Üç Paşa'nın İstanbul'dan ayrıldığı gece: Bir imparatorluğun son perdesi

2 Kasım 1918 gecesi, Osmanlı Devleti'ni Birinci Dünya Savaşı boyunca yöneten Enver, Talat ve Cemal Paşalar, bir Alman savaş gemisiyle İstanbul'u gizlice terk etti. Mondros Mütarekesi'nin üzerinden yalnızca üç gün geçmişti. Üç Paşa'nın ayrılışı, bir imparatorluğun son dönemindeki en çarpıcı olaylardan biriydi.

Mehmet Dilbaz

Yazan: Mehmet Dilbaz

· 4 dk okuma

Üç Paşa'nın İstanbul'dan ayrıldığı gece: Bir imparatorluğun son perdesi

Mondros'tan üç gün sonra

1918 sonbaharında Osmanlı Devleti için savaş artık bitmişti. Filistin ve Suriye cephelerindeki yenilgiler, Balkanlar'da Bulgaristan'ın savaştan çekilmesi ve Almanya'nın yaklaşan mağlubiyeti, imparatorluğun mücadeleyi sürdürmesini imkânsız hâle getirmişti.

8 Ekim'de Talat Paşa hükûmeti istifa etti. 30 Ekim 1918'de ise Limni Adası'nın Mondros Limanı'nda imzalanan mütarekeyle Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı'ndan çekildi.

Ancak savaşın sona ermesi, İstanbul'a huzur getirmedi.

Başkentte büyük bir belirsizlik hâkimdi. Cephelerden gelen mağlubiyet haberlerine ekonomik sıkıntılar, siyasi hesaplaşmalar ve yaklaşan işgal korkusu eşlik ediyordu.

İttihat ve Terakki'nin yaklaşık on yıldır Osmanlı siyasetinde belirleyici olan kadroları, artık ağır bir yenilginin sorumluluğuyla karşı karşıyaydı.

Bu kadroların en güçlü üç ismi ise Talat, Enver ve Cemal Paşalardı.

Talat Paşa, Osmanlı Devleti'nin son savaş yıllarındaki sadrazamıydı. Enver Paşa, Harbiye Nazırı ve ordunun en etkili isimlerinden biriydi. Cemal Paşa ise özellikle Suriye ve Filistin'deki askerî ve idari faaliyetleriyle tanınıyordu.

Bir zamanlar devletin geleceğini belirleyen bu üç isim için İstanbul artık güvenli bir yer değildi.

Boğaz'da gizli bir operasyon

1 Kasım'ı 2 Kasım 1918'e bağlayan gece, İstanbul Boğazı'nda olağanüstü bir hareketlilik yaşandı.

Alman askerî yetkililerinin yardımıyla hazırlanan gizli bir operasyon sonucunda Enver, Talat ve Cemal Paşalar, aralarında Doktor Nâzım, Bahaeddin Şakir ve bazı eski İttihatçı yöneticilerin de bulunduğu bir grupla İstanbul'dan ayrıldı.

Operasyonun ayrıntıları, Alman subaylarının hatıratına da yansıdı.

Anlatılanlara göre paşalar dikkat çekmemek için kıyafet değiştirmiş, Boğaz'ın farklı noktalarından küçük teknelerle alınmıştı. Alman subaylarıyla yapılan buluşmalarda parola kullanıldığı da aktarılıyordu.

Gece boyunca devam eden hareketliliğin sonunda grup, Karadeniz'e açılacak Alman savaş gemisine geçti.

Kaynaklarda geminin türü ve numarası konusunda farklı bilgiler bulunmakla birlikte, ayrılışın bir Alman askerî deniz aracıyla gerçekleştirildiği kesindir.

Rotada önce Karadeniz'in kuzey kıyıları, ardından Almanya vardı.

Böylece Osmanlı Devleti'ni Birinci Dünya Savaşı boyunca yöneten üç önemli isim, yenilginin hemen ardından başkentten ayrılmış oldu.

Kaçış mı, zorunlu ayrılış mı?

Üç Paşa'nın İstanbul'dan ayrılışı, daha o günlerden itibaren büyük tartışmalara yol açtı.

İstanbul basınının önemli bir bölümü bu hareketi bir kaçış olarak değerlendirdi. Gazetelerde İttihatçı liderlerin ülkeyi savaşa soktuktan, ağır kayıplara ve yıkıma yol açan politikaları yönettikten sonra sorumluluktan kaçtıkları yönünde sert eleştiriler yayımlandı.

Öte yandan paşaların ve yakın çevrelerinin anlatılarında farklı bir gerekçe öne çıkıyordu.

Onlara göre İstanbul'da kalmak, hem İtilaf Devletleri'nin baskısı hem de yeni siyasi ortam nedeniyle tutuklanma tehlikesi taşıyordu. Yurt dışına çıkışın geçici olması, şartlar değiştiğinde yeniden siyasi ve askerî faaliyetlere dönülmesi düşünülüyordu.

Bu iki yaklaşım, sonraki yıllarda da tarih yazımının önemli tartışmalarından biri oldu.

