Uluslararası toplum ABD-İsrail ikilisinin İran’ı hedef alacak yeni bir saldırı dalgasının başlamaması için sizlerin bu yazıyı okuduğunuz ya da dinlediğiniz saatlerde başlayacak ABD ara seçimlerinden ve sandık başına gidecek seçmenin artan benzin fiyatları nedeniyle Trump’a duyduğu tepkiden medet umuyor. Kötü haber şu ki her normal insana rasyonel bir gerekçe olarak gelebilecek bu iki parametrenin Oval Ofis’te bir karşılığı yok. Keza İran’daki resmi basın, haftasonu Katar’da yürütülen görüşmelerle ilgili olarak Dışişleri Bakanı Arakçi’ye ithaf ettikleri şu ifadeyi paylaştı: Karşı tarafın rasyonel olmasını umuyoruz. Eğer kastettikleri rasyonelliği bekledikleri Trump ve Netanyahu ise onlar kendi pozisyonları açısından son derece rasyoneller. Bir tarafta borcu 40 trilyon doları aşmış olan ABD var. ABD 2026 yılının ilk yarısı itibarıyla çıkarılması 800 yıl sürecek dünyanın en kaliteli ve ispatlanmış en büyük petrol rezervine el koydu. Yani Venezuela petrolünü Teksas’taki rafinerilere bağladı. Bu esnada var olmayan bir “Hürmüz Boğazı Krizi” icat ederek Körfez bölgesini kontrollü bir savaşla karşı karşıya bıraktı. Husilerin Suudi Arabistan’a saldırılarını izlemekle yetinmekte, Körfez ülkelerinin hava savunma mühimmatı taleplerine karşı gönülsüz bir tavır sergilemekte. Petrol ve doğalgaz üreticisi ülkeler ya üretemiyor ya da ürettiklerini müşterilerine ulaştıramıyor. Bu arada ambargolar vasıtasıyla Rusya ve İran’ın müşteri portföyleri daraltılmış durumda, hedef oldukları saldırılar nedeniyle onların rafinerileri ve tanker filoları da işlemez halde. ABD “çöktüğü” petrol kaynakları vasıtasıyla normal şartlarda 50-60 dolar bandında olması gereken petrolü aylardır neredeyse iki katı fiyatına satıyor. Katar gibi ülkeler müşterileri nezdinde güven yitirmemek için ABD’den milyarlarca dolarlık sıvılaştırılmış doğalgaz satın alıp Güney Kore ve Japonya’ya gönderiyor.
Enerji piyasasının kontrolü ile Çin ve Avrupa boyunduruğa alındı
ABD, yalnızca para kazanmakla kalmıyor. Enerjide büyük ölçüde dış kaynağa bağlı olan Çin Halk Cumhuriyeti’nin fosil yakıt ihtiyacını da denetliyor. Çin Halk Cumhuriyeti’ne enerjiyi pahalıya mal ederken, bu ülkenin ekonomik büyümesine müdahale edebileceği bir alan yaratıyor. Dahası, Pekin yönetiminin 15 yıl önce nadir toprak elementlerinin ihracatına getirdiği gizli ambargo silahına karşı kendi silahını bulmuş durumda. Hürmüz krizi sayesinde Avrupa enerji piyasasının neredeyse tamamen ABD’nin kontrolüne geçtiğini söylemeye dahi gerek yok. ABD asker kullanmadan Avrupa’yı arzu ettiği gibi sömürgeleştirebilecek bir pozisyonda. ABD’nin İran ile sürdürülen düşük yoğunluklu savaştan elde ettiği faydaların listesini daha da uzatabiliriz. Ama sadece bu saydıklarımız dahi ABD’nin bölgedeki savaş ateşini yeniden harlaması için yeterli değil mi?
