2027 yılının küresel düzeyde siyasi iklimini belirleyecek seçimler silsilesinden geçiyoruz. Haftasonu Sırbistan ve Brezilya’dan gelen sonuçlar aşırı sağa ve totaliter yönetimlere karşı olan kesimlerde büyük umutlar doğurdu. Muhakkak ki kimileri Trump yanlısı iktidarların hakim olduğu ülkelerde gidişatın tersine çevrilebileceğini umuyor. Ya da Paris ve Belgrad’dan esen rüzgarların etkisiyle, siyaseti meslek haline getirmiş, halk yerine sermayenin çıkarlarını gözeten siyaset kliklerinin artık sonlarının geldiğini düşünüyor olabilirler. Acaba kayıtsız şartsız bir iyimserlik mümkün mü? Brezilya’da seçimi kazanan Lula da Silva’nın zaferinin ardından yaptığı konuşmadaki şu sözleri önemliydi: “Bu seçimi dışardan yürütülen dijital müdahalelere rağmen kazandık”. Lula’nın zaferi aynı zamanda Güney Amerika kıtasında ABD Dışişleri Bakanlığı’nın finansmanıyla esen Trump yanlısı iktidarlar kurma rüzgarı karşısında son kalenin elde tutulmasını sağladı. Peki bu sürdürülebilir bir zafer mi? Lula da Silva 1985’ten bu yana, ilk turu geride tamamlamasına rağmen ikinci turdan zaferle çıkan ilk aday oldu. Seçimin ikinci turunda 200’den fazla seçim bölgesinde çoğunluk oyların Flavio Bolsonaro’dan, Lula da Silva’ya kaymış olması ilginç bir vaka olarak tarihe geçti. Lula oyların yüzde 51,78’ini alırken rakibi Bolsonaro yüzde 48,22 oy aldı. Yani her an dengelerin değişebileceği bir siyasi zemin söz konusu Brezilya’da. Keza 2018 yılında, bugünkü sağcı başkan adayının babası Jair Bolsonaro, Lula da Silva ile aynı siyasi gelenekten gelen Fernando Haddad’ı mağlup etmişti. Yani demem o ki, Brezilya’daki son seçimde Trump yanlısı bir ismin iktidarı ele geçirmesini önleyen, ideoloji ya da politik söylemlerden ziyade Lula da Silva’nın kahramanlaştırılan imajı ve karizması oldu. Peki emri hak vaki olup da Lula’dan temin edilen karizma yakıtı da tükendiğinde ne olacak? Fikir yerine karizmatik kahramanlar yaratarak popülist siyasetlerin karşısında durulabilir mi?
Sırbistan'da amatörler sahada
Gelelim Sırbistan’a… 1980’de Joseph Tito’nun ölümüyle tökezleyen Belgrad yönetimi, hiçbir zaman Moskova’nın arkasında hizalanmamış olsa da 1989 yılında Berlin Duvarı’nın yıkılmasından nasibini aldı. Sovyetler Birliği’nden önce çözülme sürecine giren ülke gidişatı sağlıklı bir şekilde yönetemedi ve Müslümanların soykırıma maruz kaldığı bir iç savaşın yangını Avrupa’nın göbeğine hakim oldu. Federasyondan geriye kalan en büyük parça olan Sırbistan’ın normalleşmeye başlaması ve uluslararası topluma entegre olması 2001 yılından itibaren mümkün oldu. İlginç olan geride kalan 25 yılın son 14’ü Sırp İlerleme Partisi’nin iktidarında geçti. Aleksandar Vucic bu 14 yılın 12’sinde Başbakan ya da Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı. Ancak bu uzun vadeli iktidar yapısı ile inşa edildiği zannedilen istikrar 1 Kasım 2024 günü Novi Sad tren istasyonunun çatısının çökmesiyle tuzla buz oldu. 2021-2024 yılları arasında restore edilen binanın çatısının çökmesi sonucu 16 kişinin hayatını kaybetmesi, hiçbir siyaset tecrübesi olmayan genç kitleleri önce sokaklara bugün ise parlamentoya sürükledi. Öğrenci Listesi olarak da anılan gruplar Novi Sad’daki tren istasyonu felaketinin ülkeyi kanser gibi saran yolsuzluğun simgesi haline geldiğini savunurlarken, parlamentodaki muhalefetin işlevsizliğini keşfederek şartların zorlamasıyla siyasete atılmaya ve seçimlere girmeye karar verdiler. Özgür Seçimler ve Demokrasi Merkezi (CeSID) Listesi altında seçime katılan muhalifler parlamentodaki 250 sandalyeden 141’ini kazandı. “Aleksandar Vucic-Birleşmiş Sırbistan Listesi” ise 103 sandalyenin sahibi oldu. Kalan 6 milletvekilliği 4 parti arasında paylaşıldı. Şimdi tüm dünya Belgrad’daki bu deneyimin nasıl ilerleyeceğini merakla bekliyor. Balkanlar gibi hassas bir coğrafyada, jeopolitik fay hatlarının son derece hareketli olduğu bir dönemde amatör siyasetçilerden oluşan bu takım nasıl bir performans gösterecek? Belgrad deneyiminde yaşanacak bir tökezleme 2027 yılında Fransa’daki Cumhurbaşkanlığı seçimini ve Almanya’da Almanya İçin Alternatif ( AfD) Partisi’nin yükselişine imkan sağlar mı? Yani değerli Gdh okuyucuları demem o ki, Sırbistan ve Brezilya’daki seçimler düzenledikleri 25 Ekim gününün gecesi bitmiş değil. Şimdi seçim sonuçlarının belli olduğu ana kadar yaşanandan daha çetin bir süreç başlıyor.
