İncelmek uğruna sağlığınızdan olmayın: Sıfır beden sıfır sağlık!

Daha ince bir bel, daha düz bir karın, daha küçük bir beden… Sosyal medyada karşımıza çıkan kusursuz beden görüntüleri, kısa sürede kilo vermeyi vadeden diyetler ve bitmek bilmeyen zayıflama önerileri bize sürekli aynı mesajı veriyor: Ne kadar inceyseniz o kadar sağlıklısınız! Peki, gerçekten öyle mi?

Dr. Ayça Kaya

Yazan: Dr. Ayça Kaya

· 7 dk okuma

İncelmek uğruna sağlığınızdan olmayın: Sıfır beden sıfır sağlık!

Daha ince bir bel, daha düz bir karın, daha küçük bir beden… Sosyal medyada karşımıza çıkan kusursuz beden görüntüleri, kısa sürede kilo vermeyi vadeden diyetler ve bitmek bilmeyen zayıflama önerileri bize sürekli aynı mesajı veriyor: Ne kadar inceyseniz o kadar sağlıklısınız! Peki, gerçekten öyle mi? Tartıdaki sayı düştükçe sağlığımız da aynı ölçüde iyileşiyor mu? Yoksa daha ince görünmek uğruna bedenimize farkında olmadan zarar mı veriyoruz?

Muayenehanede bu konuyla sık sık karşılaşıyorum. Bir gün hastam, “Hocam, biraz daha incelmek istiyorum. Yağ oranım ne kadar düşerse o kadar iyi değil mi?” diye sordu. Ona şu soruyu yönelttim: “Peki, kilo verirken enerjinizi kaybederseniz, kaslarınız zayıflarsa ve kendinizi sürekli yorgun hissederseniz gerçekten sağlıklı bir sonuca ulaşmış sayılır mısınız?”

Bir an düşündü. Çünkü kilo verme sürecinde çoğu zaman gözümüzü tartıya öyle dikiyoruz ki asıl amacımızı unutuyoruz. Oysa mesele yalnızca küçülen beden ölçüleri değil; daha sağlıklı, daha güçlü ve daha enerjik bir bedene sahip olmak.

Yağ dediğimiz şey gerçekten düşmanımız mı?

Yağ kelimesini duyduğumuzda çoğumuzun aklına göbek çevresi, kilo fazlalığı ve kurtulmamız gereken fazlalıklar geliyor. Oysa vücudumuzdaki yağ dokusu, sandığımızdan çok daha önemli görevler üstleniyor.

Yağ dokusu yalnızca enerji depolayan bir yapı değildir. Hormonların düzenlenmesinde, üreme sağlığının korunmasında, vücut sıcaklığının dengelenmesinde ve enerji yönetiminde önemli rol oynar. Örneğin leptin hormonu, beynimize enerji depolarımız hakkında bilgi verir ve iştahın düzenlenmesine katkıda bulunur.

Kısacası vücudumuzdaki yağ dokusunu yalnızca görüntümüzü etkileyen bir unsur olarak değerlendiremeyiz. Peki, bu dokuyu gereğinden fazla azaltmaya çalışırsak ne olur?

Vücudumuzun ihtiyaç duyduğu enerjiyi karşılayamadığımızda önceliklerini değiştirir ve bazı yaşamsal işlevlerini sınırlar. Kadınlarda adet düzensizliği ve adet kesilmesi, erkeklerde testosteron düzeylerinde düşüş, yetersiz enerji alımının önemli sonuçları arasında yer alır. Yağ dokusu ayrıca iç organları mekanik etkilere karşı destekler, enerji rezervi oluşturur ve vücut sıcaklığının korunmasına yardımcı olur.

Bu nedenle hedefimiz vücudumuzdaki bütün yağlardan kurtulmak değil, sağlığımızı tehdit eden yağ fazlalığını azaltırken bedenimizin ihtiyaç duyduğu dokuları korumak olmalı.

Bu konuyu konuşurken bir hastamın şaşkınlıkla, “Hocam, ben yağ yakmak için uğraşıyorum, siz bana yağın gerekli olduğunu söylüyorsunuz!” dediğini hatırlıyorum. Gülümsedim ve şöyle cevap verdim: “Elbette fazla yağdan kurtulmak önemli. Ancak vücudunuzun ihtiyaç duyduğu yağı da düşmanınız gibi görmemelisiniz. Önemli olan yağın hiç olmaması değil, miktarı ve sağlığınızı nasıl etkilediğidir.”

İşte tam da bu noktada zayıflamakla sağlıklı olmak arasındaki farkı anlamamız gerekiyor.

Yağın fazlası da azı da sorun yaratır

Vücut yağının gereğinden fazla olması sağlığımızı tehdit eder. Özellikle karın bölgesinde, iç organların çevresinde biriken visseral yağ dokusu; insülin direnci, tip 2 diyabet ve kalp-damar hastalıkları riskini artırır.

Ancak buradan “Ne kadar az yağ, o kadar iyi” sonucunu çıkarmak büyük bir yanılgıdır. Çünkü vücudumuzun ihtiyaç duyduğu enerjiyi uzun süre karşılayamamak hormonal işlevleri, kemik sağlığını, bağışıklık sistemini ve kas dokusunu olumsuz etkiler.

