Bir sabah tartıya çıktığınızı düşünün. Üç ay önce 90 kilosunuz, bugün 78. Beliniz incelmiş, kıyafetleriniz bol gelmeye başlamış. Aynaya baktığınızda yüzünüzün, bedeninizin değiştiğini fark ediyorsunuz. Kendinizi daha hafif, daha enerjik ve hatta daha genç hissediyorsunuz.
Peki gerçekten gençleştiniz mi?
İşte tam burada biraz durup düşünmek gerekiyor. Çünkü verdiğiniz kiloların tamamı yağdan mı gitti, yoksa bu süreçte kaslarınızdan, gücünüzden ve ilerleyen yaşlarda size lazım olacak vücut rezervlerinizden de kaybettiniz mi?
Bugün kilo verme konusunda konuşmamız gereken asıl mesele tam da bu. Çünkü artık yalnızca “Kaç kilo verdiniz?” diye sormak yeterli değil. Asıl sorumuz şu olmalı: “Verdiğiniz kilonun ne kadarı yağ, ne kadarı kas?”
Vücudumuzdaki her kilo aynı değerde değil. Özellikle karın bölgesinde ve iç organların çevresinde biriken visseral yağ dokusu, yalnızca vücudumuzda fazladan duran bir enerji deposu değil. Metabolik olarak aktif bir doku ve fazlalığı; insülin direnci, tip 2 diyabet, karaciğer yağlanması, hipertansiyon ve kalp-damar hastalıkları gibi birçok sağlık sorunuyla yakından ilişkili.
Bu nedenle fazla yağdan kurtulmak, özellikle de karın çevresindeki yağları azaltmak, sağlığımız açısından gerçekten çok değerli. Bel çevrenizin küçülmesi yalnızca pantolonunuzun daha rahat olması anlamına gelmez; kan şekeri, tansiyon, karaciğer sağlığı ve genel metabolik durumunuz da bundan olumlu etkilenebilir.
Ama işin bir de diğer tarafı var: Kaslarınızı kaybederek zayıflamak.
Kas deyince aklınıza yalnızca spor salonunda daha fit görünmek gelmesin. Kaslarımız aslında hayatımızı bağımsız ve güçlü bir şekilde sürdürebilmemizin temel dayanaklarından biri. Yürümek, merdiven çıkmak, alışveriş poşetlerini taşımak, sandalyeden kalkmak, dengemizi korumak… Bütün bunların arkasında güçlü kaslar var.
Üstelik kaslarımız yalnızca hareket etmek için de önemli değil. İskelet kası, kan şekeri metabolizmasında önemli bir rol oynuyor. Bu nedenle kas kütlesini korumak; insülin duyarlılığı, fiziksel güç ve ilerleyen yaşlarda yaşam kalitesinin korunması açısından büyük önem taşıyor.
Özellikle orta yaşlardan sonra bu konu daha da önemli hale geliyor. Çünkü 50 yaşında 10 kilo vermekle, 50 yaşında 10 kilo yağ verip kasınızı korumak aynı şey değil. Birincisinde tartıdaki rakam küçülüyor. İkincisinde ise vücudunuz gerçekten daha sağlıklı hale geliyor.
İşte bu yüzden kilo vermek kadar, nasıl kilo verdiğiniz de önemli.
Hızlı kilo kaybı, yeterli protein tüketilmemesi, günlük hareketin azalması ve direnç egzersizlerinin ihmal edilmesi kas kaybını kolaylaştırabiliyor. Özellikle günümüzde obezite tedavisinde giderek daha fazla kullanılan GLP-1 temelli ilaçlarla birlikte bu konu daha fazla gündeme geliyor. Bu ilaçlarla önemli miktarda kilo kaybı sağlanabiliyor ve kaybedilen kilonun büyük bölümü yağ dokusundan geliyor. Ancak yağsız vücut kütlesinde de bir miktar azalma görülebiliyor.
Dolayısıyla bu tedavilerde hedef yalnızca “daha az kilo” olmamalı. Hedef, mümkün olduğunca “daha az yağ, daha güçlü bir beden” olmalı.
Bunun yolu da aslında çok karmaşık değil. Yeterli protein almak, düzenli hareket etmek ve özellikle kasları çalıştıran direnç egzersizlerini hayatımıza eklemek gerekiyor. Kilo verme sürecinde doktor ve diyetisyen takibiyle birlikte vücut kompozisyonunun, beslenmenin ve fiziksel kapasitenin değerlendirilmesi de oldukça önemli.
Burada özellikle bir noktayı hatırlatmak isterim: Daha az yemek, daha az beslenmek anlamına gelmemeli.
İştahınız azaldığında yalnızca kalori değil, protein, vitamin ve mineral alımınız da azalabilir. Oysa kilo verirken vücudunuzun ihtiyacı olan besin öğelerini karşılamaya devam etmeniz gerekir. Çünkü amacımız sadece tartıda daha küçük bir rakam görmek değil; yağ kaybederken kaslarımızı, gücümüzü ve hareket kapasitemizi korumaktır.
Belki de sağlıklı yaşam konusunda değiştirmemiz gereken en önemli düşünce biçimi de burada başlıyor. Yıllardır başarıyı tartıdaki rakamla ölçüyoruz. “Kaç kilo verdiniz?” diye soruyoruz.
Oysa bundan sonra başka sorular da sormamız gerekiyor.
Bel çevreniz ne kadar azaldı? Kas gücünüz nasıl? Merdivenleri daha rahat çıkabiliyor musunuz? Günlük işleriniz kolaylaştı mı? Kan şekeriniz ve tansiyonunuz düzeldi mi? Karaciğer yağlanmanız azaldı mı? Ve en önemlisi, yağ kaybederken kaslarınızı koruyabildiniz mi?
Çünkü sağlıklı yaşlanmak yalnızca doğum günlerinin artması demek değil. Vücudumuzun gücünü, hareket kabiliyetini ve rezervlerini mümkün olduğunca uzun süre koruyabilmek de sağlıklı yaşlanmanın önemli bir parçası.
İşte kaslarımız burada yeniden karşımıza çıkıyor.
Peki, zayıflamak bizi gençleştirir mi?
Benim cevabım şu: Doğru şekilde zayıflarsanız, evet.
Fazla yağ dokusundan kurtulmak, metabolik sağlığı iyileştirmek, hareket kapasitesini artırmak ve kaslarımızı korumak sağlıklı yaşlanma yolunda atabileceğimiz en değerli adımlardan biri. Ancak yalnızca tartıdaki rakam küçülsün diye kaslarımızı gözden çıkarırsak, aynada daha ince görünürken gelecekte ihtiyaç duyacağımız fiziksel rezervlerimizi de azaltabiliriz.
Bu nedenle belki de kilo verme hedefimizi biraz değiştirmemizin zamanı geldi.
“10 kilo vermek istiyorum.” yerine,
“10 kilo yağ vermek, kasımı ve gücümü korumak istiyorum.”
demeyi deneyelim.
Çünkü gerçek başarı yalnızca bedenimizi küçültmek değil; sağlıklı ve güçlü geçireceğimiz yılları artırmak.
Ve belki de bundan sonra tartıya çıktığımızda kendimize yalnızca “Kaç kilo oldum?” diye sormayalım.
Bir de şunu soralım:
“Bugün gelecekteki bedenim için ne yaptım?”
Unutmayın; tartınız size kaç kilo olduğunuzu söyler. Kaslarınız ise gelecekte nasıl yaşlanacağınızı anlatır.