İsrail'deki seçimden ne umulur? Kırk katır mı, kırk satır mı?
Gelelim sizin bu yazıyı okuduğunuz saatlerde İsrail’de yapılacak seçime. Filistinliler açısından seçim “beter” ile “beterin beteri” arasındaki yarıştan başka bir şey değil. Bir tarafta soykırımcı ve kendi ikbali için İran’la savaşı sürdürme arayışındaki Netanyahu var beterin beteri olarak. Diğer tarafta ise 1948’den itibaren dünyayı ve bölgeyi ürkütmeden Filistinlileri topraklarından atmayı hedefleyen yaklaşımın temsilcisi Gadi Eisenkot bulunuyor. Her iki tarafın da temel amacı aynı sadece gidiş yolları farklı. İsrail’deki kamuoyu yoklamalarına göre hakim beklenti her iki tarafın oluşturduğu koalisyonların hükümeti kuracak çoğunluğa ulaşamayacakları. Muhtemeldir ki Netanyahu seçim sonrasında ortaya çıkacak belirsizlik ortamını bir kez daha aleyhindeki davaların ilerlemesini ve cezaevine girmesini engellemek için İran’a yönelik bir saldırı için kullanacak. ABD Başkanı Trump’ın Netanyahu adına İsrailli seçmenlerden oy isterken kullandığı “başladığı işi bitirmesine izin verin” cümlesi, Filistin davasının savunucusu ülkeler adına İsrail’deki seçimlerden bir şey beklenmesine gerek olmadığını teyit ediyor.
Trump savaşları neden canlı tuttuğunu itiraf etti
Gelelim bu haftanın son konusuna. Bir süredir petrol ve doğalgaz üreten hem de ihraç eden ülkelerin savaş içerisinde tutulmasından ABD’nin gayet memnun olduğuna, Hürmüz , Bab el Mendeb, Karadeniz ve Baltık Denizi’ndeki sisli havadan yararlanan Trump yönetiminin enerji satışından elde ettiği gelirleri katlayarak artırdığına işaret etmekteydim. Sağolsun ABD Başkanı da 3 Kasım’daki ara seçimler için yürüttüğü kampanya esnasında Georgia’da yaptığı konuşmada bu tespiti bir kez daha teyit etti. Bakınız Trump 24 Ekim günü seçmenlerine nasıl hitap etmiş: “Hürmüz Boğazı’ndaki kriz nedeniyle Kuzey Amerika petrol şirketleri büyük paralar kazanıyor. Daha önce hiç kazanmadığımız kadar para kazanıyoruz. “İnsanlar benzin fiyatlarından dolayı zorluk çekerken Başkan Trump kazandığı parayla övünüyor' diyecekler belki ama bana ne. Bunu söyleyeceğim. Çılgınca miktarlarda para kazanıyoruz.” Evet ABD halkı benzin fiyatlarından şikayetçi, Körfez bölgesinde, Ukrayna’da ve Rusya’da her gün insanlar ölüyor ama tüm bunların ABD’nin enerji piyasasında tesis ettiği hakimiyetin ve kazandığı paraların yanındaki önemi nedir ki?