Bloklar arası savaşta Mekke İttifakı'nın yeri

Bölgemizin ülkeleri Birinci Soğuk Savaş'ta itildikleri tuzağa tekrar düşmek niyetinde değil. Yeniden bloklar arası savaş yaşanırken Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan üçlüsü kendi kaderlerinin iplerini ellerine almaya karar verdiler.

Mehmet Kancı

Yazan: Mehmet Kancı

· 4 dk okuma

Bloklar arası savaşta Mekke İttifakı'nın yeri

7 Ağustos 2026 Cuma günü Suudi Arabistan’da Türkiye, Pakistan ve ev sahibi ülkenin devlet ve hükümet başkanları tarafından ilan edilen “Mekke İttifakı” dünya başkentlerinde deprem etkisi yarattı. Bu makalenin yayımlandığı güne kadar geçen 5 günlük sürede, sürecin dışındaki ülke, kurum ve kişilerin ittifakı tarifleri bir nevi bir görme engellinin fili tarifine benzedi. Herkes kendi elinin eriştiği yerden konuyu yoklayıp denk gelen kısmından bir yorum yapmaya gayret etse de henüz meselenin bütününü gören ya da görmek isteyen yok. İlginç olan genel eğilimin bu ittifakı yalnızca askeri boyutuyla tarif ederek ekonomik büyüklüğünün görmezden gelinmesi.  Belki bu yaklaşımın nedeni fiili olarak içerisinde bulunduğumuz “Üçüncü Dünya Savaşı”nın adının da açık açık telaffuz edilmesinden korkulmasından kaynaklıdır. Ne var ki korkunun ecele faydası bulunmamakta ve 2026 yılının Temmuz ayı itibarıyla “Bloklar Arası Savaş” gerçeğinin netleştiğini görmekteyiz.

Yeni Doğu blokunun gevşek gibi görünen işbirliği

 Bu savaşta “Yeni Doğu Bloku”nu teşkil eden Rusya, Çin Halk Cumhuriyeti, Belarus, İran ve Kuzey Kore ekibinden şimdilik yalnızca ikisi sıcak çatışma içerisinde yer alırken, Kuzey Kore Rusya cephesine sevk ettiği askeri gücüyle çatışmaya dolaylı bir katılım sağlamakta, Belarus ise hibrit saldırılar ve istihbarat operasyonları ile operasyonun bir başka ayağını yürütmekte. Çin Halk Cumhuriyeti ise tüm bu yapının fikri merkezi konumunda yer alırken Yeni Doğu Bloku’nu geliştirdiği teknolojik imkanlar ve uzaydan elde ettiği istihbaratla beslemekte. İran ve Rus balistik füzelerinin yanısıra kamikaze dronlarının artan isabet oranlarının arkasında bu teknoloji desteğinin olduğu artık herkesin bildiği sırlardan biri. İran’ın vekil örgütleri ya da Rusya’nın Moldova’nın parçası Transdinyester bölgesindeki milis unsurları da ittifakın silahlı gücünün diğer ayakları. 8 Ağustos 2026 Cumartesi günü Bulgaristan topraklarındaki Trans-Balkan doğalgaz boru hattına düzenlenen dron saldırısı ya da 9 Ağustos 2026 Pazar günü Moldova’nın güneydoğusundaki Crocmaz köyüne düşen kamikaze dronun kaynağının Rusya toprakları dışındaki Rus unsurları olduğunu tahmin etmek zor değil. Ya da 29 Temmuz 2026 Çarşamba günü Mısır’ın Akdeniz kıyısındaki Dimyat limanında doğalgaz terminali ile depolama gemilerini hedef alan dron saldırılarının da İran topraklarından düzenlendiğini düşünmek mantıklı olmayacaktır. Tabii ki olağan şüpheliler sınıfındaki bu Yeni Doğu Bloku üyelerine bakacak olursak bunlar NATO ya da İsrail tarafından düzenlenen sahte bayrak operasyonlarıdır. Ancak 2014 yılında Kırım’ın Rusya tarafından yasadışı ilhakı çevresinde gelişen olaylar bu tür hibrit saldırı metotlarının kaynakları konusunda şüpheye yer vermeyecek delillerin birikmesine vesile oldu. Dahası yalnızca konvansiyonel yeni nesil silah sistemleri bu hibrit saldırı metotları için kullanılmamakta. Letonya Başbakanı Andris Kulbergs, Temmuz ayının son haftasında yaptığı açıklamada bir kez daha Ukrayna’daki savaşta ilerleme sağlayamayan Rusya’nın, Belarus’un da yardımıyla Avrupa Birliği sınırlarına yönelik düzensiz göç baskısını teşvik ettiğine dikkat çekti. Ukrayna Devlet Başkanı Zelensky ve ülkesinin istihbarat kaynakları ise Kuzey Kore’nin pek yakında 30-40 bin askeriyle Ukrayna cephesinde boy gösterebileceği uyarısında bulunurken, Kuzey Kore ordusunun 112’inci Füze Tugayı’nın da 120 balistik füze ve 6 lançeri ile bu kuvvet içerisinde yer alabileceğini bildiriyorlar.

