Belgrad Ormanları kan ağlıyor!

Belgrad Ormanları, yalnızca ağaçların, kuşların, derelerin, patikaların buluştuğu bir tabiat harikası değildir. İstanbul'un ciğeridir. Hafızasıdır. Asırlardır bu şehrin susuzluğuna su, yorgunluğuna huzur, kalabalığına sükunet taşıyan kadim bir emanettir. Ve bugün o emanet gözlerimizin önünde örseleniyor. Belgrad Ormanları kan ağlıyor!

Fazıl Ergüt

Yazan: Fazıl Ergüt

· 5 dk okuma

Belgrad Ormanları kan ağlıyor!

Bir şehrin ciğerleri sökülürken susmak, yalnızca tabiata değil, tarihe ve gelecek nesillere de ihanettir.

Bazı şehirlerin meydanları vardır, bazı şehirlerin anıtları. Bazılarının tarihi taşlara, bazılarının hafızası sokaklara sinmiştir.

İstanbul'un ise bütün bunların ötesinde bir de nefes aldığı yerler vardır. Belgrad Ormanları onlardan biridir. Yalnızca ağaçların, kuşların, derelerin, patikaların buluştuğu bir tabiat harikası değildir burası. İstanbul'un ciğeridir. Hafızasıdır. Asırlardır bu şehrin susuzluğuna su, yorgunluğuna huzur, kalabalığına sükunet taşıyan kadim bir emanettir.

Ve bugün o emanet gözlerimizin önünde örseleniyor.

Belgrad Ormanları kan ağlıyor!

Üstelik mesele yalnızca bir ormanın bakımsızlığı değil. Mesele, emanetin kıymetini bilmeyen bir anlayışın, sorumluluğu kurumlar arasında dolaştırırken İstanbul'un ortak mirasını sahipsiz bırakmasıdır.

Belgrad Ormanları'nı anlamak için yalnızca ağaçlarına bakmak yetmez. Toprağın altındaki tarihe, suyun izlediği yola, asırların biriktirdiği medeniyet tecrübesine de bakmak gerekir. Osmanlı'nın İstanbul'a su ulaştırmak için inşa ettiği tarihi su yolları, bentler, kemerler ve galeriler bu coğrafyanın yalnızca mühendislik değil, medeniyet tarihindeki yerini de gösterir. Kırkçeşme Su Galerisi’nin taşıdığı anlam tam da burada saklıdır.

Mimar Sinan'ın dehasıyla şekillenen su medeniyeti, bize yalnızca bir altyapı sistemi bırakmamıştır. Suyun azizliğini, tabiatın hukukunu, insanın yaşadığı şehre karşı mesuliyetini de hatırlatmıştır. Çünkü bizim medeniyetimizde su yalnızca tüketilecek bir kaynak değildir.

Su hayattır.

Su rahmettir.

Su emanettir.

Bir çeşme yaptırmayı sadaka-i cariye bilen, bir ağacı yaşatmayı hayır sayan, bir canlının susuzluğunu gidermeyi merhametin gereği gören bir medeniyetin çocuklarıyız.

Peki, ne oldu bize?

Asırlar önce suyu kilometrelerce öteden İstanbul'a ulaştıran iradenin mirasçıları, bugün birkaç kilometrelik yürüyüş parkurunu neden koruyamıyor?

Mimar Sinan'ın suya yol bulduğu topraklarda, biz yürüyen insana düzgün bir yol bırakamıyorsak ortada yalnızca bir bakım eksikliği yoktur.

Ortada ciddi bir yönetim ve medeniyet tasavvuru eksikliği vardır.

Yapılanı korumak da bir medeniyet ölçüsüdür.

Rahmetli Kadir Topbaş döneminde Belgrad Ormanları'nda hayata geçirilen yürüyüş ve koşu parkuru, İstanbullular için önemli bir kazanımdı.

Şehrin betonla kuşatıldığı, insanın giderek tabiattan uzaklaştığı bir dönemde, binlerce insan burada yürümeye, koşmaya, nefes almaya başladı.

