4 Kasım 1922 Cumartesi günü İstanbul'da olağanüstü bir gelişme yaşanıyordu. Osmanlı Devleti'nin son sadrazamı Ahmet Tevfik Paşa, nazırlarıyla birlikte devletin geleceğini görüşmek üzere bir araya gelmişti.
Toplantının gündeminde sıradan bir hükûmet değişikliği yoktu.
Çünkü bu defa istifa edecek hükûmetin yerine yenisinin kurulup kurulamayacağı bile belli değildi.
Nitekim birkaç saat sonra açıklanan karar, Osmanlı siyasi tarihinin son hükûmetinin de sonunu getirecekti.
İstanbul'da bir hükûmet, Ankara'da başka bir hükûmet
Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı'nın ardından 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi'ni imzalamış, takip eden yıllarda ülkenin önemli bölgeleri İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmişti.
16 Mart 1920'de İstanbul'un resmen işgal edilmesiyle siyasi kriz daha da derinleşti.
23 Nisan 1920'de Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılması, devlet yönetiminde yeni bir dönemi başlattı.
Artık ülkede birbirinden farklı iki siyasi merkez bulunuyordu.
İstanbul'da Sultan VI. Mehmed Vahdeddin ve onun tayin ettiği Osmanlı hükûmeti, Ankara'da ise Mustafa Kemal Paşa'nın önderliğinde Millî Mücadele'yi yöneten Büyük Millet Meclisi vardı.
Bu iki merkez arasındaki mücadele, yalnızca siyasi yetkilerle sınırlı değildi. Türkiye'yi uluslararası alanda kimin temsil edeceği de giderek daha önemli bir mesele hâline geliyordu.
Son sadrazam Ahmet Tevfik Paşa
Osmanlı Devleti'nin son sadrazamı Ahmet Tevfik Paşa, uzun yıllar diplomasi ve devlet yönetiminde görev yapmış tecrübeli bir devlet adamıydı.
21 Ekim 1920'de, Damat Ferit Paşa hükûmetinin istifasının ardından yeniden sadrazamlığa getirildi.
Bu görevi, Osmanlı Devleti'nin siyasi bakımdan en çalkantılı dönemlerinden birinde üstlenmişti.
Tevfik Paşa'nın başkanlığındaki son kabine, daha önce sadrazamlık yapmış isimleri de bünyesinde bulundurduğu için zaman zaman Sadrazamlar Hükûmeti olarak anılıyordu.
Tevfik Paşa, İstanbul ile Ankara arasındaki çatışmayı azaltabilecek bir uzlaşma zemini arıyordu. Ancak Anadolu'da Millî Mücadele'nin askerî ve siyasi başarıları arttıkça İstanbul hükûmetinin hareket alanı daralıyordu.
Özellikle 1922 sonbaharında yaşanan gelişmeler, İstanbul'daki yönetimin geleceğini belirleyecekti.
Lozan daveti ve son büyük kriz
1922 yılının sonbaharında Türk ordusunun Büyük Taarruz'da kazandığı zafer ve ardından imzalanan Mudanya Mütarekesi, Anadolu'daki askerî mücadelenin sonucunu büyük ölçüde belirlemişti.
Artık sıra barış görüşmelerine gelmişti.
Ancak İtilaf Devletleri, Lozan'da yapılacak barış konferansına hem Ankara hükûmetini hem de İstanbul hükûmetini davet etti.
Bu davet, Türkiye'nin uluslararası temsilinde ciddi bir sorun ortaya çıkardı.
Ankara'ya göre Türk milletinin tek meşru temsilcisi Türkiye Büyük Millet Meclisiydi. İstanbul hükûmetinin aynı konferansa ayrı bir siyasi otorite olarak katılması kabul edilemezdi.
Tevfik Paşa ise konferansta ortak bir temsil yolu bulunabileceğini düşünüyordu.
Fakat Ankara'nın tavrı kesindi.
Lozan'a iki ayrı Türk heyeti gitmeyecekti.
