Siyasetin kıblesi şaşarsa

Siyasetin kıblesi menfaat, pusulası anket, sermayesi algı olursa; o siyasetten adalet değil, ancak gösteri çıkar. Siyaset bir gösteri sanatı değil, insanın insana ve Allah’a karşı sorumluluğudur. Ve hiçbir makam, hiçbir menfaat, hiçbir siyasi başarı bu sorumluluktan daha kıymetli değildir.

Fazıl Ergüt

Yazan: Fazıl Ergüt

· 4 dk okuma

Siyasetin kıblesi şaşarsa

Siyasetin kıblesi menfaat, pusulası anket, sermayesi algı olursa; o siyasetten adalet değil, ancak gösteri çıkar. Çünkü siyaset, insanın insana karşı taşıdığı sorumluluğun kamusal alandaki karşılığıdır. Bir makam edinme sanatı değil, bir milletin kaderine omuz verme ahlakıdır.

Ne var ki bugün üzerinde düşünmemiz gereken en büyük mesele, siyasetin hangi parti tarafından yapıldığı değil, hangi ahlaki zemin üzerinde yükseldiğidir.

Zira siyasetin ahlakını kaybettiği yerde fikirler değil hesaplar, ilkeler değil çıkarlar, hakikatler değil algılar konuşulur. Bugün ülkemizde artık ne söylediğinizden çok, nasıl göründüğünüzün önemsendiği bir siyaset anlayışıyla karşı karşıyayız.

Bir gün savunduğunu ertesi gün inkar eden, dün karşı çıktığıyla bugün aynı masaya oturan, kendi yanlışına mazeret üretirken başkasının yanlışından siyasal sermaye devşiren bir anlayış!

Burada mesele fikir değiştirmek değildir. İnsan öğrenir, düşünür, kanaatini değiştirir. Mesele, değişen fikrin arkasında bir muhasebe mi, yoksa menfaat hesabı mı bulunduğudur.

İşte tam burada siyasetin kıblesi meselesi karşımıza çıkıyor.

Kıblesi menfaat olanın istikameti olmaz. Bugün güç kimdeyse ona yaklaşan, yarın imkan nereden gelecekse oraya yönelen, makam uğruna dün söylediği sözleri unutan bir siyaset anlayışının toplumda güven üretmesi mümkün müdür?

Siyasetçinin omurgası, rüzgarın yönüne göre eğilip doğrulan bir kamış olmamalıdır. Çünkü siyaset, her şartta kazanmak değil, gerektiğinde kaybetmeyi göze alarak doğru bildiğinin arkasında durabilmektir.

Pusulası anket olanın ilkesi olmaz

Elbette siyaset halkın sesini dinlemelidir. Kamuoyu araştırmaları toplumun beklentilerini anlamak için önemli araçlardır. Ancak halkın ne düşündüğünü öğrenmek başka, yalnızca halkın duymak istediğini söylemek başkadır.

Siyasetçinin vazifesi sadece toplumun nabzını tutmak değil, gerektiğinde topluma hakikati söyleme cesaretini gösterebilmektir.

Her meseleyi oy hesabına indirgeyen bir anlayış, zamanla memleketin yarınlarını bugünün popülerliğine feda etme tehlikesiyle karşılaşır.

Oysa devlet aklı, seçim takviminden daha uzun bir ufka sahip olmalıdır.

Sermayesi algı olanın hakikatle imtihanı ağırdır. Bugün siyasetin en önemli meselelerinden biri de görüntünün gerçeğin önüne geçirilmesidir.

Bir fotoğrafla samimiyet, bir sloganla adalet, bir reklam filmiyle hizmet, birkaç sosyal medya paylaşımıyla millet sevgisi ispat edilmeye çalışılıyor.

Oysa aç bir insanı afiş doyurmaz.

İşsiz bir gence slogan istihdam sağlamaz. Adalet arayan bir vatandaşın yarasına propaganda merhem olmaz.

Bir annenin feryadı, iletişim stratejileriyle susturulamaz.