Mekke İttifakı yeni iki bloklu dünya girişimine bir yanıt

Şimdi tüm bunların “Mekke İttifakı” ile alakasının ne olduğunu sorguluyor olabilirsiniz. İsrail’in Gazze’de Trump’a meydan okuyarak sürdürdüğü soykırım ile Batı Şeria ve Suriye istikametindeki işgal politikaları kaynağını yalnızca Tel Aviv-Washington işbirliğinden almıyor. Kesinlikle akıllardan çıkarılmaması gereken bir husus var ki bu soykırım yalnızca ABD’deki Biden yönetiminden yakılan yeşil ışıkla değil, G7 ülkelerinin ( İtalya, Fransa, Kanada, Almanya, Japonya, İngiltere, ABD ) tamamının onayıyla hayata geçirildi. Yani “Yeni Doğu Bloku”nun karşısına NATO’dan ziyade G7 ve İsrail ittifakını konumlandırmamız gerekiyor. Hatta içerisinde bulunduğumuz şartları dikkate alırsak bu ittifaka Hindistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan’ı da ekleyebiliriz. Japonya’nın 29 Temmuz’da Tomahawk füze denemesi ile yeniden girdiği militarizasyon istikameti de bu bloklaşmanın bir parçası olarak okunabilir.  İşte “Mekke İttifakı”, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Birinci Soğuk Savaş piyasaya sürüldüğünde iki blok arasında seçim yapmaya zorlananların bir kez daha aynı tuzağa çekilmemek için yarattıkları bir alternatif olarak değerlendirilebilir. ABD-İsrail ikilisi Birinci Soğuk Savaş sırasında Körfez ülkelerini BAAS ideolojisini benimsemiş, darbeci subayların iktidara geldiği Arap ülkeleri ile korkutarak, bugün hiçbir karşılığının bulunmadığı artık aşikar olan petrol karşılığı-güvenlik paradigmasına hapsetmişlerdi. Bugün Suudi Arabistan başta olmak üzere bölge ülkeleri bir defa daha, tabiri caizse, ABD tarafından bir 70 yıl daha dolandırılmak istemiyor ve kaynaklarını daha gerçekçi hedeflere yöneltmek istiyor. Nitekim İsrail hükümetinden gelen açıklamalar bu ittifaktan kimin neden rahatsız olduğunu, dünyanın iki çatışmacı blok halinde örgütlenmesinden kimin nemalandığını da ortaya koyuyor. Mısır’ın ittifaka katılmasından derin endişe duyan İsrail kaynakları, sosyal medya üzerinden de muazzam bir dezenformasyon operasyonu başlatmış durumdalar. Mekke İttifakı’nın muhakkak surette kendilerine karşı kurulduğuna iman etmiş İsrailli bakanlar, Hindistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile alternatif ittifaklar kurulması için çağrı üstüne çağrı yapıyorlar. Netanyahu hükümetinin üyelerinin dikkat çeken bir diğer yakarışı ise “bölgede henüz ittifaka katılmamış ülkelerin” İsrail’e ihtiyaç duyacak hale getirilmesine yönelik. Bunu da herhalde geçmişte olduğu gibi etnik ve dini terörü teşvik etmek ve yeni nesil terör örgütleri icat etme yoluyla yapmayı planlayacaklar.

 

 

Diğer yazarlar

Podcast

gdh'i Google'da takip edin

Google'un yeni Tercih Edilen Kaynaklar özelliğiyle veya Google Haberler'den gdh içeriklerini doğrudan akışınıza ekleyin.

Yazı Boyutu

Haberin görünümü bu boyutta görünücek. Göz yorgunluğu olmadan rahat okuma.

Haberi Paylaş

Sayfayı Paylaş

gdh'yi bir arkadaşınıza tavsiye etme ihtimaliniz 0-10 skalasında kaç olur?

Hiç tavsiye etmezdimKesinlikle tavsiye ederim