Birinci Haçlı Seferi’nin ardından 1099 yılında Haçlıların eline geçen Kudüs, 88 yıl sonra Selahaddin Eyyubi tarafından yeniden fethedildi. Ancak 1187’de yaşananlar yalnızca bir şehrin el değiştirmesi değildi. Kudüs’ün fethi, Haçlı devletlerinin Doğu Akdeniz’de kurduğu düzeni sarsacak ve Avrupa’yı Üçüncü Haçlı Seferi’ne sürükleyecek kadar büyük bir kırılmaydı.
1099’dan kalan ağır miras
Kudüs; Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler açısından benzersiz bir dinî öneme sahipti. Bu nedenle 1099’da Birinci Haçlı Seferi ordularının Kudüs’ü ele geçirmesi yalnızca askerî değil, bütün bölgeyi etkileyen büyük bir dinî ve siyasi hadise oldu.
Haçlıların şehre girmesinin ardından Müslüman ve Yahudi sakinlerin önemli bir bölümü öldürüldü. Mescid-i Aksa ve Kubbetü’s-Sahra’nın kullanım biçimleri değiştirildi ve Kudüs, kurulan Latin Kudüs Krallığı’nın merkezi hâline geldi.
Ancak 12. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde bölgedeki güç dengesi değişmeye başlamıştı. Mısır ve Suriye’de hâkimiyet kuran Selahaddin Eyyubi, Haçlı devletlerini çevreleyen geniş ve güçlü bir siyasi birlik meydana getirmişti.
Kudüs’ün kapısını açan savaş: Hıttin
Kudüs’ün kaderini belirleyen asıl hadise şehrin surlarının önünde değil, 4 Temmuz 1187’de Hıttin’de yaşandı.
Haçlılarla Selahaddin arasındaki gerginliğin tırmanmasında Kerak hâkimi Renaud de Châtillon’un Müslüman kervanlarına yönelik saldırıları önemli rol oynadı. Selahaddin 1187 yazında büyük bir orduyla harekete geçti.
Kudüs Kralı Guy de Lusignan komutasındaki Haçlı ordusu Hıttin civarında Selahaddin’in kuvvetleri tarafından kuşatıldı. Susuzluk, yakıcı sıcak ve sürekli askerî baskı Haçlı ordusunu tüketti.
Sonuç tam bir felaketti.
Haçlıların ana ordusu neredeyse yok edildi. Kudüs Kralı Guy esir düştü. Renaud de Châtillon da esirler arasındaydı ve Selahaddin tarafından öldürüldü.
Hıttin, Kudüs’ün kaderini belirlemişti.
Selahaddin artık karşısında kendisini durdurabilecek büyük bir Haçlı ordusu olmadan ilerleyebilirdi. Akka, Nablus, Yafa, Sayda ve Beyrut gibi birçok önemli merkez kısa süre içinde onun hâkimiyetine girdi.
Sıra Kudüs’e gelmişti.
Selahaddin Kudüs surlarında
Selahaddin’in ordusu 20 Eylül 1187’de Kudüs önlerine ulaştı.
Şehrin savunmasını üstlenen en önemli isim İbelinli Balian oldu.
Balian aslında Kudüs’e savaşmak amacıyla gelmemişti. Selahaddin’den izin alarak şehirde bulunan ailesini çıkarmak istemişti. Fakat Kudüs’e girdiğinde halk ve din adamları ondan savunmanın başına geçmesini istedi.
Balian verdiği sözü bozmak zorunda kaldığını Selahaddin’e bildirdi. Selahaddin ise buna rağmen Balian’ın ailesinin şehirden güvenli biçimde çıkarılmasına izin verdi.
Ardından kuşatma başladı.
Selahaddin’in ordusu surları yoğun biçimde baskı altına aldı. Mancınıklar kullanıldı, surların belirli noktalarında gedikler açılmaya çalışıldı.
Kudüs’ün uzun süre direnmesi mümkün görünmüyordu.
1099 tekrarlanacak mıydı?
Şehrin düşmesinin kaçınılmaz olduğunu anlayan Balian, Selahaddin’le görüşmeye çıktı.