Netanyahu seçmene sattığı İran savaşını hayata geçirmek istiyor
Nitekim Netanyahu açısından da durum farklı değil. İsrail’de 27 Ekim’de yapılan seçimlerde bu ülkenin halkı soykırımcının taklidi yerine gerçeğine oy vermeyi tercih etti. Netanyahu’nun partisi Likud ilk sırayı aldı, liderliğini yaptığı koalisyon salt çoğunluğu elde edememekle beraber parlamentoda çoğunluk pozisyonunda. Hızını alamayan soykırımcı Netanyahu şimdi Filistinli Arapların oylarını yasadışı ilan etmenin peşine düştü. Netanyahu’nun yargılanmamak için iktidara ihtiyacı var. Seçim kampanyasında İsrail kamuoyunu İran tehdidiyle korkutarak pozisyonunu korumayı başardı. Yani rasyonalitesini yitirmiş İsrail halkı bu tehdidi satın almış durumda. Uzun lafın kısası değerli Gdh takipçileri, Trump da Netanyahu da kendi perspektiflerinden İran’a saldırma konusunda gayet rasyonel gerekçelere sahipler. Bu noktadan sonra savaşın yeniden şiddetlenme ihtimalini bırakıp, çıtanın yükselmemesini ümit etmeliyiz.
Tucker Carlson haklıysa ne olacak?
Çünkü geçen Cumartesi Netanyahu ile Trump arasında gerçekleşen görüşmenin ardından 1 Kasım Pazar günü, eski destekçisi bugün ise önde gelen Trump muhalifi Tucker Carlson, Netanyahu’nun Trump’ı İran’ın nükleer tesislerine nükleer silahla saldırması için baskı yaptığını duyurdu. Carlson’a göre Kazma Dağı’nın 100 metre derinliğindeki granit kayalar içerisine inşa edilmiş tesislerin ancak nükleer silahla yok edilebileceği fikri Netanyahu tarafından şiddetle empoze edilmekte. Üstelik Carlson’a göre bu karar 7 Kasım’a kadar verilmiş olacak. Bu haberler İran’ın üzerindeki baskıyı artırmak için blöf olarak sahaya sürülüyor da olabilir. Ama Trump’ın en akla gelmedik, ihtimal verilmedik yollara başvurma alışkanlığı bu seçeneği tamamen dışlamamızın önüne geçiyor. Çünkü Carlson’un verdiği bilgilerle eş zamanlı olarak İsrail kaynaklarının sosyal medyada paylaştığı bir hikaye dikkatimi çekti.
İsrail, Suriye nükleer tesisini vurma hikayesini neden yeniden piyasaya sürdü?
Bu hikaye 2007 yılında İsrail’in Suriye’nin nükleer tesislerine düzenlediği saldırıyla ilgili. Anlatı o ki, 2007 yılında İsrail gizli servis Mossad’ın ajanları Viyana’da Suriye Atom Enerjisi Komisyonu Başkanı İbrahim Osman’ın odasına sızarak dizüstü bilgisayarındaki bilgileri 1 saatten kısa süre içerisinde elde ediyorlar. Bu bilgiler arasında bir grup Kuzey Koreli uzmanın Suriye’nin doğusundaki bir nükleer tesiste çekilmiş fotoğrafları da var. İsrailliler fotoğrafları incelerken Suriye’deki tesisin, Kuzey Kore’nin başkenti Pyongyang yakınındaki Yongbyon plütonyum reaktörü ile büyük benzerlikler taşıdığı sonucuna varıyorlar. Bu bilgi onları 2007 yılı başında tespit ettikleri Kuzey Kore ile Suriye arasındaki şüpheli kargo trafiğine götürüyor. İsrail bu kargo trafiğinin, Suriye’nin elindeki füzelerin modernizasyonu ile ilgili olduğu sonucuna varmışken şimdi daha büyük bir vakayla karşı karşıya olduklarını anlıyorlar. Dönemin İsrail Başbakanı Ehud Olmert saldırı emri veriyor ve 6 Eylül 2007’de Suriye’nin nükleer tesisi imha ediliyor. İsrail saldırının ardından hiçbir açıklama yapmıyor. 2008 yılında CIA tarafından ABD Kongresi’ne verilen brifingde Washington ilk kez ayrıntılı bilgiye ulaşıyor. İsrail yönetimi ise saldırıyı 2018 yılının Mart ayında üstleniyor. Kanaatimce zamanlaması itibarıyla bu hikayeden çıkarmamız gereken sonuç şu ki; eğer İran’ın nükleer tesislerini hedef alacak nükleer silah kullanılan bir saldırı düzenlenirse onun da hikayesi hazırlanmış durumda. İsrail siyasetinde Netanyahu’nun ipinin çekileceği bir gelişme yaşanmazsa, 7 Kasım’a kadar tüm dünya diken üstünde olacak.