İstanbul'un dereleri nereye gitti?

Gökyüzü rahmetini indirdi, yerel yönetimlerin yıllardır biriktirdiği ihmalleri önümüze serdi. Yollar göle döndü. Alt geçitler suyla doldu. Evleri, iş yerlerini sel bastı. İnsanlar mahsur kaldı, canlarımızı kaybettik. Peki, hiç düşündük mü? İstanbul’un dereleri nereye gitti?

Fazıl Ergüt

Yazan: Fazıl Ergüt

· 4 dk okuma

İstanbul'un dereleri nereye gitti?

İstanbul’a yağmur yağdı.

Gökyüzü rahmetini indirdi, yerel yönetimlerin yıllardır biriktirdiği ihmalleri önümüze serdi.

Yollar göle döndü. Alt geçitler suyla doldu. Evleri, iş yerlerini sel bastı. İnsanlar mahsur kaldı, canlarımızı kaybettik.

Ve biz yine aynı cümleleri kurduk!

Beklenmedik yağış, olağanüstü hava şartları, rekor seviyede yağmur…

Peki, hiç düşündük mü?

İstanbul’un dereleri nereye gitti?

Bu şehrin bir zamanlar vadilerinden akıp giden, toprağı besleyen, yağmur sularını denize ulaştıran derelerine ne oldu?

Kimini beton kanallara hapsettik. Kiminin üzerini kapattık. Kiminin yatağını daralttık. Kiminin çevresine devasa yapılar kondurduk.

Sonra da yağmur yağınca suyun neden sokaklarımızdan aktığını sorgulamaya başladık.

Oysa suyun hafızası vardır.

İnsan unutur, tabiat unutmaz.

Siz bir derenin üzerini kapatabilirsiniz ama suyun yolunu hafızasından silemezsiniz.

İstanbul’un dereleri üzerine yapılan akademik araştırmalar, doğal su sisteminin nasıl değiştirildiğini bütün açıklığıyla ortaya koyuyor. İçme suyu havzaları dışındaki 168 ana dereyi inceleyen bir araştırmaya göre bunların yüzde 64’ü fiziksel değişime uğramış.

Bu rakam yalnızca bir şehircilik verisi değildir. İstanbul’un tabiatıyla kurduğu ilişkinin de hazin bir özetidir.

Şimdi sormak gerekiyor!

Bu derelerin doğal yataklarına kimler müdahale etti? Hangi imar kararlarıyla dere çevreleri yapılaşmaya açıldı? Hangi projelerle suyun akış alanları daraltıldı?

Ve bütün bunlar olurken şehircilik bilimi, kamu yararı ve gelecek nesillerin hakkı ne kadar gözetildi?

Bir derenin yatağına bina yapmak, yalnızca toprağa müdahale etmek değildir. Geleceğin felaketine de davetiye çıkarmaktır.

İstanbul’un bugünkü manzarasını yalnızca son birkaç yılın meselesi olarak değerlendirmek de büyük bir yanılgıdır.

Bu şehir onlarca yıldır betonla büyütüldü. Vadiler yapılaşmaya açıldı, yeşil alanlar daraltıldı, toprağın suyu emme kabiliyeti zayıflatıldı.

Her yönetim döneminin kendi kararları, kendi ihmalleri ve kendi sorumlulukları vardır.

Mesele yalnızca dere temizlemek değildir. Mesele, dereyi doğal akışına kavuşturmak, taşkın alanlarını korumak, yağmur suyu altyapısını güçlendirmek ve imar planlarını tabiatın gerçeklerine göre yeniden düzenlemektir.

Dereyi temizlemek başka, dereye hakkını teslim etmek başkadır.

Biz yıllardır şehirleri büyütmeyi medeniyet zannettik.

Daha fazla beton, daha yüksek bina, daha geniş yol, daha büyük proje…

Fakat medeniyetin yalnızca inşa etmekten ibaret olmadığını unuttuk.

Medeniyet, neyi inşa etmeyeceğini de bilmektir. Bir derenin yatağına dokunmamaktır. Bir ormanın sınırında durabilmektir. Bir vadinin doğal yapısını koruyabilmektir.

Çünkü tabiat insana sınırsız tasarruf hakkı verilmiş sahipsiz bir arazi değildir. O da bize teslim edilmiş bir emanettir.

