Cumhuriyet'e itiraz eden Cumhuriyetçiler

29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildi. Ancak Millî Mücadele’nin önde gelen isimleri arasında bu kararın alınış biçimine itiraz edenler vardı. Kâzım Karabekir, Rauf Orbay ve Ali Fuat Cebesoy neden Mustafa Kemal Paşa ile karşı karşıya geldi? Tartışma Cumhuriyet’e karşı olmak mıydı, yoksa nasıl yönetileceği mi?

Mehmet Dilbaz

Yazan: Mehmet Dilbaz

· 7 dk okuma

Cumhuriyet'e itiraz eden Cumhuriyetçiler

Cumhuriyet ilan edildi, herkes aynı fikirde değildi

29 Ekim 1923 Pazartesi akşamı Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihî bir karar aldı. Anayasa değişikliği kabul edildi ve devletin yönetim biçimi resmen Cumhuriyet olarak belirlendi.

Saat 20.30'da kabul edilen düzenleme, oylamaya katılan 158 milletvekilinin tamamının desteğini aldı. Ardından Mustafa Kemal Paşa, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı seçildi.

Ancak Meclis'teki oy birliği, Türkiye'nin siyasi kadroları arasında Cumhuriyet'in ilanı konusunda hiçbir görüş ayrılığı bulunmadığı anlamına gelmiyordu.

Nitekim yeni rejimin ilanından yalnızca birkaç gün sonra Ankara ile İstanbul arasında sert bir siyasi tartışma başlayacaktı.

Tartışmanın merkezinde ise Millî Mücadele'nin en önemli isimlerinden biri bulunuyordu: Hüseyin Rauf Orbay.

Cumhuriyet'in ilanını gazetelerden öğrenen başbakan

Rauf Orbay sıradan bir siyasetçi değildi.

Mondros Mütarekesi'ni Osmanlı Devleti adına imzalayan heyetin başında bulunmuş, ardından Millî Mücadele'ye katılmış, Sivas Kongresi'nde görev almış ve TBMM hükümetinin başkanlığını yapmıştı.

1922-1923 yıllarında İcra Vekilleri Heyeti Reisliği görevini üstlenmişti. Yani Cumhuriyet'in ilanından yalnızca birkaç ay önce Ankara hükümetinin başındaki isimdi.

Fakat 29 Ekim 1923'te İstanbul'daydı.

Cumhuriyet'in ilan edilmesinin ardından İstanbul gazetelerine verdiği demeç, siyasi krizin fitilini ateşledi.

Rauf Bey, yeni yönetim biçiminin halkın yeterince hazırlanmadığı bir ortamda ve aceleyle ilan edildiğini savunuyordu.

Asıl itirazı, kendisine göre kararın bir oldubitti şeklinde alınmış olmasıydı.

Ancak açıklamaları Ankara'da çok daha sert yorumlandı.

Mustafa Kemal Paşa'ya yakın çevreler, Rauf Bey'in Cumhuriyet'i benimsemediğini, hilafet makamına duyduğu bağlılık nedeniyle yeni rejime mesafeli yaklaştığını düşünüyordu.

Rauf Bey ise bu değerlendirmeyi kabul etmiyordu.

“Cumhuriyet taraftarıyım fakat şahsî saltanat karşıtıyım”

Benzer bir tartışmanın diğer önemli ismi Kâzım Karabekir Paşa'ydı.

Doğu Cephesi'ndeki askerî başarılarıyla Millî Mücadele'nin kazanılmasında büyük rol oynayan Karabekir, Cumhuriyet'in ilan edildiği sırada Ankara'da değildi.

Kararın kendisine önceden bildirilmemesi, Mustafa Kemal Paşa ile arasındaki siyasi mesafeyi daha da artırdı.

Karabekir'in Cumhuriyet'e ilişkin yaklaşımını özetleyen ve dönemin basınında yankı bulan sözleri dikkat çekiciydi:

“Cumhuriyet taraftarıyım fakat şahsî saltanat karşıtıyım.”

