İsrail’de 27 Ekim’de yapılacak “dostlar alışverişte görsün” misali genel seçim yaklaştıkça Başbakan Netanyahu ile yine ABD üretimi rakibi Gadi Eisenkot arasındaki atışmaların şiddeti tırmanıyor. Kimi kamuoyu yoklamaları Eisenkot liderliğindeki “Yashar Partisi”ni önde gösterirken kimilerine göre ise Netanyahu’nun liderliğini yaptığı Bezalel Smotrich ve Itamar Ben Gvir’in dahil olduğu güncel soykırımcılar bloğu liderliği elinde tutuyor. “Güncel soykırımcılar” diyorum çünkü biraz sonra bahsedeceğim üzere Eisenkot’un da sicili uluslararası topluma umut verecek nitelikler taşımıyor. İsrail’de yaklaşan seçimle ilgili sorabileceğimiz tek soru “Gelen gideni aratır mı acaba?” olabilir. Kamuoyu yoklamalarında net olan tek şey ise ne Netanyahu’nun ne de Eisenkot’un liderliklerini yaptıkları siyasi hareketlerin 120 sandalyeli parlamentoda tek başlarına iktidar olamayacakları. Tek başına iktidar için tarafların Filistinli Arapları temsil eden ve 14 sandalye kazanması beklenen blokla işbirliği yapmaları gerekiyor. Netanyahu’nun böyle bir ortaklığa gitmesi imkansız. Eisenkot liderliğindeki Yashar Partisi ise geçen hafta Arap siyasetçilerin gündeme getirdikleri olası bir ortaklık ihtimalini şiddetle yalanladı. Seçimde 4 sandalye kazanması beklenen “Yedek Askerler Partisi” ise mevcut tabloda taraflardan herhangi birine iktidarı sağlamak için yeterli olmayacak. Seçim sonrasında oluşacak bir siyasi kaos ise Netanyahu’ya yargı önüne çıkarılmaması ve soykırımı sürdürmesi için zaman kazandıracaktır.
Yok aslında birbirlerinden farkları
Netanyahu’nun Avrupa’ya hitaben sık sık dile getirdiği “Ortadoğu’daki tek gerçek demokrasi biziz, bizi desteklemelisiniz” palavrasının temelsizliğini bu seçime girecek partilerin kimliklerinden daha doğrusu kimliksizliklerinden anlayabilirsiniz. İktidar adayı Yashar Partisi ile Yedek Askerler Partisi 2025 yılında kuruldu. Netanyahu’nun çevresinde kenetlenen akli dengeleri meçhul siyasetçilerin partilerinin ortalama geçmişleri ise 15 ila 30 yıla dayanıyor. Eisenkot’a gelecek olursak, biyografisine göz attığımızda kendisinin muhtemeldir ki İsrail’e her yıl karşılıksız 4 buçuk milyar dolar vermekten bıkmış olan ABD derin devletinin bir icadı olduğunu anlayabiliriz. 1978 yılında İsrail ordusuna katılan Eisenkot’un, 1982 yılında İsrail’in Lübnan’ı işgalini de dikkate aldığımızda, tüm bu süre boyunca herhangi bir insan hakları ihlaline ya da Filistinlileri hedef alan bir katliama bulaşmamış olması, Sicilya mafyasında yer alıp 40 yıl silahsız gezmek gibi bir şey olabilir. 2005 yılında İsrail ordusunun Operasyonlar Direktörlüğü görevine getirildiğinde Hizbullah’ı sindirmek için Beyrut’un Dahiye bölgesinde yıkım yaratmak gerektiği fikrinin mucidi Eisenkot’tu. 2015 yılında Genelkurmay Başkanlığı görevine getirilen Eisenkot, 2016 yılında ABD-İsrail stratejik işbirliğine katkılarından dolayı Washington yönetimi tarafından Liyakat Nişanı ile ödüllendirildi. 2019 yılında emekli olmasının ardından Washington Enstitüsü’nde askeri araştırmacı olarak görev yaptı. Çakma İsrail demokrasisinde seçim kampanyaları da ABD odaklı olarak yürümekte. Trump yönetiminin Eisenkot’a el altından sağladığı istihbaratlarla Netanyahu’nun 7 Ekim 2023’teki Hamas saldırısından haberdar olduğu ancak bunu kendi lehine kullanmak için hiçbir tedbir almadığı iddiası yayılıyor. Netanyahu ise seçimi kaybetmesi halinde yalnızca koltuğundan olmayacağı, kendisine cezaevi yolu da görüneceği için seçim kumarını daha büyük oynuyor. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu vesilesiyle gittiği ABD’de Trump yönetimini İran’a karşı yeni ve büyük bir saldırıya zorlayarak son şansını deniyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Tahran çevresindeki nükleer tesislerde faaliyet tespit edildiğini iddia ederek Netanyahu’ya aradığı kozu da temin etti. Irak’ın işgalinde de hatırı sayılır bir katkısı olan UAEA’nın iddiasına göre "Taligan 2" nükleer tesisindeki yeniden inşa ve tahkimat çalışmaları hızlandırılmış.
Gıdasızlık, ilaçsızlık ve yıkılan binalar… İsrail Filistinleleri silahsız öldürmeye devam ediyor
Peki kanları üzerinden seçim yarışı yapılan Filistinliler bu esnada ne yaşamakta? 10 Ekim 2025’te ilan edilen sözde ateşkesten bu yana Gazze Şeridi’nde katledilen Filistinlilerin sayısı bu yazının kaleme alındığı saatlerde bin 400’ü geçti. Ekim 2023’ten bu yana süren soykırımda yaşamını yitiren Filistinlilerin sayısı ise resmi verilere göre 73 bin 919. İsrail ordusunun Gazze’de işgal ettiği bölgelerdeki bina enkazlarını altındaki naaşlarla beraber ortadan kaldırdığı için kesin ölü sayısını bilmek hiçbir zaman mümkün olmayacak. Bina enkazları demişken Gazze’deki İmar ve İskan Bakanlığı hafta başında ilginç bir veri paylaştı. Bu veriye göre İsrail’in Filistinlileri açlıktan ve ilaçsızlıktan öldürme metotlarına bir yenisi eklenmiş. Çaresizlikten bombardıman sonrası ayakta kalmış binalara sığınan Filistinliler şimdi de bu ağır hasarlı yapıların beklenmedik anlarda yıkılması nedeniyle ölüyorlar. Gazze Şeridi’nde her an yıkılabilecek durumda olan ancak insanların sığındığı 2 binden fazla bina tespit edildi. Bakanlığın açıklamasına göre bu binalardan en az 250’sinin acilen iş makineleri ile yıkılması gerekiyor. Ancak ateşkes anlaşmasının gereklerini yerine getirmeyen İsrail’in iş yeterli iş makinesi ve akaryakıt girişine izin vermemesi nedeniyle bu işlemin kısa vadede gerçekleştirilmesi imkansız. Gazze Şeridi’ndeki hasarlı binaların yıkılması nedeniyle bugüne kadar 65 kişi hayatını kaybederken, 270 kişi yaralandı.
27 Ekim’de İsrail’de yapılacak seçimlerle Ortadoğu halklarının kanı üzerinden oynanan demokrasicilik oyunu ancak Almanya Başbakanı Merz gibi “düşmüş” Avrupalı siyasetçilerin nezdinde karşılık bulacaktır.