Yol ayırımındaki nesil

Yunus Emre Gedikli

Yazan: Yunus Emre Gedikli

· 4 dk okuma

Yol ayırımındaki nesil

Hepimiz devasa bir kavşağın tam ortasında duruyoruz. Bir yanda bizi sakin, tahmin edilebilir ve risksiz bir hayata çağıran "Güvenli Hedef" tabelası; diğer yanda ise silüetiyle bile baş döndüren, zorluklarla dolu ama bir o kadar da görkemli "Büyük Hedef" yükseliyor.

İçinde bulunduğumuz ve literatürde 'Dijital Çağ' veya 'Dördüncü Sanayi Devrimi' olarak adlandırılan bu yeni dönem, insanlık tarihinin en büyük imkanlarını sunarken, ironik bir şekilde gençlerin omuzlarına devasa bir "hedef karmaşası" yüklüyor. Her şeyin bir tık uzağımızda olduğu, bilginin saniyeler içinde önümüze serildiği bu konfor odaklı düzende, en büyük tehlike zihinlerimizin tembelleşmesidir. Sistem bizi sürekli o güvenli, dümdüz ve risksiz yola sapmaya itiyor. Ancak unutmamalıyız ki; hiçbir büyük hikaye, kahramanın konfor alanında kalıp sadece akışa uyum sağlamasıyla yazılmamıştır.

Bizler, herhangi bir coğrafyanın çocukları değiliz. Üzerinde yaşadığımız bu topraklar, asırlar boyunca dünyanın kaderini tayin etmiş, medeniyetlerin doğuşuna ve çöküşüne şahitlik etmiş kadim bir coğrafyadır. Bu toprakların sırtımıza yüklediği tarihi bir mesuliyet var.

Bizler, çağ açıp çağ kapatan bir vizyonun, gökyüzünü rasathanelerle inceleyen Ali Kuşçuların, kubbelere sonsuzluğu fısıldayan Mimar Sinanların varisleriyiz. Ancak bu miras sadece geçmişte kalmış tarihi bir övünç kaynağı değildir; bilakis bugünün ilhamıdır. Nitekim bugün, dünya savunma sanayii paradigmasını kökünden değiştiren, gökyüzüne yeniden kendi imzamızı atmamızı sağlayan Selçuk Bayraktarlar gibi çağına yön verenlerin de mirasçıları ve yoldaşlarıyız.

Yeni nesil teknolojilerin ve akıllı algoritmaların hayatın her hücresine sızdığı bu çağda, Kadim Türk-İslam geleneğinin öncülerinden Mevlana Celaleddin Rumi, yüzyıllar öncesinden bugünkü hedef karmaşamıza şöyle ışık tutar: "Sen yola çık, yol sana görünür." İlk adımı atma cesareti, o büyük hedefe giden karanlık yolları aydınlatacak en güçlü meşaledir. Bizden beklenen, bu kadim geçmişten aldığımız ilhamla, günümüz teknolojisinin sunduğu imkanları birleştirip geleceğe o devasa adımları atmaktır.

Sadece teknoloji değil, dünyadaki sosyolojik dinamikler de tarihte eşine az rastlanır bir hızla kabuk değiştiriyor. Bireyselleşmenin kutsandığı, aidiyet duygularının aşındırıldığı ve sanal kimliklerin gerçek karakterlerin önüne geçtiği bir küresel kırılma yaşıyoruz. Geleneksel yapıların ve değerlerin sarsıldığı bu yeni sosyolojide gençler, köksüzleşme tehlikesiyle karşı karşıya kalarak yüzeysel bir popüler kültürün akıntısına kapılmaya zorlanıyor. Tüketimin, anlık hazların ve "kısa yoldan köşeyi dönme" telaşının yüceltildiği bu toplumsal iklimde, derinlikli düşünmek, üretmek ve sabretmek adeta demode ilan ediliyor. Ancak işte tam da bu yüzden, ayağını kendi sağlam toprağına, kendi kadim değerlerine basan, fakat zihniyle tüm dünyayı kucaklayıp dönüştüren bir duruşa her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Kendi özünden kopmadan evrenseli yakalayabilmek, bu yeni dönemin en büyük sosyolojik meydan okumasıdır.

Genç dostlarım, tam da bu noktada doğrudan sizlere seslenmek istiyorum. Teknolojinin nefes kesen hızı ve kusursuz gibi görünen çıktıları asla gözünüzü korkutmasın. Makine mükemmeli arar, insan ise anlamı. Sizin en büyük gücünüz, bir makinenin asla sahip olamayacağı o sezgisel kıvılcımınız, hayal gücünüz ve düzene itiraz etme kabiliyetinizdir. Bize düşen, bu teknolojik akıntıya sadece itaat eden bir 'uyum sağlayıcı' olmak değil; o gücü, insanlığın, vicdanın ve kendi kültürel derinliğimizin filtresinden geçirerek yönlendiren bir 'değiştirici' olmaktır.

