Bazı geceler sabah olunca bitmez

Bazı hadiseler vardır, üzerinden yıllar geçer ama geçmiş olmaz. Takvim onları geride bırakır, insan bırakamaz. Saatler ilerler, sabah olur, güneş doğar ama o gece milletin hafızasında devam eder.

Fazıl Ergüt

Yazan: Fazıl Ergüt

· 5 dk okuma

Bazı geceler sabah olunca bitmez

Asırlık Gece’yi izlerken bir süre sonra ekrandaki oyuncuları değil, kendi hafızanızı seyretmeye başlıyorsunuz.

Belki de dizinin en büyük başarısı burada!

Çünkü bazı hadiseler vardır, üzerinden yıllar geçer ama geçmiş olmaz. Takvim onları geride bırakır, insan bırakamaz.

Saatler ilerler, sabah olur, güneş doğar ama o gece milletin hafızasında devam eder.

15 Temmuz böyle bir geceydi.

Ve Asırlık Gece, bize o geceyi yeniden anlatmaktan çok, neden unutmamamız gerektiğini hatırlatıyor.

Yakın tarihi anlatmak zordur.

Çünkü karakterler henüz tarihin tozlu sayfalarına karışmamıştır.

Seslerini hatırlarsınız, yüzlerini bilirsiniz, yaşanan mekanları tanırsınız. Kimin ne söylediğine, kimin nerede durduğuna, hangi kararın hangi sonucu doğurduğuna dair toplumsal hafıza hala canlıdır.

Böyle bir hadiseyi ekrana taşımak bu yüzden büyük bir cesaret kadar büyük bir sorumluluk ister.

Asırlık Gece tam da bu ağır yükün altına giriyor.

Senaryosundan yönetimine, oyuncu tercihlerinden görüntü dünyasına, müziklerinden gerçek mekan kullanımına kadar yapımın üzerinde ciddi biçimde çalışıldığı hemen hissediliyor.

Ama benim için dizinin kıymeti teknik başarısından daha ileride bir yerde duruyor.

Çünkü mesele yalnızca iyi bir dizi yapmak değil.

Bir milletin hafızasına nasıl dokunacağınız meselesidir.

Senarist Fatih Mutlu’nun önünde son derece zor bir iş vardı.

Sonunu herkesin bildiği bir hikayeyi anlatmak!

Ömer Halisdemir’in ne yaptığını biliyoruz.

Zekai Aksakallı’nın verdiği emri biliyoruz.

Köprüleri biliyoruz.

Tankları biliyoruz.

Bombalanan Meclis’i biliyoruz.

TRT’deki bildiriyi biliyoruz.

Gökyüzünde alçak uçuş yapan uçakların sesini biliyoruz.

Camilerden yükselen salaları biliyoruz.

Ve sabah olduğunda ne olduğunu biliyoruz.

Peki sonunu bildiğiniz bir hikaye sizi nasıl yeniden koltuğunuza çivileyebilir?

İşte sanat burada başlıyor.

İyi anlatıcılık, bazen size bilmediğinizi anlatmak değil; bildiğinizi yeniden hissettirmektir.

Yönetmenler Cihan Sağlam ve Ahmet Toklu’nun başarısını da biraz burada görüyorum.

15 Temmuz gibi zaten kendi içerisinde büyük bir dramatik güce sahip hadiseyi daha da büyütmeye çalışmamışlar. Bazı sahnelerde kamerayı geri çekmeyi, bazı anlarda sessizliğe alan açmayı tercih etmişler.

Çünkü hakikatin kendisi yeterince güçlü olduğunda sanatın bağırmasına gerek yoktur.

Bazen bir bakış yeter.

Bazen birkaç saniyelik sessizlik.

Bazen bir telefon.

Bazen bir koridor…

Ve bazen tek bir emir, bir milletin kaderine dokunabilir.

Oyuncu seçimleri de bu nedenle son derece önemli.

Erkan Petekkaya’dan Rüzgar Aksoy’a, Burak Sergen’den Murat Aygen’e, Yavuz Bingöl’den Seçkin Özdemir’e uzanan güçlü kadronun önünde alışılmış oyunculuktan daha ağır bir sorumluluk bulunuyor.

Çünkü gerçek insanları canlandırıyorlar.

Burada mesele benzemek değil.

Temsil edebilmek.

Özellikle Ömer Halisdemir’i anlatıyorsanız artık yalnızca bir karakteri oynamıyorsunuz.

Bir annenin evladını, çocukların babasını, bir askeri, bir insanı ve sonunda bir milletin hafızasına emanet edilmiş bir ismi temsil ediyorsunuz.

Bu yüzden Rüzgar Aksoy’un Ömer Halisdemir yorumuna yalnızca oyunculuk performansı üzerinden bakmanın eksik olacağını düşünüyorum.

Çünkü bazı roller oynanmaz.

Taşınır.

Dizide beni en fazla etkileyen hususlardan biri de gerçek mekanların kullanılması oldu.

Bunu önemsiyorum.

Çünkü mekan dediğimiz şey yalnızca duvarlardan ibaret değildir.

Bazı duvarların hafızası vardır.

Bazı koridorlar şahitlik eder.

Bazı kapılardan tarih geçmiştir.

Bir stüdyoda Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın benzerini inşa edebilirsiniz.

Işığı aynı yere koyabilirsiniz.

Duvarın rengini tutturabilirsiniz.

Kapıyı, masayı, koridoru birebir yapabilirsiniz.

Ama bir şeyi yapamazsınız!

O mekanın şahitliğini yeniden inşa edemezsiniz.

İşte Asırlık Gecede gerçek mekan kullanımını bu yüzden yalnızca prodüksiyon başarısı olarak görmüyorum.

