Yeni Parti milletvekili Mustafa Sarıgül ve ailesi bir takım yolsuzluk iddiasıyla soruşturuluyor. Ailenin 5 milyar dolarlık nakit, ev dükkanlarla 7 milyar dolarlık serveti olduğu iddia ediliyor. Mustafa Sarıgül ve çocuklarının özel hayatları ve magazin haberleri de ayrı bir tartışma konusu…Bu iddialar artık soruşturma ve mahkeme konusu. Ancak Mustafa Sarıgül’ün CHP Şişli gençlik kollarında başlayan siyasi hayatı neredeyse 50 yılı geçmişken bu kadar tartışmalı bir ismin Yeni Parti'den ve siyasetten tasfiye edilememiş olması, siyaset sosyolojisi bakımından üzerinde durulması ve hesaplaşılması gereken ciddi bir problem olduğunu göstermiyor mu?
Mustafa Sarıgül 1956 Erzincan İliç doğumlu. CHP Şişli gençlik kollarında siyasete başlıyor ve CHP de örgütçü kimliğiyle bilinen Ali Topuz’un etrafında bulunuyor. 1987 yılında SHP İstanbul listesinden milletvekili seçiliyor ama siyasetteki ağırlığı 1999 yılından 2014 yılına kadar 15 yıl yaptığı Şişli Belediye başkanlığından geliyor. DSP ve CHP arasında gidip gelen İsmail Cemin Yeni Türkiye Partisine katılan, kendisi Türkiye Değişim Hareketi Partisi kuran bir isim. Sarıgül, Ali Topuz için söylenen “Hokus pokus Ali Topuz” sözüne benzer şekilde her zaman siyasette kalmayı başardı. Aşağıda anlatacağımız Baykal- Saıgül mücadelesindeki ağır yolsıuzluk ithamlarına rağmen Baykal karşısında 400’ün üzerinde oy alabilmesi, siyasette kalmayı başarması ve nihayet kendisi de yolsuzluk iddiasıyla yargılanan Ekrem imamoğlu ile beraber siyasete devam etmesi dikkat çekicidir. Aslında Mustafa Sarıgül’ün siyasi çizgisi ve performansı Ekrem İmamoğlu çizgisinin CHP içinde ne kadar güçlü bir damara sahip olduğunun hikayesi olarak da okunabilir. Biz şimdi 29 Ocak 2005 CHP Kurultayına gidelim…
"Kurultaylar Partisi" olarak bilinen CHP, adeta bu unvanı ne kadar hakettiğini göstermek istercesine 29 Ocak 2005 tarihinde yeni bir Olağanüstü Kurultaya gidiyor. CHP ayrıca, eğer bu arada bir başka Olağanüstü Kurultay olmazsa, bir yıl içinde bu sefer olağan bir Kurultaya gitmek zorunda...29 Ocak'taki Kurultay ise, kamuoyu için tam bir sürpriz oldu. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal partideki her türlü muhalefeti ezme kararlılığıyla, önde gelen muhalifleri disiplin kurulları marifetiyle partiden ihraç etme, yani atma uygulamasına başlayınca, ihraç edilen CHP'liler haklarını aramak için mahkemelere başvurmaya ve mahkeme kararıyla partiye dönmeye başladılar.
