabul görür ve sessizce bir araya gelinir.

“Burası Dediği Türkiye’dir, Şu Dediği de Mustafa Kemal’dir…”

Fakat ‘zulme karşı sığınağa’ gidilmek üzere iken, sabaha birkaç saat kala Şeyh Efendi, bütün niyetlerini altüst edecek bir rüya görür. Kara’nın aktardığına göre, sahne şöyle: “Bir dünya haritası. Ortasında Türkiye. Türkiye toprakları dünyanın diğer bölgelerinden bariz bir şekilde ayrılırcasına yemyeşil. Fakat etrafı, sınırları simsiyah, hayli kalın, lâkin alçak duvarla çevrili. Peygamber Efendimiz haritanın başında ve insanların gözü önünde dünyayı yeniden taksim ediyor; şurayı şuna, burayı buna verin diye emirler veriyor, etrafındakiler de gerekeni yapıyorlar. Mustafa Kemal Paşa, Trakya bölgesi gibi bir yerde duruyor. Yüzü Peygamber Efendimiz’e dönük değil ve duruşundan anlaşıldığına göre mahcup ve tedirgin bir durumda; bu yüzden Efendimiz’e bakamıyor. Sıra Türkiye’nin kime verileceğine geldiği zaman Şeyh Efendi gözlerini beş açıyor ve pürdikkat kesiliyor. Peygamber Efendimiz yüzünü çevirmeden, yalnız eliyle işaret ederek ‘burayı şuna verin’ buyuruyorlar. Burası dediği Türkiye’dir, şu dediği de Mustafa Kemal’dir…”

“Tekke Şeyhleri; Jön Türklerle Beraberdi”

Şimdi, burada rüyaların değil, tarihin tabirini yapalım, bakalım biz neler göreceğiz? 1909-1968 yılları arasında yaşamış, tasavvuf araştırmacısı, İstanbul tarihçisi Cemalettin Server Revnakoğlu’nun arşivini incelikle/ustalıkla günümüze taşıyan Mustafa Koç; Cengiz Özdemir ile Ozan Sağsöz’ün hazırlayıp sunduğu ve “Beyoğlu’nun kaybolan tekkeleri, yok olan kabristanları” adını taşıyan Kültür-Tarih Sohbetleri programında, görmezden gelinen bir manzaraya işaret eder. Dersaadet tekkelerinde Cumhuriyet’e kadar şeriat isteriz diye bir hamlenin asla vuku bulmadığına dikkat çekerek, şu sözleri kaydeder: “İstanbul tekkelerinde, Cumhuriyet’e doğru tek muhalefet Abdülhamid’e karşı bir muhalefetti… Tekke şeyhleri; Cumhuriyet’e daha yakın fikirler taşıyan Jön Türklerle beraber hareket etmiştir. Saltanatı, hilafeti iade edelim ve sair hamleleri olmamıştır.”

“Biz O işi Selanikli, Mavi Gözlü Bir Sarışına Havale Ettik”

Bu saptama, kimi sabit anlatıların yeniden gözden geçirilmesini tavsiye ediyor aslında. Mesela Üsküdar Rufai Asitanesi’nin son postnişini Hüsnü Ceyhun Sarıer’ın (ö. 1952) kaleme aldığı Jön Türk Marşı’ndan Murat Bardakçı, İttihadçı’nın Sandığı adlı çalışmasında bahsediyor. 1909’da II. Abdülhamid’i tahttan indiren Hareket Ordusu’nun içindeki kimi Mevlevîleri ve ‘İstibdat Devri’ parantezini sonraya havale edip, Millî Mücadele zamanlarına gelelim. Üsküdar’ın Üç Sırlısı’nda Ahmet Yüksel Özemre, Şeyh Sabit Efendi’nin “Hadi, hadi üzülmeyin! Biz o işi Selanikli, mavi gözlü bir sarışına havale ettik. O bu işin üstesinden gelecek.” dediğini aktarıyor.

“Daimî Olsun Edep Cumhuriyetin Reislerinde”