Bu kriz, saltanatın geleceği konusundaki tartışmaları hızlandırdı.
1 Kasım 1922: Saltanat kaldırılıyor
Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1 Kasım 1922'de aldığı kararla saltanatı kaldırdı.
Kararda, millî egemenliğin temsilcisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğu vurgulanıyor, İstanbul'daki saltanat yönetiminin 16 Mart 1920'den itibaren sona ermiş sayıldığı kabul ediliyordu.
Saltanat ile hilafet birbirinden ayrılmıştı. Hilafet makamı ise varlığını sürdürüyordu.
Bu karar, yalnızca Osmanlı hanedanının siyasi yetkilerinin sona ermesi anlamına gelmiyordu.
Aynı zamanda İstanbul'daki hükûmetin hukuki ve siyasi dayanağını da ortadan kaldırıyordu.
Artık Osmanlı sadrazamının hangi yetkiyle görev yapacağı, nazırların kime karşı sorumlu olacağı ve İstanbul'daki devlet dairelerinin kimin emirlerini uygulayacağı belirsizleşmişti.
İstanbul'daki son kabine için kaçınılmaz son yaklaşıyordu.
Vahdeddin istifayı istemedi
Saltanatın kaldırılmasının ardından Tevfik Paşa ve nazırları, 2 ve 3 Kasım günlerinde birbiri ardına toplantılar yaptı.
Görüşmelerde hükûmetin istifası düşüncesi giderek ağırlık kazandı.
3 Kasım günü saat 16.00'da Yıldız Sarayı'nda Sultan Vahdeddin'in başkanlığında bir toplantı gerçekleştirildi.
Toplantıya Sadrazam Tevfik Paşa'nın yanı sıra Şeyhülislam ve bazı önemli nazırlar katıldı.
Görüşmelerin en dikkat çekici noktası, Vahdeddin'in hükûmetin istifasına karşı çıkmasıydı.
Padişah, mevcut şartlarda yeni bir hükûmet kurulmasının mümkün olmadığını belirterek Tevfik Paşa kabinesinin görevde kalmasını istedi.
Ancak mesele artık yalnızca padişahın isteğiyle çözülebilecek durumda değildi.
Saltanat kaldırılmış, Ankara yönetimi siyasi otoritesini İstanbul'da da kabul ettirmeye başlamıştı.
Üstelik İstanbul'daki memurlar ve çeşitli kurumlar, Türkiye Büyük Millet Meclisine bağlılıklarını bildirmeye yöneliyordu.
Osmanlı hükûmeti, yönetme yetkisini fiilen kaybediyordu.
4 Kasım 1922: Son kabinenin istifası
4 Kasım Cumartesi günü Tevfik Paşa başkanlığındaki nazırlar yeniden toplandı.
Yaklaşık üç saat süren görüşmelerin ardından hükûmet istifa kararı aldı.
Karar saat 16.00 sıralarında açıklandı.
Toplantıdan çıkan Sadrazam Tevfik Paşa, gazetecilere kabinenin istifaya karar verdiğini bildirdi.
Böylece 21 Ekim 1920'den beri görev yapan son Osmanlı hükûmeti, iki yılı aşkın görev süresinin ardından sona erdi.
Fakat bu istifa, önceki hükûmet değişikliklerinden farklıydı.
Çünkü bu kez padişahın yeni bir sadrazam görevlendirerek yeni bir kabine kurması söz konusu olmadı.
Osmanlı Devleti'nin son sadrazamı Ahmet Tevfik Paşa olarak tarihe geçti.
İstanbul'un yönetimi Ankara'ya geçiyor
Son Osmanlı hükûmetinin istifasıyla İstanbul'daki siyasi otorite boşluğu da hızla dolduruldu.
Türkiye Büyük Millet Meclisi adına İstanbul'da bulunan Refet Paşa, şehrin idaresini üstlenmek üzere harekete geçti.
Refet Paşa, İstanbul'un idari ve adli işlerinin kesintiye uğramaması gerektiğini belirterek devlet memurlarına görevlerini sürdürmeleri yönünde talimat verdi.