Bu ifade, tartışmanın yalnızca monarşi ile Cumhuriyet arasında yaşanmadığını gösteriyordu.

Karabekir, devletin Cumhuriyet olmasına karşı olmadığını söylüyor; fakat iktidarın tek bir kişinin etrafında toplanmasına itiraz ediyordu.

Elbette bu sözler, Karabekir'in bütün siyasi görüşlerinin demokratik ilkelerle örtüştüğünü tek başına kanıtlamaz. Ancak dönemin muhalefetini yalnızca saltanat özlemiyle açıklamanın da yetersiz olduğunu gösterir.

Mustafa Kemal Paşa neden bu kadar sert tepki gösterdi?

Cumhuriyet'in ilanına yönelik eleştirilerin Mustafa Kemal Paşa açısından başka bir anlamı vardı.

1920'de TBMM'nin açılmasıyla millî egemenlik esasına dayanan yeni bir siyasi düzen kurulmuştu. 1922'de saltanat kaldırılmış, 1923'te Lozan Antlaşması imzalanmıştı.

Mustafa Kemal Paşa'ya göre Cumhuriyet'in ilanı, bu sürecin doğal ve zorunlu sonucuydu.

Yeni devletin yönetim biçiminin açıkça belirlenmesi, hem hükümet krizlerini aşacak hem de saltanatın geri dönmesine ilişkin beklentileri sona erdirecekti.

Bu nedenle Cumhuriyet'in ilanının aceleye getirildiği yönündeki eleştiriler, Mustafa Kemal Paşa ve yakın çevresi tarafından yalnızca usule ilişkin itirazlar olarak görülmedi.

Yeni rejimin meşruiyetinin tartışmaya açılmasından endişe ediliyordu.

Mustafa Kemal Paşa, daha sonra Nutuk'ta Rauf Bey'in açıklamalarını ayrıntılı biçimde eleştirecek ve onun Cumhuriyet konusundaki tutumunu samimi bulmadığını ortaya koyacaktı.

Böylece aynı tarihî olay iki farklı açıdan yorumlanıyordu.

Mustafa Kemal Paşa açısından Cumhuriyet'in ilanı, millî egemenliğin kurumsallaşmasıydı.

Muhalif isimler açısından ise mesele, bu dönüşümün nasıl gerçekleştirildiği ve yeni yönetimde yetkinin kimler tarafından kullanılacağıydı.

22 Kasım 1923: Cumhuriyet'in ilk büyük siyasi hesaplaşması

Rauf Orbay'ın İstanbul gazetelerine verdiği demeç, Halk Fırkası içinde büyük tartışmalara neden oldu.

22 Kasım 1923'te yapılan parti grubu toplantısında Rauf Bey'den açıklama istendi.

Görüşmeler oldukça sert geçti.

İsmet Paşa ile Rauf Bey arasında Cumhuriyet'in ilanı, millî egemenlik ve siyasi sorumluluk konularında görüş ayrılıkları ortaya çıktı.

Rauf Bey, Cumhuriyet karşıtı olmadığını savundu. Ancak yönetim biçiminin adından çok, milletin egemenliğinin gerçekten korunmasının önemli olduğunu vurguladı.

Bu yaklaşım, Mustafa Kemal Paşa'nın çevresini ikna etmeye yetmedi.

Çünkü iktidar kanadı, Cumhuriyet'in açık biçimde sahiplenilmesini yeni devletin siyasi geleceği açısından vazgeçilmez görüyordu.

Muhalifler ise Cumhuriyet adının tek başına özgür ve denetlenebilir bir yönetim sağlayamayacağını ileri sürüyordu.

Tartışmanın özü giderek belirginleşiyordu:

Cumhuriyet'in ilan edilmesi yeterli miydi, yoksa Cumhuriyet'in nasıl yönetileceği de aynı derecede önemli miydi?