Baykal, buna rağmen, muhalifleri ihraç etme politikasından vazgeçmedi. Baykal en son CHP genel başkanlığına talip olduğunu açıklayan CHP Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül'ü rüşvet aldığı iddiasıyla partiden ihraç etmeye karar verdi. Ancak CHP Kurultayında Baykal'ın tanzim ettiği listeden seçilen ve Baykal'ın daha önceki muhalif üç milletvekili ile eski CHP Genel Sekreteri Ertuğrul Günay'ın ihracı taleplerini karşılayan YDK (Yüksek Disiplin Kurulu), bu sefer Baykal'ın talebini, belki de emrini demek lazım, karşılamadı ve ihraç talebini reddetti. Baykal, YDK'nun bu kararını daha önce anladığından olsa gerek, YDK üyelerinin Sarıgül tarafından rüşvetle satın alındığına yönelik iddialarını, daha karar alınmadan dile getirmeye başlamıştı. Karar, Baykal'ın istediği istikamette çıkmayınca da; Baykal, YDK'nun rüşvet aldığı ve bu şekilde CHP'de başlayacak yozlaşmanın önüne geçmek iddiasıyla Olağanüstü Kurultayı toplantıya çağırdı. Baykal'ın bu iddialarına karşılık, Baykal'ın istediği istikamette oy kullanmayan YDK üyeleri de kendilerine gelecek dönemde milletvekilliği ve CHP'nin İş Bankasındaki yönetim kurulu üyelikleri vaat edilerek asıl Baykal tarafından rüşvet teklif edildiğini iddia ettiler. CHP, bu tür karşılıklı ithamlara eşlik eden "cerahat, şerefsiz, müsvette" türünden hitaplar eşliğinde Olağanüstü Kurultaya gidiyor. Bu şekilde devam ederse, Kurultay sürecinin ve sonrasının sonuç nasıl olursa olsun, bölünme ve itibar kaybıyla sonuçlanabileceği şimdiden söylenebilir.
Şimdi bugünlere nasıl gelindiğini hatırlayalım: Baykal, 3 Kasım 2002 TBMM genel seçimleri ve bilhassa 28 Mart 2004 mahalli idareler genel seçimleri sonrasında yeniden "sertleşmeyi" tercih etti. Baykal, daha önceki sertlikleri yüzünden CHP'nin barajı aşamamasıyla sonuçlanan 1999 seçim yenilgisinden sonra ağır bir şekilde eleştirilince, önce CHP Genel Başkanlığından istifa etmiş ve sonra da yeniden Genel Başkan oluncaya kadar geçen dönemde, gerek parti içindeki gerek parti dışındaki kamuoyunda "mutedil ve yumuşak" bir portre çizmeye muvaffak olmuştu. Baykal, bu mutedil ve yumuşak kimliği, şahsi portresinin ötesinde parti kimliğine taşımaya çalıştı. Bu amaçla yerli, muhafazakar değerlerle barışık bir "Anadolu Solu" söylemiyle ve daha önce sağda siyaset yapmış isimlerin de dahil olduğu danışma kurullarıyla CHP'yi 3 Kasım 2002 seçimlerine sokan Baykal, seçimlerden sonra, istediği neticeyi alamayınca bu politikasından vazgeçti. Bundan sonra Baykal, parti içinde ve dışında "kontrollü soğukluk ve kriz" politikasını uygulamaya başladı. Baykal bu yolla, AK Parti karşısında, CHP'yi kendi liderliği altında bir şemsiyede toparlamak, böylece AK Parti iktidarının düşebileceği ve hatta AK Parti'nin bölünmesiyle bitecek bir krizle CHP'nin iktidara gelebileceği vaadiyle, CHP'de kendi liderliğinin tartışılmasını engellemek istedi. Ancak AK Parti hükümetinin ekonomik ve siyasi başarıları ile Avrupa Birliğine uyum sürecinde yaşanan demokratikleşme, Baykal'ın bu ümitlerini suya düşürdü. Üstelik CHP, AK Parti karşısında başarılı bir ana muhalefet partisi olamadı ve parti içinde de Baykal giderek tartışmalı bir lidere dönüştü. Bu vadide kamuoyunda CHP'ye ve Baykal'a yönelik giderek yoğunlaşan eleştiriler ve artan parti içi muhalefet hareketleri, Baykal ve ekibini zor durumda bıraktı. Ancak uzun süre parti içi muhalefet, Baykal'ı yerinden edecek bir güçle ve önderlikle ortaya çıkmayı başaramadı. İşte Mustafa Sarıgül bu atmosferde, Şişli Belediyesinde %70'e varan oy oranıyla sağladığı seçim başarısının rüzgarını arkasına alarak ortaya çıktı. Önce pek ciddiye alınmayan Sarıgül, Anadolu'daki gezi ve mitinglerde ortaya çıkan halk desteğiyle kamuoyunda ve CHP'de ciddiyetle takip edilmeye başlandı. Parti içi muhalefet gönülsüz de olsa, Baykal karşısında Sarıgül'ü desteklemeye meyledince, Deniz Baykal ve ekibi de Sarıgül'ü daha da güçlendirecek bir şekilde, Sarıgül aleyhine çok sert bir kampanya başlattı.