Kilo verme sürecinde yaşanan bazı sorunları başarının doğal bir parçası sanıyoruz. Sürekli üşümeyi, gün boyu yorgun hissetmeyi, merdiven çıkarken eskisinden daha çabuk yorulmayı ya da adet düzensizliğini diyet yapmanın kaçınılmaz sonuçları gibi görüyoruz.

Oysa bunlar göz ardı edilmemesi gereken uyarı işaretleridir.

Diyet yapan bir kişiyi düşünün, dese ki;” Hocam, son zamanlarda sürekli üşüyorum, çok çabuk yoruluyorum ama tartıda eksiyi gördükçe mutlu oluyorum. Diyet yaparken böyle şeyler normal değil mi?”

Bu kişiye cevabım; “Kesinlikle hayır, yanlış yoldasın. Yaptığın diyet yanlış. Sürekli üşüme, aşırı yorgunluk, kas gücünde azalma ve adet düzensizliği, yetersiz enerji alımının işaretleridir. Böyle bir durumda beslenme düzeninin ve sağlık durumunun değerlendirilmesi gerekir.”

Uluslararası Olimpiyat Komitesinin 2023 yılında yayımladığı bilimsel uzlaşı raporu da bu konunun önemini ortaya koyuyor. Göreceli Enerji Yetersizliği Sendromu (RED-S), vücudun aldığı enerjinin temel yaşamsal işlevlerini ve fiziksel aktivitelerini karşılamaya yetmemesi sonucunda ortaya çıkar. Bu durum üreme fonksiyonlarından kemik sağlığına, bağışıklık sisteminden kas protein sentezine kadar pek çok sistemi etkiler.

Üstelik bu risk yalnızca profesyonel sporcularla sınırlı değildir. Daha ince görünmek için öğünlerini aşırı kısıtlayan, sık sık şok diyetlere başvuran veya yoğun egzersiz yaptığı hâlde yeterince beslenmeyen kişiler de risk altındadır.

Bir de işin psikolojik boyutu var. Sürekli kalori hesaplamak, kilo almaktan yoğun biçimde korkmak, sevilen yiyecekleri yalnızca yasaklar üzerinden değerlendirmek… Beslenmenin hayatımızın merkezine yerleşmesi ve günlük yaşamımızı yönetmeye başlaması da üzerinde durmamız gereken bir durumdur.

Sağlıklı olmak isterken yemek yemekten korkar hâle gelmek, gerçekten ulaşmak istediğimiz sonuç mu?

Tartıdaki düşüş sizi yanıltmasın: Yağ mı kaybediyorsunuz, kas mı?

Kilo vermekle yağ kaybetmek aynı şey değildir. Tartıda birkaç kilo eksilme görmek sevindirici gelebilir ancak bu ağırlığın ne kadarının yağdan, ne kadarının kas dokusundan geldiğini yalnızca tartıya bakarak anlayamayız.

Peki, kas kaybetmek neden bu kadar önemli?

Çünkü kaslarımız yalnızca vücudumuzun daha fit görünmesini sağlamaz. Yürümemizi, merdiven çıkmamızı, günlük işlerimizi rahatlıkla yapmamızı ve yaş aldıkça bağımsızlığımızı korumamızı sağlar. Üstelik kan şekeri kontrolünde de önemli rol oynar.

Hızlı kilo kaybı, yetersiz protein alımı, aşırı enerji kısıtlaması ve direnç egzersizlerinin ihmal edilmesi kas kaybı riskini artırır. Bu nedenle sağlıklı bir kilo verme programında vücudun ihtiyacı kadar makro besin ve mikro besin dengesini korumak, dengeli beslenmek ve sağlık durumuna uygun kuvvet egzersizleri yapmak birlikte ele alınmalıdır.

Özellikle yaş aldıkça kaslarımızı korumak çok daha önemli hâle gelir. Çünkü kas kaybı yalnızca görünümümüzü değil, hareket kabiliyetimizi ve yaşam kalitemizi de olumsuz etkiler.

Kısacası genç ve sağlıklı kalmanın yolu yalnızca ince olmaktan değil, güçlü kalmaktan da geçer.

İdeal yağ oranınız kaç olmalı? Herkes için aynı yanıt var mı?

Bu soruyla da sık karşılaşıyoruz. Akıllı tartıdaki yağ oranını gören biri, hedeflediği değere ulaşamadığında kendisini sağlıksız ilan edebiliyor. Oysa vücut yağ oranı için herkesin uyması gereken tek bir ideal sayı yoktur.

Yaşınız, cinsiyetiniz, kas kütleniz, hormonal durumunuz ve sağlık geçmişiniz değerlendirmeyi doğrudan etkiler. Yetişkin kadınlarda yüzde 20–30, erkeklerde yüzde 10–20 aralıkları bazı kaynaklarda genel referanslar olarak kullanılır. Ancak bu aralıklar herkes için geçerli, kesin sağlık sınırları değildir.