Çevreniz, toplum ve hatta bazen eğitim sistemimiz size sürekli olarak "garanti mesleklere" yönelmenizi, başınızı derde sokmamanızı ve deyim yerindeyse "cinslik yapmamanızı" öğütleyebilir. Ancak tarih, konfor alanından çıkmayı reddeden uysal kalabalıkları değil, sistemin dayattığı kalıplara itiraz edip zoru seçen o "cinsleri" yazar. İnovasyon dediğimiz o büyülü sıçrama, güvenli fanusun dışına atılan ilk tedirgin ama cesur adımın ta kendisidir. Uyum sağlamak sadece o günü kurtarır; ancak sadece sınırları zorlayanlar, soru soranlar ve rahatsızlık duyanlar dünyayı ileriye taşır.

Peki bu fırtınalı yolda nasıl ayakta kalacaksınız? Batılı varoluşçu düşünür Søren Kierkegaard bu ikilemi şu sarsıcı sözüyle özetler: "Risk almak, bir an için ayakların yerden kesilmesidir. Risk almamak ise insanın kendini kaybetmesidir." Güvenli hedeflerin peşinde koşmak, sıradanlığa teslim olmak, aslında potansiyelimizin ve özbenliğimizin yavaş yavaş silinmesine göz yummaktır. Hata yapmaktan, düşmekten ve başarısız olmaktan korktuğumuz için o büyük hedeflere sırtımızı dönüyoruz.

Oysa Japonların o köklü ve estetik yaşam felsefesi olan Kintsugi, bize hata yapmanın veya yara almanın bir son olmadığını, aksine çok daha güçlü bir varoluşun başlangıcı olduğunu öğretir. Kırılan seramikleri altın tozuyla birleştirme sanatı olan Kintsugi, bir eşyanın hasar görmüş olmasını bir kusur değil, onun yaşanmışlığının ve direncinin bir nişanesi olarak yüceltir. Bu felsefe bize şunu fısıldar: Pürüzsüz ve hiç çatlağı olmayan bir karakter, ancak konfor alanının sahte güvenliğinde, hiç risk alınmadan inşa edilebilir. Gerçek güç, Ganbaru yani zorluklar karşısında pes etmeden sonuna kadar direnme ruhuyla, o kırıkları altın bir iradeyle yeniden birleştirebilmektedir. Büyük hedefler uğruna yara almayı, kırılıp dökülmeyi göze almayanlar, asla kendi içlerindeki o altından cevheri keşfedemezler.

Şimdi, önümüzde cevaplanması gereken o hayati iki soru duruyor: Bulunduğumuz konfor alanından vazgeçmeden, bize çizilen sınırların içinde "güvenli bir hedef" mi seçeceğiz?

Yoksa kendini zorlayıp, terleyip, konfor alanının o sahte güvenliğinden dışarı çıkıp öğrenmeye, gelişmeye ve değişime ayak uyduran "büyük hedeflerin" peşinde mi koşacağız?

Çağın akışını sadece ekranlardan "İzleyen" mi olacaksınız, yoksa kodları, fikirleri ve sınırları yeniden yazarak "Değiştiren" mi? Makinelerin dünyasına usulca "Uyum sağlayan" sıradan biri mi olacaksınız, yoksa sistemin açıklarını gören, "Cins olup zoru seven", ezber bozan bir öncü mü?

Gençler! İçinizdeki ateş, en gelişmiş yazılımların soğuk hesaplamalarından çok daha güçlüdür. Coğrafyanızın kaderini, atalarınızın mirasını omuzlayın ve ayağa kalkın. Güvenli limanları terk etme vakti geldi. Çünkü deniz, sadece fırtınalara göğüs geren cesur kaptanların isimlerini tarihe yazar. Gözlerinizi o büyük, o ulaşılması zor, o ter ve gözyaşı isteyen hedeflere dikin. Korkmayın; çünkü siz yola çıktığınızda, zoru seçtiğinizde ve her kırıldığınızda altın bir iradeyle yeniden ayağa kalktığınızda, gelecek sizin ellerinizde şekillenecektir!

 

Diğer yazarlar

Podcast

gdh'i Google'da takip edin

Google'un yeni Tercih Edilen Kaynaklar özelliğiyle veya Google Haberler'den gdh içeriklerini doğrudan akışınıza ekleyin.

Yazı Boyutu

Haberin görünümü bu boyutta görünücek. Göz yorgunluğu olmadan rahat okuma.

Haberi Paylaş

Sayfayı Paylaş

gdh'yi bir arkadaşınıza tavsiye etme ihtimaliniz 0-10 skalasında kaç olur?

Hiç tavsiye etmezdimKesinlikle tavsiye ederim