Oyuncu o koridorda yürüdüğünde yalnız değildir.

Hafıza onunla yürür.

Can Atilla’nın müziklerinde de benzer bir ölçü hissediliyor.

Müzik, duyguyu seyirciye zorla kabul ettirmeye çalışmıyor.

Görüntünün önüne geçmek yerine ona eşlik ediyor.

Bu önemlidir.

Çünkü 15 Temmuz’un kahramanlık üretmek için yüksek sese ihtiyacı yok.

O gece zaten yeterince yüksek sesle konuştu.

Tank paletleri konuştu.

Uçaklar konuştu.

Silahlar konuştu.

Bombalar konuştu.

Sonra başka bir ses yükseldi!

Salalar…

Ve ardından millet konuştu.

Belki Asırlık Gecenin bugün yapılmış olmasının asıl kıymeti de burada.

Çünkü zamanın garip bir huyu vardır!

En büyük acıları bile sıradanlaştırır.

İlk gün titreyerek anlattığımız hadiseleri yıllar sonra birkaç cümleyle geçmeye başlarız.

Fotoğraflar azalır.

Tanıklar yaşlanır.

Hatıralar bulanıklaşır.

Sonra yeni bir nesil gelir.

O gece beş yaşında olan çocuk bugün gençtir.

O gece dünyada olmayan çocuklar bugün okullarda 15 Temmuz’u öğreniyor.

Onlara ne bırakacağız?

Sadece birkaç tarih mi?

“15 Temmuz 2016’da darbe girişimi oldu ve başarısızlığa uğratıldı.”

Bu kadar mı?

Hayır.

Çünkü tarih yalnızca ne olduğunu kaydetmez.

Bir millet için asıl mesele, ne pahasına olduğunu hatırlamaktır.

O gece insanların neden evlerinden çıktığını anlatmalıyız.

Bir tankın karşısına neden silahsız yürüdüklerini,

Bir annenin evladını hangi duayla uğurladığını,

Bir askerin hangi anda “buaradn sonrası benim hayatımdan daha büyük” dediğini,

İnsanların neden birbirini hiç tanımadığı hald aynı istikamete yürüdüğünü,

Bunları anlatmazsak geriye yalnızca kronoloji kalır.

Oysa milletlerin hafızası kronolojiyle kurulmaz.

Mana ile kurulur.

İşte sinema, dizi, roman, şiir, belgesel tam burada devreye girer.

Sanat tarihin rakibi değildir.

Sanat, bazen tarihin hafızasıdır.

Çünkü tarih bize saat 02.16’da ne olduğunu söyleyebilir.

Sanat ise o saatte bir annenin kalbinden ne geçtiğini anlatabilir.

Tarih kaç kişinin şehit olduğunu kaydeder.

Sanat, o şehitlerden birinin evden çıkarken çocuğunun saçını son kez nasıl okşadığını düşündürür.

Biri bilgi verir.

Diğeri vicdana dokunur.

Bir milleti ayakta tutan ise yalnızca bilgi değildir.

Hatırlama ahlakıdır.

Bu yüzden Asırlık Geceyi sadece başarılı bir televizyon yapımı olarak görmüyorum.

Bu tür çalışmalar aynı zamanda geleceğe bırakılmış görsel hafıza kayıtlarıdır.

Elbette tartışılır.

Senaryosu tartışılır.

Dramatik tercihleri tartışılır.

Tarih okuması tartışılır.

Sanat zaten tartışılmalıdır.

Ama emek teslim edilmelidir.

Fatih Mutlu’nun kalemi, Cihan Sağlam ve Ahmet Toklu’nun rejisi, Can Atilla’nın müzikleri,

Ender Ercan ve Yunus Tunç’un görüntü dünyası, oyuncuların ortaya koyduğu performans ve gerçek mekanların anlatıya kattığı ruh birleştiğinde ortaya üzerinde düşünülmüş, çalışılmış ve hafızaya karşı sorumluluk duyan bir iş çıkmış.

Ben izlerken en çok şunu düşündüm!

Bir milletin gerçek gücü, yalnızca başından geçenleri hatırlamasında değil, başından geçenlerden ne öğrendiğini unutmamasındadır.

Çünkü unuttuğumuz her tarih, yeniden yaşanabilecek bir ihtimaldir.

Hatırlamak ise geçmişe saplanıp kalmak değildir.

Hatırlamak bazen geleceği korumaktır.

Şehitleri hatırlamak vefadır.

İhaneti hatırlamak basirettir.

Cesareti hatırlamak karakterdir.

Kimin hangi safta durduğunu hatırlamak ise tarihe karşı sorumluluktur.

Asırlık Gece bittikten sonra ekran kararabilir.

Müzik susabilir.

Oyuncular jenerikte isimlere dönüşebilir.

Ama insanın zihninde bir cümle kalıyor!

Bazı geceler sabah olunca bitmez.

Çünkü bazı geceler saatlerle değil, bedellerle ölçülür.

Bazı geceler takvimden çıkar, milletin karakterine yazılır.

Ve bazı geceler vardır ki üzerinden bir asır da geçse bize aynı soruyu sormaya devam eder!

O gece sen nerede dururdun?

Vesselam…

Diğer yazarlar

Podcast

gdh'i Google'da takip edin

Google'un yeni Tercih Edilen Kaynaklar özelliğiyle veya Google Haberler'den gdh içeriklerini doğrudan akışınıza ekleyin.

Yazı Boyutu

Haberin görünümü bu boyutta görünücek. Göz yorgunluğu olmadan rahat okuma.

Haberi Paylaş

Sayfayı Paylaş

gdh'yi bir arkadaşınıza tavsiye etme ihtimaliniz 0-10 skalasında kaç olur?

Hiç tavsiye etmezdimKesinlikle tavsiye ederim