Üstelik ölçüm sonuçlarını da doğru yorumlamak gerekir. Akıllı tartılar, vücuttan geçen elektrik akımını kullanarak yağ oranını tahmin eder. Vücudunuzun su miktarı ve ölçüm koşulları bile sonucu değiştirir. DEXA gibi yöntemler vücut kompozisyonu hakkında daha kapsamlı bilgi sağlar. Ancak hiçbir ölçüm tek başına genel sağlık durumunuzu açıklamaz.

Sağlığımızı değerlendirirken bel çevresine, kan basıncına, kan şekeri ve kan yağları gibi göstergelere de bakmalıyız. Asıl hedefimiz mümkün olan en düşük yağ oranına ulaşmak değil, bedenimize uygun, sağlıklı ve sürdürülebilir bir vücut kompozisyonunu korumaktır.

Güzel görünmek isterken sağlığınızı unutmayın!

Kendinizi daha iyi hissetmek, bedeninizi beğenmek, daha fit görünmek ve sağlıklı bir kiloya ulaşmak istemeniz son derece doğal. Burada yanlış olan, güzelliği tek bir beden ölçüsüne indirgemektir.

Sosyal medyada gördüğümüz bedenleri kendi sağlığımız için ulaşmamız gereken standartlar olarak kabul ettiğimizde kendimizle bitmeyen bir mücadeleye girişiyoruz. Belimiz biraz daha ince, kilomuz biraz daha düşük, yağ oranımız biraz daha az olsun istiyoruz. Peki, bütün bunları yaparken kendimizi nasıl hissettiğimizi ne kadar sorguluyoruz?

Sabahları enerjik uyanıyor muyuz? Günlük işlerimizi rahatlıkla yapıyor muyuz? Kas gücümüzü koruyor muyuz? Beslenirken kendimizi sürekli kısıtlanmış hissediyor muyuz?

İşte bu soruların yanıtları, tartıdaki sayıdan çok daha fazlasını anlatır.

Sağlıklı bir bedene sahip olmak için yeterli ve dengeli beslenin. Karbonhidrat ve protein kaynaklarını ve sağlıklı yağları gereksiz yere beslenmenizden çıkarmayın. Sebze ve meyvelere yeterince yer verin. Sağlık durumunuza uygun direnç egzersizleriyle kaslarınızı destekleyin. Çok kısa sürede çok kilo vermeyi vadeden yöntemler yerine uzun vadede sürdürebileceğiniz alışkanlıklar geliştirin.

Tartıdaki değişimin yanında enerjinizi, fiziksel gücünüzü ve sağlık göstergelerinizi de takip edin.

Adetleriniz kesiliyorsa, sürekli üşüyor veya aşırı yorgunluk yaşıyorsanız bu belirtileri diyetin doğal bir parçası olarak görmeyin. Yemek yemekten korkmaya başladıysanız profesyonel destek alın. Bedeninizin verdiği sinyalleri görmezden gelmeyin.

Son Söz; Vücudunuzu cezalandırmayın, ona iyi bakın!

Fazla yağ dokusunun diyabetten kalp-damar hastalıklarına kadar pek çok sağlık sorunuyla ilişkili olduğunu biliyoruz. Ancak bu, ne kadar az yağımız olursa o kadar sağlıklı olacağımız anlamına gelmiyor. Vücudumuzun ihtiyaç duyduğu yağ dokusunu korumak, kaslarımızı güçlendirmek ve yeterli enerji almak da sağlıklı yaşamın temel parçalarıdır.

Bu nedenle aynaya baktığınızda kendinize yalnızca “Kaç bedenim?” diye sormayın. “Ne kadar güçlüyüm? Kendimi ne kadar enerjik hissediyorum? Kaslarımı koruyor muyum? Bugün yaptığım seçimler, 20 yıl sonraki sağlığımı nasıl etkileyecek?” sorularını da sorun.

Çünkü tartıdaki sayı sizi tanımlamaz. Bedeniniz yalnızca fotoğraflarda güzel görünmek için değil; yaşamak, hareket etmek, üretmek ve yaş aldıkça bağımsızlığınızı korumak için var.

Unutmayın: En sağlıklı beden, en küçük beden değildir. Sizi güçlü, enerjik ve özgür tutan bedendir.

Dr. Ayça Kaya’dan diğer yazılar

Podcast

gdh'i Google'da takip edin

gdh'i Google'da Tercih Edilen Kaynaklar'a ekleyin veya Google Haberler'de takip edin.

Yapay Zekâ Özeti

İncelmek uğruna sağlığınızdan olmayın: Sıfır beden sıfır sağlık!

Bu özet yapay zekâ tarafından oluşturulmuştur. Doğruluk için haberin tamamını okuyunuz.

Yazı Boyutu

Haberin görünümü bu boyutta görünücek. Göz yorgunluğu olmadan rahat okuma.

Haberi Paylaş

Sayfayı Paylaş

gdh'yi bir arkadaşınıza tavsiye etme ihtimaliniz 0-10 skalasında kaç olur?

Hiç tavsiye etmezdimKesinlikle tavsiye ederim