Millî Mücadele'nin silah arkadaşları neden ayrıştı?

Bu siyasi anlaşmazlık yalnızca 29 Ekim 1923'te başlamamıştı.

Mustafa Kemal Paşa ile bazı eski silah arkadaşları arasında daha önce de görüş ayrılıkları yaşanmıştı.

Halk Fırkası'nın kurulması, milletvekili seçimleri, ordunun siyasetle ilişkisi, hilafetin geleceği ve devlet yönetiminde yetkilerin dağılımı tartışmalı konulardı.

Özellikle Kâzım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele ve Adnan Adıvar gibi isimler, Millî Mücadele sırasında birlikte hareket etmiş olmalarına rağmen yeni dönemin siyasi yapılanmasında farklı bir çizgiye yönelmeye başladılar.

Mustafa Kemal Paşa'nın çevresinde ise İsmet Paşa başta olmak üzere Cumhuriyet'in kuruluşunu ve inkılapları daha merkezî bir siyasi iradeyle yürütmek isteyen kadrolar öne çıkıyordu.

Bu farklılaşma yalnızca kişisel rekabetten kaynaklanmıyordu.

Yeni Türkiye'de devletin ne kadar hızlı değişeceği, siyasi muhalefetin nasıl örgütleneceği ve Meclis'in yürütme üzerindeki etkisinin ne olacağı gibi temel sorular da tartışılıyordu.

Cumhuriyet'in ilk muhalefet partisi doğuyor

29 Ekim 1923'te başlayan siyasi tartışmalar, sonraki aylarda daha da derinleşti.

3 Mart 1924'te hilafetin kaldırılması ve aynı gün kabul edilen diğer köklü düzenlemeler, eski silah arkadaşları arasındaki görüş ayrılıklarını artırdı.

Nihayet 17 Kasım 1924'te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kuruldu.

Partinin kurucuları arasında Kâzım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay, Refet Bele ve Adnan Adıvar gibi Millî Mücadele'nin tanınmış isimleri bulunuyordu.

Partinin adında özellikle “Cumhuriyet” kelimesinin yer alması dikkat çekiciydi.

Yeni siyasi hareket, Cumhuriyet rejimini benimsediğini ilan ediyor; buna karşılık hükümetin politikalarını ve iktidarın merkezîleşmesini eleştiriyordu.

Programında hürriyet, demokrasi, yerinden yönetim ve ekonomik liberalizm gibi ilkeler öne çıkıyordu.

Ancak parti programındaki ilkelerle kurucuların bütün siyasi tutumlarının aynı olduğu da söylenemezdi. Muhalefet cephesinde hilafet, dinin kamusal konumu ve inkılapların hızı gibi konularda farklı yaklaşımlar bulunuyordu.

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın kurulması, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk örgütlü parlamenter muhalefet deneyimini başlattı.

Bu deneyim uzun sürmeyecekti.

İlk muhalefetin sonu

1925 yılında Şeyh Sait İsyanı'nın başlaması, Türkiye'deki siyasi atmosferi köklü biçimde değiştirdi.

Hükümet, isyanı ve rejime yönelik tehditleri gerekçe göstererek Takrir-i Sükûn Kanunu'nu çıkardı.

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası da dinî duyguların siyasete alet edilmesine imkân verdiği gerekçesiyle 3 Haziran 1925'te kapatıldı.

Böylece Cumhuriyet'in ilk muhalefet partisi, kuruluşundan yaklaşık altı buçuk ay sonra siyasi hayattan çekilmiş oldu.

Mustafa Kemal Paşa ile Millî Mücadele'nin bazı önemli komutanları arasındaki ayrılık artık geçici bir görüş anlaşmazlığının çok ötesine geçmişti.

1926'daki İzmir suikastı girişimi sonrasında yaşanan yargılamalar ise bu kopuşu daha da derinleştirecekti. Kâzım Karabekir ve Ali Fuat Cebesoy gibi isimler yargılanıp beraat ettiler.