Sabahın ilk ışıklarıyla yola çıkanlar,

Sağlığı için adım atan yaşlılar,

Çocuklarıyla tabiatın içinde vakit geçirmek isteyen aileler,

Hayatın telaşından bir nebze uzaklaşmaya çalışan insanlar…

Belgrad Ormanları onlar için yalnızca bir mesire alanı değil, hayatın gürültüsünden sığınılan bir huzur mekanıydı. Elbette yapılan her hizmetin eksikleri olabilir. Ancak hakkı teslim etmek de ahlakın gereğidir.

Kadir Topbaş döneminde ortaya konulan bu hizmetin İstanbulluların hayatında bir karşılığı vardı.

Sonrasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi yönetimi değişti.

Zaman geçti.

İhmal arttı.

Bakım ve onarıma ilişkin şikayetler çoğaldı. Ardından Belgrad Ormanları'nın yönetimine ilişkin yetki değişikliği yaşandı. Alanın ilgili bölümlerinin belediyeden alınarak milli parklar idaresine devredilmesi tartışmaları da beraberinde getirdi. Peki, bütün bu tartışmaların ortasında unutulan neydi?

Belgrad Ormanları'nın kendisi!

İşte bizim temel meselemiz tam da budur. Bu ülkenin en büyük sorunlarından biri, yapılan hizmeti korumayı yeni hizmet yapmak kadar önemli görmemesidir.

Bir yönetim yapar, diğeri sahiplenmez.

Biri devralır, öteki sorumluluğu üzerinden atar. Kurumlar değişir, tabelalar değişir, yetkililer değişir. Ama değişmeyen tek şey vatandaşın yaşadığı mağduriyet olur.

Oysa devlet dediğimiz şey, kurumların birbirine karşı üstünlük kurma yarışı değil, millete karşı sorumluluğun kesintisiz devamıdır. Hizmetin siyaseti olmaz. Emanetin partisi olmaz. Tabiatın ideolojisi olmaz. Yürüyüş parkuru değil, adeta savaş alanı! Bugün Belgrad Ormanları'na gidip yürüyüş parkurunu gördüğünüzde insanın içi sızlıyor. Bir zamanlar insanların güvenle yürüdüğü, koştuğu, spor yaptığı parkurun birçok noktası bugün içler acısı bir görünümde. Zemin bozulmuş.

Çukurlar oluşmuş. Yürüyüş güvenliği ciddi biçimde zedelenmiş. Bir çukurdan kaçarken diğerine düşmemek için mücadele ediyorsunuz. Yürüyüş yapmak için gittiğiniz yerde adımlarınızı huzurla değil, endişeyle atıyorsunuz.

Üstelik mesele yalnızca parkur da değil. Çevreye bırakılan çöpler, bakımsız alanlar, kirletilmiş tabiat.!

İnsanın gördükleri karşısında öfkelenmemesi mümkün değil.

Bir tarafta tabiatı kirleten sorumsuz insanlar, diğer tarafta bu kirliliğe ve bakımsızlığa karşı gereken hassasiyeti göstermeyen yetkililer.

İki ayrı ihmal, aynı tahribatın ortakları haline geliyor.

Buradan açıkça söylemek istiyorum!

Belgrad Ormanları sahipsiz değildir!

Orası herhangi bir kurumun tapulu malı, herhangi bir yöneticinin şahsi tasarruf alanı değildir.

İstanbul'un ortak mirasıdır.

Bu milletin emanetidir.

Henüz doğmamış çocuklarımızın da hakkıdır. Ve hiç kimsenin bu emaneti ihmal etmeye hakkı yoktur.

Adı milli, sorumluluğu nerede?

Şimdi sözüm doğrudan yetkililere.

Özellikle de Belgrad Ormanları'nın ilgili tabiat parklarının işletmesini devralan Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğüne.

Bu ormanın bakımından kim sorumlu?

Bu parkurun güvenliğini kim sağlayacak?

Bu çöpleri kim toplayacak?

Bozulan yolları kim onaracak?

Ve hepsinden önemlisi, bu emanete kim sahip çıkacak?

Milli olanın hakkını vermek gerekir!

Millilik yalnızca tabelaya yazılan bir sıfat değildir. Bu milletin ortak değerlerini koruma iradesidir.