Algı, gerçeği anlatmanın aracı olabilir. Fakat gerçeğin yerine geçtiği gün siyaset, temsil ettiği topluma yabancılaşmaya başlar. Asıl tehlike de budur. Siyasetin bir hizmet makamından gösteri sahnesine dönüşmesi!

Vatandaşın özne olmaktan çıkıp seyirciye indirgenmesi!

Milletin dertlerinin çözülmek yerine siyasi tartışmaların malzemesi haline getirilmesi!

Cemil Meriç’in düşünce dünyasında önemli bir yer tutan hakikat arayışını hatırlamak gerekiyor. Çünkü hakikatin yerini sloganların aldığı bir vasatta düşünce fakirleşir, vicdan susar, kelimeler anlamını kaybeder.

Bizim medeniyet tasavvurumuzda ise siyaset, her şeyden önce bir emanet meselesidir. Emanet, sahibine karşı sorumluluk duymaktır.

Makamı ganimet, yetkiyi imtiyaz, devleti şahsi nüfuz alanı olarak görmemektir.

Hazreti Ömer’in adalet anlayışını dilinden düşürmeyip kendi sorumluluk alanındaki haksızlıklara sessiz kalmak, üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir ahlaki çelişkidir.

Çünkü adalet, yalnızca rakibinizin yanlışını göstermek değildir. Kendi tarafınızın yanlışına da aynı vicdanla karşı çıkabilmektir.

Ahlak, muhalifinizden beklediğiniz erdemi kendi mahallenizde de savunabilmektir.

Hakkaniyet ise gücün yanında değil, hakkın yanında durabilmektir.

Siyasetin gerçek imtihanı, iktidara gelirken söyledikleriyle iktidarı kullanırken yaptıkları arasındaki mesafedir. Bu ölçü yalnızca iktidarlar için değil, muhalefet için de geçerlidir. Çünkü ahlakın partisi, adaletin ideolojik tapusu, vicdanın siyasi mülkiyeti olmaz.

Şimdi kendimize şu soruyu sormanın vaktidir!

Biz nasıl bir siyaset istiyoruz?

Güzel konuşan mı, doğru davranan mı?

Kalabalıkları coşturan mı, insanların hayatına dokunan mı?

Her tartışmadan galip çıkan mı, gerektiğinde kendi yanlışını kabul eden mi?

Makamını korumak için susan mı, hakkı korumak için makamını riske atan mı?

Bir ülkenin asıl meselesi yalnızca kimin yönettiği değildir. Hangi ahlakla yönetildiğidir.

Çünkü siyasetin kıblesi şaşarsa yalnızca siyasetçi istikametini kaybetmez; kurumlara duyulan güven de aşınır, toplumsal adalet duygusu da yara alır. Ve nihayetinde siyaset, milletin umudu olmaktan uzaklaşır.

Siyasetin kıblesi hak, pusulası adalet, sermayesi güven, ahlakı hakkaniyet olmalıdır.

Gerisi gelip geçici alkışlardan, süslü kürsülerden ve seçim meydanlarında yankılanıp unutulan sözlerden ibarettir.

Siyaset bir gösteri sanatı değil, insanın insana ve Allah’a karşı sorumluluğudur. Ve hiçbir makam, hiçbir menfaat, hiçbir siyasi başarı bu sorumluluktan daha kıymetli değildir.

Vesselam…

Fazıl Ergüt’dan diğer yazılar

Podcast

gdh'i Google'da takip edin

gdh'i Google'da Tercih Edilen Kaynaklar'a ekleyin veya Google Haberler'de takip edin.

Yapay Zekâ Özeti

Siyasetin kıblesi şaşarsa

Bu özet yapay zekâ tarafından oluşturulmuştur. Doğruluk için haberin tamamını okuyunuz.

Yazı Boyutu

Haberin görünümü bu boyutta görünücek. Göz yorgunluğu olmadan rahat okuma.

Haberi Paylaş

Sayfayı Paylaş

gdh'yi bir arkadaşınıza tavsiye etme ihtimaliniz 0-10 skalasında kaç olur?

Hiç tavsiye etmezdimKesinlikle tavsiye ederim