Yolsuzluk ve yozlaşma karşısında muhtaç olduğumuz kudret…

Olup bitenlerin Türkiye’nin güçlü moral zeminine, müşterek milli kimliğe, devlet kapasitesine ve meşru yollarla seçilen demokratik yönetime zarar vermesini engelleyecek bir mücadele gerekiyor. Bu mücadelede muhtaç olduğumuz kudret Türkiye’nin demokrasi tarihinde, kültüründe ve milletin müşterek gelecek iradesinde mevcuttur.

Murat Yılmaz

Yazan: Murat Yılmaz

· 4 dk okuma

Yolsuzluk ve yozlaşma karşısında muhtaç olduğumuz kudret…

Dünyadaki ve Türkiye’deki siyasi türbülans, tartışmalar, dijital alemdeki gelişmeler, yapay zeka, jeopolitik depremler ve bilhassa yolsuzluk ve yozlaşmalar dünyada ve Türkiye’de demokrasinin, hukuk devletinin, sivil siyasi rejimin ve medeniyetin geleceği hakkında yaygın endişelere yol açıyor. Türkiye’nin yolsuzluk ve yozlaşmaya teslim olmayacağını ve bu tartışmalardan anayasal devlet sınırları içinde demokratik hukuk devletinin ve piyasa ekonomisinin prensipleriyle çıkacağını göreceğiz inşallah… Olup bitenlerin Türkiye’nin güçlü moral zeminine, müşterek milli kimliğe, devlet kapasitesine ve meşru yollarla seçilen demokratik yönetime zarar vermesini engelleyecek bir mücadele gerekiyor. Bu mücadelede muhtaç olduğumuz kudret Türkiye’nin demokrasi tarihinde, kültüründe ve milletin müşterek gelecek iradesinde mevcuttur. Bu mücadele bir kere verilerek sona ermez, her gün yeniden vermemiz gereken bir mücadeleden, her gün yenilememiz gereken bir ahidleşmeden, bir sözleşmeden bahsediyoruz… Bunu hergün yenilemez, emek ve mücadeleden kaçarsak yozlaşmanın ve yolsuzluğun, merkez kaç yıkıcı güçlerin, dışarıdan tahrik ve müdahalelerin önü yeniden açabilecektir… Bu bakımdan mesele sadece namussuz hırsızlarla mücadele değil, bir hayat memat ve beka mücadelesidir.

Türkiye, III. Selim’den bu yana Batıyı örnek alarak değişmeye ve dönüşmeye çalışıyor. Bu değişim ve dönüşümün ivmesi arttıkça kırılmalar ve tartışmalar da artıyor. Bir tür medeniyet değişimi anlamına gelen kırılma, aynı toplumun içinde farklı medeniyet anlayışlarını mümkün kılıyor. Bu sürecin giderek birtakım semboller çevresinde bir kutuplaşmayla neticelendiği de gözlerden kaçmamaktadır.

Osmanlı sisteminde de mevcut kadim sert yöneten–yönetilen ayrımına paralel gelişen millet nizamı da, esasen bu sembolikleşmeye güçlü bir damar sunmuştur. Millet nizamının tasfiye olarak vatandaşlık hukukuna geçilmesine ve yöneten-yönetilen ayrımını yumuşatması beklenen demokratikleşme hareketlerine rağmen, bu sembolizm, siyasi kültür kodlarında devam etmiştir. Osmanlı modernleşmesinden itibaren bu değişime hakim olan bürokrasi, gerçekten eşitliğe dayanan vatandaşlık hukukundan, yöneten- yönetilen ayrımının demokratik bir karakter kazanmasından ve cemaatlerin müşterek hareketinden korkmuştur. Bu korku bir takım semboller marifetiyle bu sürecin manipüle edilmesine yol açmıştır. Bürokrasinin gerçek modernlik yerine koyduğu sembolik modernliğe şu veya bu sebeple uyum sağlayamayan halk kesimleri “makbul vatandaşlar” olarak kabul edilmemişlerdir. Bu ikinci sınıf vatandaşların demokratik tercihleri bürokratik kurumlar marifetiyle denetlenirken, vatandaşlar arasında farklılıklarını muhafaza eden kesimlerin hak talepleri ve her türlü müşterek hareketleri, zaten varolan sembolik farklılıklar kutuplaşma ve çatışma istikametinde tahrik edilerek bertaraf edilmiştir.