Cumhuriyet'e karşı olmak ile iktidara karşı olmak aynı şey miydi?

Cumhuriyet'in ilanına ilişkin tartışmaların bugün de önem taşımasının nedeni, bu soruya verilecek cevaptır.

1923'te Cumhuriyet'in ilanını eleştirenlerin tamamını aynı siyasi kategoriye yerleştirmek mümkün değildir.

Bazı isimler hilafetin korunmasını istiyor, bazıları inkılapların hızına itiraz ediyor, bazıları ise yürütme gücünün tek merkezde toplanmasından endişe ediyordu.

Üstelik bir siyasetçinin Cumhuriyet taraftarı olduğunu söylemesi, bütün görüşlerinin bugünkü anlamıyla demokratik olduğu sonucunu da doğurmaz.

Aynı şekilde Cumhuriyet'in ilan edilme yöntemini eleştirmek de tek başına saltanat yanlısı olmak anlamına gelmez.

Bu ayrım, dönemin siyasi mücadelesini anlamak açısından önemlidir.

Mustafa Kemal Paşa ve yakın çalışma arkadaşları, Cumhuriyet'i korumak ve köklü dönüşümleri gerçekleştirmek için güçlü bir merkezî yönetimi gerekli görüyordu.

Muhalefet ise bu merkezîleşmenin yeni bir kişisel iktidar biçimine dönüşebileceğini ileri sürüyordu.

Her iki yaklaşımın da dönemin siyasi şartları, uygulamaları ve sonuçları üzerinden değerlendirilmesi gerekir.

Cumhuriyet'in ilk büyük tartışması

29 Ekim 1923, Türkiye'nin yönetim biçiminin resmen Cumhuriyet olarak belirlendiği gündü.

Ancak bu karar, Cumhuriyet'in nasıl bir siyasi düzene dönüşeceğine ilişkin bütün soruları cevaplamadı.

Tam tersine, bazı tartışmalar Cumhuriyet'in ilanından hemen sonra başladı.

Millî Mücadele'yi birlikte yürüten kadrolar, bağımsızlığın kazanılmasından sonra devletin nasıl yönetileceği konusunda farklı görüşler geliştirdi.

Bir zamanlar aynı hedef uğruna mücadele eden komutanlar ve siyasetçiler, bu kez Meclis'te ve parti toplantılarında karşı karşıya geldiler.

Bu nedenle Cumhuriyet'in kuruluş tarihini yalnızca 29 Ekim gecesi yaşanan coşkuyla sınırlamak, dönemin siyasi gerçekliğinin önemli bir bölümünü gözden kaçırmak olur.

Cumhuriyet'in ilanı bir dönüm noktasıydı. Ancak Cumhuriyet'in nasıl yönetileceği mücadelesi, daha ilk günlerinden itibaren başlamıştı.

Belki de 1923'ün en dikkat çekici tarihî gerçeği buydu:

Cumhuriyet'in ilk büyük siyasi tartışması, Cumhuriyet'i kuran kadronun kendi içinde yaşandı.

Mehmet Dilbaz’dan diğer yazılar

Podcast

gdh'i Google'da takip edin

gdh'i Google'da Tercih Edilen Kaynaklar'a ekleyin veya Google Haberler'de takip edin.

Yapay Zekâ Özeti

Cumhuriyet'e itiraz eden Cumhuriyetçiler

Bu özet yapay zekâ tarafından oluşturulmuştur. Doğruluk için haberin tamamını okuyunuz.

Yazı Boyutu

Haberin görünümü bu boyutta görünücek. Göz yorgunluğu olmadan rahat okuma.

Haberi Paylaş

Sayfayı Paylaş

gdh'yi bir arkadaşınıza tavsiye etme ihtimaliniz 0-10 skalasında kaç olur?

Hiç tavsiye etmezdimKesinlikle tavsiye ederim