AK Parti’nin 25 yıllık başarı hikayesini anlayabilmek için, merkez sağın çöküşünün ve başarısızlığının kökleri üzerinde durmak elzem. Merkez sağ, Cumhuriyet tarihi itibarıyla hatta daha öncesinden itibaren asker-sivil bürokrasi tarafından askeri müdahalelerle veya otoriter tek parti rejimiyle baskı altına alınmış, partileri kapatılmış ve horlanan büyük bir gelenektir. Merkez sağ, rakibi olan asker-sivil bürokrasi ve onun partisi CHP’nin meşruiyet dışına çıkan baskılarına rağmen, daima meşruiyet sınırlarına uymaya çalışmış, sivil ve demokratik çizgisini muhafaza edebilmiştir. Merkez sağın gösterdiği bu hassasiyet, bürokrasi ve CHP tarafından aynı ölçüde mukabele görmemiş, bugün de gördüğümüz gibi kural dışı müdahale yolları denenmiştir. Demokrat Parti’nin 27 Mayıs askeri darbesiyle iktidardan düşürülmesi, DP kadrolarının gördüğü işkence, zulüm, horlanma ve Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın idam edilmesi, merkez sağ siyasetin tabii mecrasından çımasına yol açmıştır. Bu idamların gölgesi ve tehdidi altındaki merkez sağın parti, lider ve kadroları zamanla öğretilmiş bir çaresizlik sendromu veya güçsüzlük duygusu içine girmişlerdir.
Buradaki öğretilmiş çaresizlik kavramı, sosyal psikolojide kullanılan bir kavramlaştırmadır. Deneylerden birinde bir akvaryuma konulan cam bölme dolayısıyla akvaryumun diğer kısmına geçemeyen balıklar zaman içerisinde cam bölmenin olduğu yeri, bir sınır kabul ederler. Bir süre sonra cam bölme kaldırıldığı halde, balıklar, akvaryumun diğer kısmına geçmezler. Bir başka deneyde ise bir kafesin içine muz konulur. Sonra kafese konulan maymun muza yaklaştığında güçlü bir su tazyiği altında muzdan uzaklaştırılıncaya kadar cezalandırılır. Maymun bunu öğrendiğinde, kafese yeni bir maymun konulur. Yeni gelen maymun muza yöneldiğinde önceki maymun ona saldırır. Ancak tek başına gücü onu engellemeye yetmezse, aynı cezalandırma tekrar edilir. Böylece su tazyiği ve kıdemli maymunun saldırılarıyla acemi maymun da terbiye edilmiş olunur. Bundan sonra kafese üçüncü maymun alınır. Yeni gelen maymun muza yöneldiğinde, artık su tazyiğine gerek kalmaz. Çünkü önceki iki maymun, yeni geleni döverler. Böylece muz, kafesin içinde durduğu halde, maymunlar muza dokunmadıkları gibi içlerinden birinin ona dokunmasına da izin vermezler.
Merkez sağın başına gelenler, aşağı yukarı bu deneylere benzemektedir. Darbelerle kontrol gücünü kaybettiğini hisseden merkez sağ partiler ve liderler, depresyona girerek müdahalelere tabi olmaya başlamaktadırlar. Merkez sağ, 27 Mayıs darbesini takip eden 12 Mart ve 12 Eylül müdahaleleriyle adeta bu öğretilmiş çaresizliğe mahkum oldu. 28 Şubat süreciyle bu durumu içselleştirmeye başladı. 28 Şubat süreci Anavatan Partisi’ndeki problemi ortaya çıkarmıştı, 27 Nisan krizi ise hastalığın DYP’ye de bulaştığını gösterdi. 27 Nisan bildirisi karşısında DP ve Anavatan Partisi bildiriyi desteklerken, AK Parti, bildiriye karşı bildiriyle cevap verdi. 27 Nisan’da öğrenilmiş çaresizliğe teslim olmayan AK Parti %47 oy alırken, DP %5’e düştü, Anavatan Partisi ise silindi.
Merkez sağın esas problemi, darbeler veya darbe tehditleri yüzünden temel prensiplerini terk etmesiydi. Merkez sağ, tutarlı bir sivilleşme ve demokratikleşme programını hayata geçirmediği için var oluşunun anlamını kaybetti. AK Parti işte merkez sağın bıraktığı bu boşluğu dolduracak bir siyaset yaparak 25 yıllık bir başarı hikayesi yakaladı.