Ancak ortada değişmeyen bir gerçek vardı: Osmanlı Devleti'nin savaş yıllarındaki en güçlü yöneticileri, yenilginin ardından ülkeyi terk etmişti.

İstanbul'da kalan hesaplaşma

Üç Paşa'nın ayrılışı, İttihat ve Terakki'nin de sonunu hızlandırdı.

Cemiyet, Kasım 1918'de gerçekleştirdiği son kongresinde kendisini feshetme kararı aldı. Eski kadroların bir bölümü Teceddüd Fırkası adıyla siyasi faaliyetlerini sürdürmeye çalıştı.

Fakat bu değişiklik, savaş yıllarına ilişkin tartışmaları sona erdirmedi.

İstanbul'da İttihatçı yöneticilere yönelik soruşturmalar ve yargılamalar başladı. Savaşın yönetimi, devletin uğradığı kayıplar ve özellikle savaş sırasında Ermeni nüfusa yönelik tehcir ve kitlesel ölümler, bu hesaplaşmanın başlıca konuları arasındaydı.

1919 yılında kurulan askerî mahkemelerde Talat, Enver ve Cemal Paşalar gıyaplarında yargılandı ve idama mahkûm edildi.

Ancak üçü de artık Osmanlı topraklarının dışındaydı.

Üç Paşa'nın üç ayrı sonu

İstanbul'dan birlikte ayrılan üç liderin yolları zamanla birbirinden ayrıldı.

Talat Paşa, Almanya'ya yerleşti. Berlin'de siyasi faaliyetlerini sürdürdü. 15 Mart 1921'de Soghomon Tehliryan tarafından düzenlenen silahlı saldırıda öldürüldü. Cenazesi 1943 yılında Türkiye'ye getirilerek İstanbul'daki Abide-i Hürriyet'e defnedildi.

Cemal Paşa, yurt dışında çeşitli siyasi ve askerî temaslarda bulundu. Afganistan'da askerî teşkilatlanma çalışmalarına katıldı. 21 Temmuz'u 22 Temmuz 1922'ye bağlayan gece Tiflis'te uğradığı suikast sonucunda hayatını kaybetti.

Enver Paşa ise Almanya'dan sonra Sovyet Rusya ve Orta Asya'ya uzanan bir yol izledi. Bir dönem Anadolu'daki Millî Mücadele ile ilişki kurmaya çalıştı. Daha sonra Türkistan'daki silahlı mücadeleye katıldı. 4 Ağustos 1922'de bugünkü Tacikistan topraklarında Kızıl Ordu birlikleriyle çatışırken öldürüldü.

Üçü de Osmanlı Devleti'nin son büyük savaşına yön vermişti.

Üçü de İstanbul'dan ayrıldıktan sonra farklı coğrafyalarda yaşamını yitirdi.

Hiçbiri, ayrıldığı İstanbul'a sağ olarak dönemedi.

Bir devrin kapanışı

2 Kasım 1918, yalnızca üç devlet adamının gizlice bir gemiye binerek İstanbul'dan ayrıldığı tarih değildir.

Bu olay, Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemine damga vuran bir siyasi kadronun iktidardan kesin biçimde uzaklaşmasının da simgesidir.

İttihat ve Terakki'nin yükselişi, imparatorluğu kurtarma iddiasıyla başlamıştı. Meşrutiyet'in yeniden ilanı, Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve nihayet Mondros Mütarekesi, bu kadronun tarihindeki başlıca dönüm noktaları oldu.

1918 Kasım'ında ise İstanbul'da artık bambaşka bir dönem başlıyordu.

Birkaç gün sonra İtilaf donanmaları Boğaz'a gelecek, 13 Kasım'da savaş gemileri İstanbul önlerinde demirleyecekti. Şehir, işgalin gölgesine girecekti.

Bir tarafta yenilmiş bir imparatorluk, diğer tarafta henüz nasıl şekilleneceği bilinmeyen yeni bir siyasi gelecek vardı.

2 Kasım 1918 gecesi İstanbul'dan ayrılan yalnızca üç paşa değildi. Osmanlı tarihinin en tartışmalı iktidar dönemlerinden biri de o gece kapanıyordu.

Mehmet Dilbaz’dan diğer yazılar

Podcast

gdh'i Google'da takip edin

gdh'i Google'da Tercih Edilen Kaynaklar'a ekleyin veya Google Haberler'de takip edin.

Yapay Zekâ Özeti

Üç Paşa'nın İstanbul'dan ayrıldığı gece: Bir imparatorluğun son perdesi

Bu özet yapay zekâ tarafından oluşturulmuştur. Doğruluk için haberin tamamını okuyunuz.

Yazı Boyutu

Haberin görünümü bu boyutta görünücek. Göz yorgunluğu olmadan rahat okuma.

Haberi Paylaş

Sayfayı Paylaş

gdh'yi bir arkadaşınıza tavsiye etme ihtimaliniz 0-10 skalasında kaç olur?

Hiç tavsiye etmezdimKesinlikle tavsiye ederim