Cumhuriyet'e giden yolda siyasi kriz
1923 yılının sonbaharında Türkiye, Millî Mücadele’den zaferle çıkmış, Lozan Antlaşması imzalanmış ve İstanbul’daki işgal sona ermişti. 13 Ekim’de Ankara resmen başkent ilan edilmişti. Ancak yeni devletin yönetim sistemi henüz kesin biçimde tanımlanmamıştı.
1 Kasım 1922’de saltanat kaldırılmış olmasına rağmen Cumhuriyet henüz ilan edilmemişti. Üstelik halifelik kurumu varlığını sürdürüyordu.
1921 Anayasası, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu kabul etmişti. Fakat devlet başkanlığı ve hükümetin kurulması konusunda uygulamada ciddi sorunlar yaşanıyordu.
O dönemde bakanlar, Meclis tarafından ayrı ayrı seçiliyordu. Bu sistem, farklı siyasi grupların uzlaşmasını zorlaştırıyor ve güçlü bir hükümet kurulmasını engelleyebiliyordu.
Ekim 1923’te yaşanan gelişmeler, bu sorunu açık bir siyasi krize dönüştürdü.
Hükümet istifa etti, yenisi kurulamadı
25 Ekim 1923’te Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığında yapılan görüşmelerde hükümetin istifası ve mevcut bakanların yeni hükümette görev kabul etmemesi kararlaştırıldı.
Fethi Bey başkanlığındaki İcra Vekilleri Heyeti’nin istifası 27 Ekim’de Meclis’e bildirildi.
Ardından yeni hükümeti kurmak için girişimler başladı. Ancak milletvekilleri üzerinde uzlaşabilecekleri bir bakanlar kurulu oluşturamadı.
28 Ekim’e gelindiğinde Ankara’da hükümet krizi devam ediyordu.
Mustafa Kemal Paşa açısından bu durum yalnızca geçici bir kabine sorunu değildi. Mevcut yönetim sisteminin değiştirilmesi gerektiğini gösteren önemli bir gelişmeydi.
Çözüm olarak Cumhuriyet’in ilan edilmesini ve hükümetin kuruluş yönteminin yeniden düzenlenmesini düşünüyordu.
Çankaya'daki tarihî akşam yemeği
28 Ekim 1923 Pazar akşamı Mustafa Kemal Paşa, yakın çalışma arkadaşlarını Çankaya’da yemeğe davet etti.
Davetliler arasında İsmet Paşa, Kâzım Özalp Paşa, Fethi Bey, Ruşen Eşref Bey, Fuat Bulca, Kemalettin Sami Paşa ve Halit Paşa gibi isimler bulunuyordu.
Yemek sırasında Mustafa Kemal Paşa, Türkiye tarihinin en çok hatırlanan açıklamalarından birini yaptı:
“Yarın Cumhuriyet ilan edeceğiz!”
Bu cümle, bir gecede ortaya çıkmış ani bir düşüncenin değil, uzun süredir üzerinde çalışılan siyasi dönüşümün artık hayata geçirileceğinin ilanıydı.
Mustafa Kemal Paşa, Millî Mücadele yıllarından itibaren millî egemenlik ilkesini yeni devletin temeline yerleştirmişti. Şimdi ise bu ilkenin yönetim biçimi olarak açıkça tanımlanmasını istiyordu.
Çankaya’daki görüşmede Cumhuriyet’in nasıl ilan edileceği üzerinde konuşuldu. Ardından davetliler ayrıldı.
Ancak Mustafa Kemal Paşa ile İsmet Paşa için gece henüz bitmemişti.
Cumhuriyet'in anayasal temeli o gece hazırlandı
Misafirlerin ayrılmasının ardından Mustafa Kemal Paşa ve İsmet Paşa, 1921 Anayasası’nda yapılacak değişiklikler üzerinde çalışmaya başladı.
Hazırlanan düzenlemenin en önemli maddesi, devletin yönetim biçimini açıkça belirliyordu:
“Türkiye Devleti’nin hükümet şekli Cumhuriyettir.”
Bunun yanında cumhurbaşkanının TBMM tarafından seçilmesi ve hükümetin kurulma yönteminin değiştirilmesi öngörülüyordu.
Yeni sistemde cumhurbaşkanı başbakanı görevlendirecek, başbakan da bakanlarını belirleyerek cumhurbaşkanının onayına sunacaktı.
Böylece bakanların Meclis tarafından tek tek seçildiği mevcut sistemin yarattığı güçlüklerin giderilmesi amaçlanıyordu.
28 Ekim gecesi hazırlanan bu anayasa değişikliği, ertesi gün Meclis’in önüne gelecekti.
29 Ekim: Meclis'te tarihî karar
29 Ekim 1923 Pazartesi günü Halk Fırkası Meclis Grubu toplandı.
Hükümet krizine çözüm arayışları sürerken Mustafa Kemal Paşa’nın görüşüne başvurulması istendi.
Mustafa Kemal Paşa, sorunun çözümü için kendisine süre verilmesini talep etti. Ardından hazırlanan anayasa değişikliği önerisi gündeme getirildi.
Teklif önce parti grubunda, ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşüldü.
Saat 20.30’da anayasa değişikliği kabul edildi.
Türkiye Devleti’nin yönetim biçimi resmen Cumhuriyet oldu.
Oturuma katılan 158 milletvekilinin tamamı düzenleme lehinde oy kullandı.
Ardından cumhurbaşkanlığı seçimine geçildi.
Mustafa Kemal Paşa, oylamaya katılan 158 milletvekilinin oyuyla Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı seçildi.
Meclis kürsüsünden yaptığı konuşmayı şu sözlerle tamamladı:
“Türkiye Cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır.”
Cumhuriyet neden 29 Ekim'de ilan edildi?
Cumhuriyet’in 29 Ekim’de ilan edilmesini yalnızca hükümet krizine bağlamak eksik bir değerlendirme olur.
Yeni devletin siyasi temelleri, 23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılmasıyla atılmıştı. 1921 Anayasası millî egemenlik ilkesini kabul etmiş, 1922’de saltanatın kaldırılmasıyla Osmanlı monarşisinin hukuki varlığına son verilmişti.
Dolayısıyla Cumhuriyet, uzun bir siyasi dönüşümün sonucuydu.
Ancak Ekim 1923’te ortaya çıkan hükümet krizi, bu dönüşümün resmî olarak tamamlanmasını hızlandırdı.
Bununla birlikte Cumhuriyet’in ilanı, dönemin bütün siyasi aktörleri tarafından aynı şekilde karşılanmadı. Millî Mücadele’nin önemli isimlerinden bazıları, kararın alınış biçimini ve kendilerine önceden haber verilmemesini eleştirdi.
Bu tartışmalar, Cumhuriyet’in ilanından sonra da Türkiye siyasetinin önemli meseleleri arasında yer aldı.
Bir gecede Cumhuriyet kurulmadı
28 Ekim 1923 gecesini tarihî kılan, Cumhuriyet düşüncesinin ilk kez o akşam ortaya çıkması değildi.
O gece, yıllardır şekillenen bir siyasi projenin hayata geçirilmesi için son hazırlıklar yapıldı.
Ankara’daki hükümet krizi, devletin yönetim biçiminin açıkça belirlenmesiyle sonuçlandı.
Çankaya’daki akşam yemeğinde söylenen birkaç kelime, ertesi gün Meclis’te kabul edilecek anayasa değişikliğinin habercisiydi.
28 Ekim gecesi Cumhuriyet’in ilanına karar verildi. 29 Ekim akşamı ise bu karar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin iradesiyle devletin resmî yönetim biçimine dönüştü.