Devlet toplumu bütünleştiren akıldır

Devlet yalnızca cezalandıran güç değildir. Devlet gerektiğinde toplumu yeniden bütünleştirebilen akıldır. Adaleti unutmadan merhameti, şehitleri unutmadan barışı, geçmişi unutmadan geleceği savunmaktır.

Fazıl Ergüt

Yazan: Fazıl Ergüt

· 3 dk okuma

Devlet toplumu bütünleştiren akıldır

Tarih bazen bize bugünün meselelerine bakabilmek için çok ağır ama çok kıymetli aynalar tutar.

Vahşi kimdi?

Uhud’da, Allah Resulü’nün çok sevdiği amcası, İslam’ın büyük kahramanı Hz. Hamza’yı şehit eden kişiydi. Hz. Hamza’nın şehadeti yalnızca bir savaş kaybı değildi. Resulullah’ın yüreğinde derin bir acıydı.

Fakat sonra Vahşi Müslüman oldu.

Peki Halid Bin Velid kimdi?

Uhud’da Müslümanların karşısındaki ordunun süvari kuvvetlerinin başındaydı.

Savaşın seyrini değiştiren ve Müslümanlara ağır kayıplar verdiren hamlenin en önemli isimlerinden biriydi.

Sonra o da Müslüman oldu.

Ve bir zamanlar İslam ordusunun karşısında savaşan Halid, daha sonra o ordunun kumandanlarından biri oldu. Tarihe Seyfullah olarak geçti.

Burada üzerinde düşünmemiz gereken büyük bir hakikat var!

İslam, insanı yalnızca dün yaptığıyla mahkum eden bir medeniyet değildir.

Çünkü insan değişebilir.

Yanlışından dönebilir.

Silahını bırakabilir.

Dün karşısında durduğu hakikatin bugün yanında yer alabilir.

Elbette bunun anlamı geçmişi unutmak değildir.

Hz. Hamza’nın şehadeti unutulmadı.

Uhud unutulmadı.

Şehitler unutulmadı.

Acılar yok sayılmadı.

Fakat İslam bize başka bir şey daha öğretti!

Hafıza başka şeydir, intikamı hayatın merkezine koymak başka şey.

Adalet başka şeydir, sonsuza kadar düşman üretmek başka şey.

Bugün Terörsüz Türkiye hedefini tartışırken de meseleyi biraz buradan okumamız gerektiğine inanıyorum.

Bu ülke terörden çok çekti.

Binlerce insanımızı kaybettik.

Şehitler verdik.

Annelerin yüreğine ateş düştü. Çocuklar babasız, babalar evlatsız kaldı.

Şehirlerimiz, dağlarımız, insanlarımız yaralandı.

Bunların hiçbirini unutamayız.

Unutmamalıyız da!

Şehidimizin hatırasını pazarlık konusu yapamayız.

Devletin hukukundan, milletin birliğinden ve adalet duygusundan vazgeçemeyiz.

Ama bütün bunları söylerken kendimize şu soruyu da sormak zorundayız!

Bir insan gerçekten silahını bırakıyorsa, terörü terk ediyorsa, ülkenin birliğine karşı ihanetten vazgeçiyorsa ve hukuk düzeninin içinde yaşamayı kabul ediyorsa ona dönüş kapısını sonsuza kadar kapatmak bize ne kazandırır?

Mesele suçsuzu suçlu, suçluyu suçsuz ilan etmek değildir.

Mesele ihaneti alkışlamak hiç değildir.

Mesele terörle mücadeleden vazgeçmek de değildir.

Mesele, terörü bitirebilmek için gerektiğinde devlet aklıyla yeni bir sayfa açabilme cesaretidir.

Çünkü devlet yalnızca cezalandıran güç değildir.

Devlet gerektiğinde toplumu yeniden bütünleştirebilen akıldır.

Barış, geçmişi silmek değildir.

Barış, geçmişin acılarından geleceğin çocuklarına yeni mezarlar üretmemektir.

Bugün bize düşen, öfkeyle değil adaletle konuşmaktır.

Şehitlerimizin hukukunu korurken yeni şehitlerin gelmesini engellemenin yollarını aramaktır.

Mağdurun gözyaşını görürken pişman olup silahını bırakan insana da hukuk içerisinde dönüş imkanının bulunup bulunamayacağını tartışabilmektir.

Çünkü güçlü devlet, intikam duygusuyla hareket eden devlet değildir.

Güçlü devlet; hafızasını kaybetmeden affetmenin, adaletten vazgeçmeden kucaklamanın, taviz vermeden toplumsal barışı kurmanın yolunu bulabilen devlettir.

Vahşi’nin geçmişi değişmedi.

Ama geleceği değişti.

Halid’in Uhud’daki geçmişi silinmedi.

Ama istikameti değişti.

İnsan değişebiliyorsa toplum da değişebilir.

Toplum değişebiliyorsa tarih de başka türlü yazılabilir.

O halde mesele şudur!

Biz şehitlerimizi unutmadan, acılarımızı inkar etmeden, adaletten bir milim geri çekilmeden çocuklarımıza nasıl bir Türkiye bırakacağız?

Bitmeyen bir öfkenin Türkiye’sini mi?

Yoksa terörün olmadığı, silahların sustuğu, annelerin artık evlatlarının ardından ağlamadığı güçlü ve müreffeh bir Türkiye’yi mi?

Benim tercihim bellidir!

Adaleti unutmadan merhameti, şehitleri unutmadan barışı, geçmişi unutmadan geleceği savunmak.

Çünkü bazen bir milletin büyüklüğü, düşmanını yenmesinden daha çok, düşmanlığı yenebilmesiyle ölçülür.

Vesselam…

Diğer yazarlar

Podcast

gdh'i Google'da takip edin

Google'un yeni Tercih Edilen Kaynaklar özelliğiyle veya Google Haberler'den gdh içeriklerini doğrudan akışınıza ekleyin.

Yazı Boyutu

Haberin görünümü bu boyutta görünücek. Göz yorgunluğu olmadan rahat okuma.

Haberi Paylaş

Sayfayı Paylaş

gdh'yi bir arkadaşınıza tavsiye etme ihtimaliniz 0-10 skalasında kaç olur?

Hiç tavsiye etmezdimKesinlikle tavsiye ederim