Soğuk savaşın sona ermesinden sonra, Samuel Huntington tarafından soğuk savaşın yerini alacağı düşünülen medeniyetler savaşı tezi, bu konuyu uluslararası bağlamda tartışmaya açmıştır. Bu vadide Türkiye’yi medeniyetle savaşının yaşandığı bir muharebe alanı olarak gören Huntington, elitlerinin batı halkın İslam medeniyetini tercih etmesi yüzünden “bölünük ülke” olarak nitelendirmiştir. Huntington’un tezi bir yana bırakıldığında dahi, soğuk savaş sonrası dönemde Türkiye, dondurulmuş bir çok problemle yüzyüze kalmıştır. Otoriter tek parti döneminden ve askeri müdahalelerden kalan bu problemler de giderek kangrene dönen semboller etrafında tecessüm eden problemlerdir. Siyasetin dar alana hapsedilerek temsili karakterini, toplumsal talep ve şikayetleri taşıma ve sorun çözme kabiliyetini kaybetmesi de, semboller etrafında segmentlere ayrılmış toplumsal kesimlerin, siyaset marifetiyle çözüm üretmesini zorlaştırmıştı. Türkiye’de yaşanan medeniyetler savaşının ötesinde, bir”medeniyet kaybı”ydı.

1999’da Ecevit koalisyon hükümetiyle başlayan reform süreci 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra kurulan AK Parti hükümetleriyle hızlanarak devam etmiştir. Ancak reform sürecinin tamamlanmamasının yarattığı endişe ve umutlar, toplumda semboller etrafındaki kutuplaşmayı yeniden gündeme getirmiştir. Bu kültürel kutuplaşma, darbe amacıyla psikolojik harp ve terör aleti olarak tahrik edilmesiyle siyasi kutuplaşma ve kırılmalar şiddetlenmiştir. AK Partiyi kapatma davası, Darbe tartışmaları, terör kampanyaları ve nihayet 15 Temmuz darbe teşebbüsü ise bu tahriklerin etkisini kırmış ve amaçları ifşa etmiştir. Reformlar karşısındaki reaksiyoner cephe, AK Parti’nin 2002’den sonra yapmaya çalıştığı mevzuat değişiklikleri ve kurumsal reformların zihniyet dönüşümüne yetmediğini göstermiştir… Bu zihniyet dönüşümünü temin etmek için siyasi kültürümüz üzerinde bürokratik vesayete kurumlarının ve ideolojisinin vesayetine son verecek demokratikleşme ihtiyacı ortaya çıkmıştır.

Şimdi her gün bir yenisiyle karşılaştığımız sembolik jestler, bu anlayışın bir tezahürüdür. Bütün bu jestlerin tek tek sağladığı faydadan daha ehemmiyetli olan husus, siyasi kültürün kutuplaşma ve kompartımanlaşmanın aşılması yönünde bilinçli müdahalelerle değiştirilebileceğini göstermiş olmasıdır. Böylece reformlar, toplumsallaşmış ve güçlü bir kültürel zemine oturmaktadır. Sembolik açılımlar ve jestler, belli bir kesime yönelikmiş gibi görünse de, Türkiye’nin içindeki su geçirmez bölmeleri kaldırarak bir toplumu meydana getirmektedir. Bu sivil siyasi kültür, en az sivil anayasa kadar kurucu kıymettedir. Burada vesayet sisteminin ve ideolojisinin siyasi kültürü demokratikleştirmeden demokratik bir siyasi sistem kurulamaz şeklindeki vesayet tuzağını aşacak, siyasi kültür üzerindeki bürokratik vesayet kurumlarının ve ideolojisinin tahakkümünün aşılmasından bahsediyoruz. Muhtaç olduğumuz demokratik kudret, uzun siyasi mücadele ve fedakarlıklarla oluşmuş siyasi tarih, hafıza ve kültürümüzde mevcuttur.

Murat Yılmaz’dan diğer yazılar

Podcast

gdh'i Google'da takip edin

gdh'i Google'da Tercih Edilen Kaynaklar'a ekleyin veya Google Haberler'de takip edin.

Yapay Zekâ Özeti

Yolsuzluk ve yozlaşma karşısında muhtaç olduğumuz kudret…

Bu özet yapay zekâ tarafından oluşturulmuştur. Doğruluk için haberin tamamını okuyunuz.

Yazı Boyutu

Haberin görünümü bu boyutta görünücek. Göz yorgunluğu olmadan rahat okuma.

Haberi Paylaş

Sayfayı Paylaş

gdh'yi bir arkadaşınıza tavsiye etme ihtimaliniz 0-10 skalasında kaç olur?

Hiç tavsiye etmezdimKesinlikle tavsiye ederim