Tripoliçe Katliamı: 1821 Yunan İsyanı’nın kanlı yüzü

Mehmet Dilbaz

Yazan: Mehmet Dilbaz

· 3 dk okuma

Tripoliçe Katliamı: 1821 Yunan İsyanı’nın kanlı yüzü

İsyanın ilk aylarından itibaren Müslüman ve Hristiyan sivillerin de hedef olduğu karşılıklı şiddet, bölgenin demografisini değiştiren ağır sonuçlar doğurdu. Bu sürecin en çarpıcı hadiselerinden biri Tripoliçe’nin ele geçirilmesi ve ardından yaşanan katliamdı.

Bugünkü adıyla Tripoli olan şehir, 1821’de Mora’daki Osmanlı idaresinin en önemli merkezlerinden biriydi. Bu nedenle Tripoliçe’nin alınması, Yunan isyancıları açısından yalnızca askerî değil, siyasî ve sembolik bir hedef hâline geldi.

Mora’nın kilidi: Tripoliçe

1821 baharında Mora’da başlayan ayaklanmanın ardından Osmanlı kuvvetleri açısından Tripoliçe giderek daha kritik bir konuma geldi. Şehir, bölgedeki Osmanlı idarî yapısının merkeziydi ve içerisinde Müslümanların yanı sıra Yahudi bir cemaat ile savaş şartlarının şehre sürüklediği insanlar bulunuyordu.

İsyancı kuvvetlerin önde gelen komutanlarından biri Theodoros Kolokotronis idi. Kuşatma aylar boyunca sürdü. Şehirde yiyecek sıkıntısı ve hastalık baş gösterirken savunmanın giderek zayıflaması, Tripoliçe’nin düşüşünü kaçınılmaz hâle getirdi.

Burada tarihler konusunda önemli bir ayrıntı var: O dönemde Yunan dünyasında kullanılan Jülyen takvimine göre şehir 23 Eylül 1821’de, bugün kullandığımız Gregoryen takvime göre ise 5 Ekim 1821’de ele geçirildi. Bu nedenle olayın yıldönümü kaynaklarda iki farklı tarihle karşımıza çıkabilir.

Modern Cambridge/Edinburgh çalışması da yağma ve katliamın Gregoryen takvimle 5 Ekim’de başlayarak birkaç gün devam ettiğini belirtiyor.

Şehir düştü, katliam başladı

Tripoliçe’nin savunması kırıldığında yaşananlar sıradan bir askerî zaferin çok ötesine geçti.

Şehre giren isyancı kuvvetler arasında düzen hızla çözüldü. Osmanlı askerlerinin yanı sıra Müslüman siviller ve Yahudiler de hedef alındı. Evler yağmalandı, insanlar öldürüldü ve çok sayıda kişi esir alındı. Dönemin olaylarına yakın kaynakları değerlendiren modern araştırmalar, teslim olma girişimlerinin sonuçsuz kaldığını ve Müslümanlarla Yahudilerin ayrım gözetilmeksizin öldürüldüğünü kaydediyor.

Yağma da katliamın önemli bir parçasıydı. Tripoliçe, Mora’nın idarî merkezi olması nedeniyle önemli miktarda servetin toplandığı bir şehirdi. Ele geçirilen mal ve paranın büyük bölümü devrimci yönetimin ortak hazinesine değil, yağmaya katılan kişilerin eline geçti.

İsyanın önde gelen isimlerinden Kolokotronis’in hatıratı da Tripoliçe’nin düşüşü konusunda başvurulan temel birincil kaynaklardan biridir. Bunun yanında Kolokotronis’in yaveri Fotios Chrysanthopoulos’un, yani Fotakos’un hatıraları da savaşın içinden gelen önemli Yunan kaynakları arasındadır.

Kaç kişi öldürüldü?

Tripoliçe konusunda en dikkatli olunması gereken meselelerden biri budur.