Acaba Baykal'ı korkutan neydi? Parti içi muhalefetin bir önderliğe kavuşması mı? Yoksa Ali Topuz'un ekibinde yetişmiş ve Baykal'ın örgütçülüğüyle mücadele edebilecek kendi kumaşından bir rakiple karşılaştığı hissi mi? Yoksa tamamen Baykal tarafından seçilen YDK'dan, Sarıgül lehine bir karar çıkmasının, çaldırdığı alarm zilleri mi? Belki de, Sarıgül'ün yerine çıkabilecek partide ve kamuoyunda daha kabul gören bir başka ismin ortaya çıkmasına imkan vermeden, Sarıgül-Baykal bölünmesinin yaratabileceği avantajı kullanma arzusu...Bir başka ihtimal de, Baykal'ın ekibinde ortaya çıkmaya başlayan Baykal'ı sorgulama ve başka bir yol arama eğiliminin önüne geçmek ve kendi ekibinin parti içi muhalefetle işbirliği imkanlarını tamamen ortadan kaldırmak için sonu bölünmeye varabilecek bir kavga çıkarılması hesabıdır. Muhtemelen bu ihtimallerden bir çoğunun etkili olduğu bir kararla toplanan 29 Ocak'taki Olağanüstü Kurultayda, kim kazanırsa kazansın CHP'nin kaybettiği bir Kurultay yaşanacak...
Sarıgül, Baykal'ın ve CHP'nin elitist tavrına karşılık popülist bir tavra sahip ama buradan, tavırdan hareketle bir ideoloji, program ve proje önerisi yok. Bir kadrosu da olmayan Sarıgül'ün, ilk gezisini Sivas Kongresinden dolayı Sivas'a yapmış olması ve Olağanüstü Kurultay dolayısıyla kampanyasını da Erzurum Kongresi dolayısıyla Erzurum'dan başlatacak olması, Menemen hadisesinin yıldönümünde Menemen'e gidip Baykal buralara gelmiyor diye eleştirmesi, ufkunun sınırlarını göstermektedir. Sarıgül'ün bu ufkuna rağmen, CHP'li muhalif milletvekilleri arasında ismi geçen Nurettin Sözen tarafından "ılımlı islamcılıkla" ve CHP Genel Başkanı Deniz Baykal tarafından ABD'nin adamı olmakla suçlanması CHP'nin marjinalleştiğini ve maraziliğini ortaya koymuyor mu?
Evet 2005’den tekrar bugüne gelelim… Mustafa Sarıgül belediye üzerinden partiyi ele geçirmek ve kaba popülizmle CHP sosyolojisini teslim almak konusunda Ekrem İmamoğlu ’na model olabilecek tarihi bir performansa sahip…Siyasetteki üstadı Ali Topuz’un “Hokus pokus Ali Topuz “ sloganına benzer bir şekide 40 yıldır SHP-DSP-CHP-Yeni Parti siyasetinin vitrininde, 40 yıldır özel hayatı ve yolsuzlık iddialarıyla gündemde… Bu bile CHP –Yeni Parti hattındaki 40 yıllık problemin neden çözülemediğini sormamıza yol açıyor… Mustafa Sarıgül ile hesaplaşmayan CHP geleneği Ekrem İmamoğlu’na teslim oldu ve şimdi bir kurtuluş mücadelesi veriyor…