Bazen bir haber, sayfalarca yazılmış bir kitaptan daha fazla şey anlatır insana. Çünkü bazı hakikatler kelimelerle değil, görüntülerle konuşur.
Avustralya kıyılarında günlerdir yürek burkan bir sessizlik yaşanıyor. Fraggle adlı anne yunus, hayatını kaybeden yavrusunu tam 20 gündür suyun üzerinde taşımaya devam ediyor.
Yoruluyor ama bırakmıyor. Dalgalar onu başka yöne sürüklüyor, o yeniden yavrusuna dönüyor.
Zaman zaman sırtına alıyor, zaman zaman burnuyla iterek suyun üzerinde tutmaya çalışıyor.
Bu manzaraya sadece biyolojik bir davranış diye bakmak mümkün mü?
Elbette hayır!
Çünkü bazı görüntüler bilimin tarif edebileceğinden çok daha derin anlamlar taşır.
Biz, uzun yıllardır kendimizi duyguların sahibi olarak gördük.
Acıyı yalnızca insanın hissedebileceğini, yasın yalnızca insana ait bir hal olduğunu düşündük.
Oysa yaratılışın sessiz sayfalarını okumayı bilenler bilir ki Allah, her canlıya kendi fıtratına uygun bir kalp vermiştir.
Konuşamıyor olmaları, hissetmedikleri anlamına gelmez.
Gözyaşı dökememeleri, acı çekmedikleri anlamına gelmez, ki bazen buna da şahit oluyoruz.
Belki de asıl soru şudur!
İnsan, gerçekten diğer canlılardan daha merhametli mi, yoksa sadece konuşabildiği için öyle olduğunu mu sanıyor?
Modern dünya, teknolojide tarihin en büyük ilerlemelerini yaşarken vicdanda aynı ölçüde derinleşemedi. Artık rakamları konuşuyoruz, hisleri değil.
Verileri tartışıyoruz, acıları değil. Ormanlar yanıyor, denizler kirleniyor, canlı türleri birer birer yok oluyor. Fakat bütün bunlar çoğu zaman birkaç dakikalık haber bültenlerinin ardından unutuluyor.
Oysa tabiat hiçbir zaman unutmaz.
Deniz unutmaz.
Ağaç unutmaz.
Kuş unutmaz.
Ve belli ki bir anne yunus da unutmuyor!
İnsanoğlu, kendisini yeryüzünün efendisi ilan ettiğinden beri, diğer canlıları çoğu zaman sadece kendi ihtiyaçları üzerinden değerlendirdi. Oysa Kur’an’ın bize öğrettiği bakış çok farklıdır.
İnsan, kainatın sahibi değil, emanetçisidir.
Sahip olmak ile emanet etmek arasındaki fark ise merhamettir.
Merhamet, sadece acımak değildir. Merhamet, karşındaki canlının da Allah’ın ol emriyle var olduğunu idrak edebilmektir.
Onun yaşam hakkını, korkusunu, sevincini ve acısını kendi varlığının dışında görmemektir.
Bugün sokaklarda aç bırakılan canlara, ormanlarından koparılan ayılara, eğlence uğruna eziyet edilen hayvanlara baktığımızda aslında tek bir şey görüyoruz; İnsan, yalnızca hayvana değil, kendi vicdanına da zarar veriyor.
Çünkü zulüm, önce mazlumu yaralar, sonra zalimin ruhunu çürütür.
Fraggle’ın günlerdir bitmeyen bekleyişi, belki de insanlığın unuttuğu en büyük hakikati yeniden hatırlatıyor bize.
Sevgi, yalnızca sahip olmak değildir.
Vefa, yalnızca insanlar arasında kurulmuş bir bağ değildir.
Yas, yalnızca konuşabilenlerin dili değildir.
Bazen bir anne, denizin ortasında sessizce yavrusunu taşırken; milyonlarca insandan daha güçlü bir cümle kurabilir.
Belki de bugün bize düşen, o anne yunusa bakıp sadece hüzünlenmek değildir.
Asıl görevimiz, kendi kalbimize dönüp şu soruyu sormaktır!
Bir yunus, ölen yavrusunu 20 gün boyunca terk etmiyorsa; biz hangi acıları bu kadar çabuk unutacak kadar kalbimizi yorduk?
İnsanlığın geleceği, daha yüksek binalar yapmakla değil; daha derin bir vicdan inşa etmekle mümkün olacaktır. Çünkü medeniyet, gökdelenlerin yüksekliğiyle değil, merhametin derinliğiyle ölçülür.
Ve belki de denizin ortasında sessizce yas tutan o anne yunus, insanlığın en gürültülü çağında duyulması gereken en büyük hakikati fısıldıyor!
Kalbi olan sadece insan değildir; ama kalbini kaybeden, yalnızca insan olabilir.
Vesselam..