Kaynaklarda verilen rakamlar birbirinden oldukça farklıdır. Bu nedenle internette sıkça tekrarlanan “32 bin kişi öldürüldü” gibi kesin rakamları tartışmasız tarihî gerçek olarak vermek doğru değildir. 19. yüzyıl anlatıları ve sonraki çalışmalar farklı tahminler sunmaktadır.

Kesin olarak söylenebilecek olan, öldürülenlerin sayısının binlerle ifade edildiği ve olayın 1821 Yunan İsyanı’nın en ağır sivil katliamlarından biri olduğudur. Thomas Gordon gibi Yunan bağımsızlık mücadelesine sempati duyan ve bizzat savaşa katılan Batılı isimlerin eserleri de çatışmanın her iki tarafının gerçekleştirdiği vahşeti kaydetmiştir. Gordon’un 1833’te yayımlanan eseri bugün de devrimin önemli çağdaş kaynaklarından biri kabul edilir.

Tripoliçe neden önemli?

Çünkü Tripoliçe, 1821’i yalnızca romantik bir “bağımsızlık savaşı” anlatısı üzerinden okumanın tarihsel tabloyu eksik bıraktığını gösteriyor.

Yunan bağımsızlık hareketinin askerî başarısı açısından Tripoliçe’nin alınması son derece önemliydi. Mora’nın merkezindeki Osmanlı idarî ve askerî varlığı ağır bir darbe aldı ve isyancıların hâkimiyet alanı genişledi. Ancak askerî başarının hemen ardından gerçekleşen sivil katliamı da aynı tarihin ayrılmaz bir parçasıdır.

Nitekim güncel akademik literatür Tripoliçe’nin yağmalanmasını ve Müslümanlarla Yahudilere yönelik öldürmeleri, Yunan Devrimi’nin en ağır vahşet hadiselerinden biri olarak değerlendiriyor.

Tarihçilik açısından yapılması gereken, bir tarafın acısını diğer tarafın acısıyla yarıştırmak değil; belgelerin gösterdiği şiddeti, failin ve mağdurun kimliğine göre değiştirmeden anlatmaktır.

205 yıl sonra Tripoliçe

Tripoliçe’nin düşüşünün üzerinden 205 yıl geçti.

Bugün olayın yıldönümünde hatırlanması gereken yalnızca bir şehrin el değiştirmesi değildir. Evlerinden çıkamayan siviller, savaşın tarafı olmadığı hâlde öldürülen kadınlar, çocuklar ve yaşlılar; Müslümanlar ve Yahudiler de bu tarihin parçasıdır.

1821, modern Yunanistan’ın kuruluşuna giden yolu açan büyük bir tarihsel kırılmaydı. Fakat büyük tarihsel dönüşümlerin içinde, millî anlatıların gölgesinde kalan insanların hikâyeleri de vardır.

Tripoliçe bize tam olarak bunu hatırlatıyor:

Bir şehrin fethi veya kurtuluşu olarak anlatılan gün, başka insanların hafızasında bir felaketin başlangıcı olabilir.

Ve tarih, yalnızca kazananların zaferlerini değil, kaybedilen hayatları da hatırladığı zaman tamamlanır.

Tripoliçe, 1821.
Hayatını kaybedenleri unutmadık.

Diğer yazarlar

Podcast

gdh'i Google'da takip edin

Google'un yeni Tercih Edilen Kaynaklar özelliğiyle veya Google Haberler'den gdh içeriklerini doğrudan akışınıza ekleyin.

Yazı Boyutu

Haberin görünümü bu boyutta görünücek. Göz yorgunluğu olmadan rahat okuma.

Haberi Paylaş

Sayfayı Paylaş

gdh'yi bir arkadaşınıza tavsiye etme ihtimaliniz 0-10 skalasında kaç olur?

Hiç tavsiye etmezdimKesinlikle tavsiye ederim