Birkaç misal vermek gerekirse; Niyazî-i Mısrî Asitanesi’nin son şeyhi Şemseddin Ulusoy (ö. 1936), Gazi Paşa 1922’de İmparatorluğun ilk başkentine geldiğinde ona bir kudumiye, yani methedici bir şiir ithaf eder ve Mustafa Kemal Paşa’yı İkinci Selahaddin Eyyubî diye anar. 1928 senesinde yazacağı bir başka şiiri de “Gazi ve İsmetle Fevz’i tarihi ikmal eder/Payidar olsun edeb erkân-ı cumhuriyet (Gazi ve İsmetle Fevz’i tarihi olgunluğa erdirir/Daimî olsun edep Cumhuriyetin reislerinde)” diye bitirir. Atatürk’ün de Bursalı Mehmet Tahir Efendi’den sebep habitatında olduğu Üçüncü Devre Melamiliği; Cumhuriyet’e ve Emevi icadı olan saltanatı kaldıran ‘Halaskar Gazi’ye karşı oldukça hürmetkârdır. Muhammed Nuru’l-Arabî’nin halifelerinden Üsküplü Süreyya Şar’ın (ö. 1976) yetiştirdiği isimlerden Mahmut Dipşar, Melamet Uyanmaktır kitabında, “Atatürk’ün Devrimi” başlığı altında şunları söyler: “Anadolu’da çok çeşitli dinî anlayışlar var. Fanatik güçler daima hakikatlerin önünü kapatmıştır. Gazi Hz.’leri çıktı (Hz. Ali donuyla) dili değiştirdi, yazıyı değiştirdi. Şimdi hangi harflerle okuyorsun? Latin harfleriyle. Gazi Hz.’leri, kavramlara yeni anlam yükleyerek bir dil oluşturdu mu? Evet. Onun diliyle okuyoruz. Bitti. Bütün Anadolu artık Gazi’nin oluşturduğu dil üzerinden düşünür.”

“Atatürk, 1923’te Büyük Cihadı Açmıştır”

Yine Fatih’in sertürbedarı addedilen ve “Mücahedâtın bir kısmını Kuşadalı (İbrahim Efendi) kaldırdı, mütebakini de ben ref (kaldırdım) ettim.” diyerek tefessüh etmiş yapıya karşı rezervini belli eden Şabanî-Melamî büyüklerinden Amiş Efendi’nin (ö. 1920) sohbet halkasını da yazıya misafir edebiliriz. ‘Amiş Mektebi’nin seslerinden Abdülaziz Mecdi Tolun’un müridi Süheyl Ünver (ö. 1986), kuvvetle muhtemel muhabbet ortamında işitip gördüklerini, şu veciz ifadelerle anlatır: “Atatürk, harplerle küçük cihadı kazanmış, bu yurda imar görevini yüklemekle 1923’te büyük cihadı açmıştır.” Bu arada 1869-1945 yılları arasında yaşamış, son devir felsefecilerinden Mehmed Ali Aynî’nin 1923’te kaleme aldığı Şeyh-i Ekber’i Niçin Severim? adlı eserinin önsözünde, “Bu kitabı büyük bir şevkle yazıyorum. Zira din-i mübinimizin alemdar-ı hazırı Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’ne ithaf edeceğim.” tümcelerini de not edelim.

Tarih, Jeolojiye Benzer!

Velhasıl Türkiye’de geriye bakarken; hemen herkes politik hedef ve hevesinin yedeğinde cümleler kuruyor. Oysa ‘tarihin geçmişle şu an arasındaki kesintisiz bir diyalog’ olduğunu unutmamak lazım. Bir de Mahmud Erol Kılıç, Anadolu Tasavvuf Tarihine Notlar I adlı çalışmasında, Mustafa Kemal Paşa’nın Nakşîleri kastederek, “Bu tarikat bir yılandır. Tamamen ortadan kaldırılmalıdır.” dediğini aktarır. Burada; 1925’e, yani tekke ve zaviyelerin kapatılmasına giden sürecin amillerinden Şeyh Sait Ayaklanması’na bir işaret koyalım.

Sonsöz: Tıpkı Osmanlı tasavvuf tecrübesinde olduğu gibi Cumhuriyet’e intikal eden -devamında resmî müdahale ve kesinti olsa da- sufi çevreler, oldukça polifonik. Bir de tarih, jeolojiye benziyor. Hadiselerin sıhhatli analizi için uzun ve dikkatli bakmak gerekir. Aksi takdirde tarihsel malzemenin yarattığı toplumlar, evrimini kemale erdiremez. Ve sınıfta kalır.

Samet Altıntaş’dan diğer yazılar

Podcast

gdh'i Google'da takip edin

gdh'i Google'da Tercih Edilen Kaynaklar'a ekleyin veya Google Haberler'de takip edin.

Yapay Zekâ Özeti

Şeyh Efendilerin rüyasındaki Cumhuriyet

Bu özet yapay zekâ tarafından oluşturulmuştur. Doğruluk için haberin tamamını okuyunuz.

Yazı Boyutu

Haberin görünümü bu boyutta görünücek. Göz yorgunluğu olmadan rahat okuma.

Haberi Paylaş

Sayfayı Paylaş

gdh'yi bir arkadaşınıza tavsiye etme ihtimaliniz 0-10 skalasında kaç olur?

Hiç tavsiye etmezdimKesinlikle tavsiye ederim