Yapılan görüşmeler Kudüs tarihinin en önemli teslim pazarlıklarından birine dönüştü.
Balian, şehir zorla ele geçirilirse savunucuların sonuna kadar savaşacağını, ellerindeki Müslüman esirleri öldürebileceklerini ve kutsal mekânlara zarar verebileceklerini söyledi.
Sonunda taraflar anlaşmaya vardı.
Kudüs teslim edilecekti.
Böylece 1099’da yaşanan büyük katliamın bir benzeri tekrarlanmadı.
Ancak 1187’de bütün şehir halkının hiçbir şart olmaksızın serbest bırakıldığı yönündeki yaygın anlatı da tam olarak doğru değildir.
Teslim şartlarına göre Latin Hristiyanların özgürlüklerini elde edebilmek için fidye ödemeleri gerekiyordu. Erkekler için 10, kadınlar için 5, çocuklar için 1 dinar fidye belirlendi.
Yoksulların bir bölümünün fidyesi topluca ödendi. Selahaddin, kardeşi el-Adil ve bazı Eyyubi emirleri de çok sayıda kişinin serbest bırakılmasını sağladı. Buna rağmen fidyesini ödeyemeyenlerin bir kısmı esir kaldı.
Dolayısıyla 1187’yi 1099’dan ayıran temel nokta, şehrin genel bir katliam ve kontrolsüz yağmayla değil, müzakere edilmiş bir teslim anlaşmasıyla el değiştirmesiydi.
2 Ekim 1187
Ve tarih 2 Ekim 1187’yi gösterdiğinde Kudüs resmen Selahaddin Eyyubi’nin hâkimiyetine geçti.
88 yıllık Haçlı hâkimiyeti sona ermişti.
Şehirdeki İslami kutsal mekânlar yeniden Müslümanların kullanımına açıldı. Kubbetü’s-Sahra ve Mescid-i Aksa’daki Haçlı döneminin izleri kaldırılmaya başlandı.
Kudüs’ün yeniden ele geçirilmesi İslam dünyasında Selahaddin’in itibarını olağanüstü ölçüde artırdı.
Çünkü yaklaşık doksan yıldır Müslüman dünyasının en büyük siyasi ve dinî hedeflerinden biri hâline gelen Kudüs artık yeniden Müslümanların elindeydi.
Avrupa ayağa kalktı
Kudüs’ün kaybedildiği haberi Avrupa’ya ulaştığında büyük bir sarsıntı meydana geldi.
Yeni bir Haçlı seferi için hazırlıklara başlandı.
Tarihe Üçüncü Haçlı Seferi olarak geçecek bu harekâta Avrupa’nın en güçlü hükümdarlarından üçü katıldı:
Kutsal Roma-Germen İmparatoru Friedrich Barbarossa, Fransa Kralı II. Philippe ve İngiltere Kralı Aslan Yürekli Richard.
Haçlılar Akka gibi bazı önemli merkezleri yeniden ele geçirmeyi başardılar. Özellikle Richard ile Selahaddin arasındaki mücadele Orta Çağ tarihinin en meşhur askerî rekabetlerinden birine dönüştü.
Fakat bütün çabalara rağmen Haçlılar asıl hedeflerine ulaşamadılar.
Kudüs’ü geri alamadılar.
88 yıl sonra gelen fetih
Selahaddin Eyyubi’nin Kudüs’ü ele geçirmesi bu nedenle yalnızca başarılı bir kuşatma değildi.
Hıttin’de kazanılan büyük zaferin sonucuydu. Haçlı devletlerinin askerî üstünlüğünü kırdı, Kudüs Krallığı’nı ağır biçimde sarstı ve Avrupa’nın en güçlü hükümdarlarını yeni bir Haçlı seferine çıkmaya zorladı.
Fakat 2 Ekim 1187’yi tarih içinde özellikle dikkat çekici yapan başka bir ayrıntı daha vardı:
1099’da Kudüs zorla alınmış ve şehir büyük bir katliama sahne olmuştu.
1187’de ise Kudüs, yapılan müzakerelerin ardından teslim edildi.
Ve böylece 2 Ekim 1187’de, 88 yıl sonra Kudüs yeniden Müslümanların hâkimiyetine geçti.