Türkiye’de Yeni Anayasa tartışmaları hem siyasetin hem sivil toplum kuruluşlarının marifetiyle toplumun gündemini teşkil etmeye devam ediyor… Anayasa tartışmalarının temel konularından biri de, anayasanın nasıl yapılacağı ve anayasa yapımında katılımcılığın nasıl arttırılabileceğine ilişkindir.
Anayasanın yapılmasında yöntem ve süreç, muhteva kadar önemli bir meşruluk kriteridir. Bir anayasayı meşru, demokratik ve istikrarlı kılacak olan dinamikler katılım, müzakere ve uzlaşma sürecidir. Bu bakımdan Türkiye’nin anayasaların muhtevasının yanı sıra yapılması süreçleri itibarıyla da demokratik bir tecrübeye sahip olduğu da söylenemez. Türkiye’de anayasaların yapılması ve değiştirilmesi dönemleri anti-demokratik darbeler ve katılımın mümkün olmadığı ortamlarda gerçekleşmiştir. Darbeleri gerçekleştiren irade ve anayasanın yapıldığı dönemin dili ve ruhu anayasalara da sinmiş, anayasalar daha muhtevasına gelmeden demokratik meşruiyetten uzaklaşmışlardır. Bu durum anayasalardaki anayasanın değiştirilmesine yönelik maddeleri de etkilemiş, katı anayasacılık anlayışıyla anayasanın yapılmasındaki anti-demokratik kurucu iktidarın değiştirilmesi zorlaştırılmıştır.
1961 Anayasası ile başlayan anayasal gelenek yasama, yürütme ve yargının bürokratik kurumların vesayeti altına alınmasıdır. Bu gelenek, 1982 Anayasası ile pekişmiştir. Geride bıraktığımız çeyrek yüzyılda 1982 Anayasasında birçok değişiklik yapılmış ancak bu değişiklikler, 82 Anayasasındaki vesayetçi ruhu ortadan kaldıramamıştır. Bu anlamda 82 Anayasası’ndaki belki de en önemli değişikliklerden biri, anayasasının referandum yoluyla değiştirilebilmesinde TBMM’de 2/3 yerine 3/5 çoğunluğun yeterli sayılmasıdır.
Referandum yolu, anayasa değişikliğinin nitelikli çoğunluğa mahkûm edilerek zorlaştırılmasını engellemektedir. Referandum, Anayasanın toplumca tartışılmasına imkân vererek, bürokratik vesayet kurumlarını ve otoriter anlayışı bir meşruiyet tartışmasının içine sokmaktadır. Böylelikle ihtilafın, bürokratik vesayet şalıyla üzerinin örtülmesinin ve bürokratik kurumlar içinde karara bağlanmasının önüne geçilmekte ve ihtilaf topluma mal edilmektedir.
Bunun sonucunda toplum, siyasi taraflara ayrılarak tartışabilmekte ve böylece siyaset toplumsal taban bularak, anlam kazanmaktadır. Aksi takdirde farklı görüşlerin olmadığı ve temel kararlarda bürokratların karar verdiği bir yerde, siyasetten veya siyasi partilerden bahsetmenin manası kalmamaktadır.
Bu haliyle ihtilafın aşılması çalışmaları sadece mevzuatın ve kurumların değil, zihniyet ve kültürün değişmesini de beraberinde getirmektedir.
12 Eylül 2010’da ve 16 Nisan 2017’da referandum yoluyla yapılana kısmi anayasa değişikliği bu bakımdan emsal teşkil etmektedir. Açılan bu yolda 2028 genel seçimlerine gidilirken siyasi partilerin, sivil toplum kuruluşlarının, vatandaş inisiyatiflerinin ve platformlarının yeni anayasa konusunda serbestçe tartışmaları bu bakımdan fevkalade kıymetlidir.
Bu tartışmaların muhtevadan önce anayasa yapım süreci, katılım, müzakere ve uzlaşma konularını da içine alacak temel prensiplere yönelmiş olması öteden beri yapılan yeni, demokratik ve sivil anayasa tartışmalarının geldiği olgunluk seviyesini göstermektedir. Gelinen bu noktada anayasa yapma sürecinde dikkat edilmesi gereken hususlar şunlardır:
• İfade Hürriyeti: Yeni Anayasa sürecinde kamuoyundaki bütün görüşlerin sürece katılmasını sağlayacak bir ifade hürriyeti ortamı vazgeçilmez önemdedir. İfade hürriyeti önündeki her türlü mevzuat engelinin kaldırılmasının ötesinde, kamuoyunu tahrik ederek bazı görüşlerin dile getirilmesinin önlenmesine yönelik kampanyalar kabul edilemez. Bu bakımdan yeni anayasanın yapım sürecinde her görüşün kendisini ifade edebilmesi temin edilmelidir.
• Yeni Anayasayı Parlamento Yapmalıdır: Yeni Anayasa TBMM tarafından yapılmalıdır. TBMM halkın temsilcileri olarak ve yürürlükteki anayasaya da uygun şekilde anayasayı değiştirebilme ve Yeni Anayasa yapabilme yetkisine sahip yegane meşru organdır. Cumhurbaşkanı uzlaşma sıkıntısı olan konularda kolaylaştırıcı bir rol üstlenebilir.
• Parlamento, Parlamento Dışında Kalmış Siyasi ve Toplumsal Dinamiklere Duyarlı Olmalıdır: Türkiye’de seçimlerde uygulanan %7 barajı dolayısıyla parlamento toplumdaki bütün siyasi görüş ve partilerin temsiline imkan vermemektedir. Bu yüzden parlamento bu siyasi parti, görüş ve toplumsal dinamiklerin dikkate alacağı yöntem ve süreçlerle anayasa yapımında eksik temsil problemini aşmaya çalışmalıdır.
• Müzakere: Anayasa yapım sürecinde kamuoyunda ve parlamentoda müzakereler açık bir şekilde yürütülmelidir.
• Uzlaşma: Müzakerelerin amacı mümkün en geniş toplumsal uzlaşmanın yaratılması olmalıdır. Ancak mutlak bir uzlaşma mümkün olmadığı için müzakere sürecinde TBMM’den geçebilecek bir uzlaşma metnine ulaşılması hedeflenmelidir.
• Referandum: Kamuoyundaki ve meclisteki müzakere ve uzlaşma sonucunda TBMM’den geçen metin halkın oyuna sunulmalıdır. Bu şekilde anayasa metninin meşruluk zemini güçlenecektir.