Bir ağacı koruyamıyorsanız, bir patikayı onaramıyorsanız, bir ormanı temiz tutamıyorsanız, taşıdığınız unvanın büyüklüğü sorumluluğunuzu hafifletmez; aksine artırır.

İBB dönemindeki ihmaller de eleştirilmelidir, bugünkü sorumluların eksiklikleri de. Çünkü bizim için mesele kimin yönettiği değil, emanetin nasıl yönetildiğidir.

Adalet, yalnızca karşı olduğumuzun yanlışını görmek değildir. Yakın bulduğumuzun yanlışına da aynı cesaretle itiraz edebilmektir.

Bir ağacın gölgesinde medeniyetin vicdanı vardır

Bizim inanç ve irfan dünyamızda insan, tabiatın mutlak sahibi değil, emanetçisidir.

Yunus'un yaratılmışa duyduğu muhabbeti, yalnızca insanla sınırlı bir sevgi olarak okuyamayız.

Bir ağacın gölgesinde dinlenen insan da, dalında yuva kuran kuş da, toprağın altında yaşayan küçücük canlı da aynı büyük yaratılışın parçalarıdır.

Belgrad Ormanları yalnızca bizim yürüyüş yaptığımız bir alan değildir.

Orası binlerce canlının evidir.

Kuşların yuvası, sincapların sığınağı, toprağın ve suyun müşterek hayatıdır.

İnsanın hoyratlığı yalnızca insana zarar vermez. Bütün bir varlık aleminin dengesine dokunur.

Bugün ormana atılan bir plastik şişe, yalnızca çevre kirliliği değildir.

Bir canlının hayatına yönelmiş tehdittir.

Bir çocuğun geleceğinden çalınmış güzelliktir. Bir medeniyetin merhamet iddiasına düşülmüş kara bir lekedir.

Biz, kıyamet koparken bile eldeki fidanı dikmeyi öğütleyen bir inanç ikliminden geliyoruz.

Peki, kıyamet kopmuyorken elimizdeki ormanı niçin koruyamıyoruz?

Merhameti dilinden düşürmeyenlerin tabiata karşı bu kadar kayıtsız kalması, çağımızın en büyük ahlaki çelişkilerinden biridir.

İstanbul'un artık kaybedecek nefesi yok! İstanbul yeterince yoruldu.

Betonla yoruldu.

Plansızlıkla yoruldu.

Trafikle, kalabalıkla, hoyratlıkla yoruldu. Şehrin göğsüne her gün yeni bir ağırlık çökerken, elimizde kalan yeşil alanların kıymetini bilmek zorundayız.

Belgrad Ormanları'nı yalnızca hafta sonları gidilen bir dinlenme alanı olarak görenler, İstanbul'un ruhunu anlamamış demektir.

Orası bu şehrin nefesidir.

Bir çocuğun ilk defa bir sincabı gördüğü yerdir.

Bir yaşlının ömrüne sağlık katmak için adım attığı yerdir.

Bir insanın kalabalıklardan uzaklaşıp kendi iç sesini duyabildiği yerdir.

Böyle bir yeri ihmal etmek, yalnızca belediyecilik veya kamu yönetimi meselesi değildir.

Bir hayat hakkı meselesidir.

Bir şehir ahlakı meselesidir.

Bir gelecek meselesidir.

Vesselam…

Fazıl Ergüt’dan diğer yazılar

Podcast

gdh'i Google'da takip edin

gdh'i Google'da Tercih Edilen Kaynaklar'a ekleyin veya Google Haberler'de takip edin.

Yapay Zekâ Özeti

Belgrad Ormanları kan ağlıyor!

Bu özet yapay zekâ tarafından oluşturulmuştur. Doğruluk için haberin tamamını okuyunuz.

Yazı Boyutu

Haberin görünümü bu boyutta görünücek. Göz yorgunluğu olmadan rahat okuma.

Haberi Paylaş

Sayfayı Paylaş

gdh'yi bir arkadaşınıza tavsiye etme ihtimaliniz 0-10 skalasında kaç olur?

Hiç tavsiye etmezdimKesinlikle tavsiye ederim