Bizim irfan geleneğimizde emanetin hukuku vardır. Suyun da toprağın da ağacın da hakkı vardır.

Ne yazık ki modern şehircilik anlayışımızda bu hakların yerini çoğu zaman metrekare hesabı aldı.

Toprağı arsa, dereyi engel, ağacı maliyet, yeşil alanı yatırım fırsatı olarak gören bir zihniyetle karşı karşıya kaldık. Sonra da tabiat kendi yolunu aradığında bunu felaket olarak adlandırdık.

Oysa bazen felaket dediğimiz şey, insanın tabiata yaptıklarının kendisine geri dönmesidir.

Bugün İstanbul’u yönetenlere düşen görev, yağışın ne kadar olağanüstü olduğunu anlatmakla sınırlı kalamaz.

İstanbul’un bütün dere yatakları yeniden haritalandırılmalıdır.

Üzeri kapatılan, yatağı daraltılan, yapılaşma baskısı altındaki dereler kamuoyuna açıklanmalıdır.

Dere ıslah projelerinin hangilerinin tamamlandığı, hangilerinin devam ettiği, hangilerinin geciktiği ve neden geciktiği şeffaf biçimde ortaya konulmalıdır. Taşkın riski taşıyan bölgelerdeki imar kararları yeniden değerlendirilmelidir.

Ve bütün bunlar siyasi polemiklerin değil, bilimsel aklın ve kamu vicdanının rehberliğinde yapılmalıdır.

Çünkü İstanbul herhangi bir şehir değildir. Tarihin, medeniyetin, kültürün ve milyonlarca insanın hayatının emanet edildiği büyük bir şehirdir.

Üstelik deprem gerçeğiyle yaşayan İstanbul’un, sel ve taşkın karşısında da böylesine ağır bedeller ödemesi, şehir yönetiminin bütün yönleriyle sorgulanmasını zorunlu kılmaktadır.

Buradan açıkça ifade ediyorum!

İstanbul siyasi partilerin mülkü, belediye başkanlarının şahsi tasarruf alanı, müteahhitlerin sınırsız kazanç sahası değildir.

İstanbul milletin emanetidir.

Bu emanete sahip çıkmak, geçmişte görev yapanların da bugün sorumluluk taşıyanların da vazifesidir.

Hiç kimse geçmişi suçlayarak bugünkü sorumluluğunu ortadan kaldıramaz. Hiç kimse bugünkü ihmalleri görmezden gelerek geçmişin yanlışlarını meşrulaştıramaz.

Artık bu şehirde mazeret değil, mesuliyet konuşulmalıdır.

Zira her selin ardından evini temizleyen, dükkanındaki çamuru atan, zararını karşılamaya çalışan yine bu millet oluyor.

Olan yine bu millete oluyor!

Yağmurun yağması elbette takdiri ilahidir. Tedbir almak vazifedir. İhmalin hesabını sormak ise milletin hakkıdır.

İstanbul’un yağmurla kavgası yok.

İstanbul’un meselesi, tabiatın hukukunu hiçe sayan şehircilik anlayışıyladır.

Derelerin yatağını değiştiren insan, bir gün kendi hayatının da sel sularıyla değişebileceğini hesaba katmalıdır.

Çünkü su akar, yatağını bulur.

Peki, biz kaybettiğimiz aklı, vicdanı ve şehircilik ahlakını ne zaman bulacağız?

Vesselam…

Fazıl Ergüt’dan diğer yazılar

Podcast

gdh'i Google'da takip edin

gdh'i Google'da Tercih Edilen Kaynaklar'a ekleyin veya Google Haberler'de takip edin.

Yapay Zekâ Özeti

İstanbul'un dereleri nereye gitti?

Bu özet yapay zekâ tarafından oluşturulmuştur. Doğruluk için haberin tamamını okuyunuz.

Yazı Boyutu

Haberin görünümü bu boyutta görünücek. Göz yorgunluğu olmadan rahat okuma.

Haberi Paylaş

Sayfayı Paylaş

gdh'yi bir arkadaşınıza tavsiye etme ihtimaliniz 0-10 skalasında kaç olur?

Hiç tavsiye etmezdimKesinlikle tavsiye ederim