4 Kasım günü İstanbul'un yönetimini fiilen Türkiye Büyük Millet Meclisi adına üstlendiğini açıkladı.
Aynı gün saat 18.15'te Tevfik Paşa kabinesinin istifasını Ankara'ya telgrafla bildirdi.
5 Kasım'da İstanbul'daki nezaretlerin eski hükûmet adına faaliyetlerine son verilmesi yönünde adımlar atıldı.
6 Kasım'dan itibaren ise Türkiye Büyük Millet Meclisinin kabul ettiği kanunların İstanbul ve Trakya'da uygulanmasına başlandı.
Böylece Osmanlı Devleti'nin asırlardır yönetildiği başkentte siyasi otorite Ankara hükûmetine geçmiş oldu.
Ancak burada önemli bir ayrıntı vardı: İstanbul'un idaresinin Ankara'ya geçmesi, şehrin İtilaf Devletleri işgalinden tamamen kurtulduğu anlamına gelmiyordu.
İstanbul'daki işgal kuvvetlerinin varlığı 6 Ekim 1923'e kadar devam edecekti.
Osmanlı'nın resmî gazetesinin de son günü
4 Kasım 1922'nin bir başka sembolik önemi daha vardı.
Osmanlı Devleti'nin 1831 yılında yayımlanmaya başlayan resmî gazetesi Takvim-i Vekayi, son sayısını aynı gün çıkardı.
Böylece Osmanlı devlet yönetiminin iki önemli kurumu, son hükûmet ve resmî gazete, aynı tarihte sona ermiş oldu.
Bir tarafta sadrazamlık makamının siyasi işlevi ortadan kalkarken diğer tarafta devletin resmî duyurularını yayımlayan tarihî gazete de yayın hayatını tamamlıyordu.
Bu tesadüf, 4 Kasım 1922'yi Osmanlı tarihinin en sembolik tarihlerinden biri hâline getiriyordu.
Son padişah İstanbul'dan ayrılıyor
Tevfik Paşa hükûmetinin istifasından sonra Sultan Vahdeddin bir süre daha İstanbul'da kaldı.
Ancak siyasi gelişmelerin yönü artık değişmeyecekti.
17 Kasım 1922'de Vahdeddin, İngiliz savaş gemisi HMS Malaya ile İstanbul'dan ayrıldı.
Ertesi gün Türkiye Büyük Millet Meclisi, Abdülmecid Efendi'yi halife seçti.
Böylece Osmanlı hanedanının siyasi egemenliği sona ererken hilafet makamı bir süre daha varlığını sürdürdü.
Hilafet de 3 Mart 1924'te kaldırılacaktı.
Bir devletin son hükûmeti
Osmanlı Devleti'nin son hükûmeti 4 Kasım 1922'de istifa ettiğinde, geride altı asrı aşan bir siyasi tarih bulunuyordu.
Bu uzun tarih boyunca yüzlerce devlet adamı sadrazamlık makamında bulunmuş, sayısız savaş, antlaşma, reform ve siyasi kriz yaşanmıştı.
Ancak 4 Kasım 1922'de yaşananlar, sıradan bir kabine değişikliğinin çok ötesindeydi.
Çünkü o gün yalnızca bir sadrazam ve nazırları görevlerinden ayrılmadı.
Osmanlı Devleti'nin İstanbul'daki hükûmet sistemi de sona erdi.
Saltanatın kaldırılmasıyla başlayan hukuki dönüşüm, son kabinenin istifası ve İstanbul yönetiminin Ankara'ya geçmesiyle somutlaştı.
Cumhuriyet henüz ilan edilmemişti. Bunun için yaklaşık bir yıl daha geçmesi gerekecekti.
Fakat Türkiye'nin siyasi geleceğinin hangi merkezden yönetileceği artık belli olmuştu.
4 Kasım 1922, altı asırlık Osmanlı devlet geleneğinin son hükûmetinin tarihe karıştığı gündü.