Cemaatler ve siyaset

Alman İmparatoru II. Wilhelm, Balkan Savaşları’ndaki acı tecrübeleri sonrası Türk ordusunun toparlanması vazifesini yüklediği generaline şu tavsiyede bulunur: “Her ne olursa olsun askerlerin siyasetle uğraşmasına mâni ol. Siyasetle uğraşmak Türk askerinin en büyük hatasıdır!”

Nevzad Yenikişi

Yazan: Nevzad Yenikişi

· 4 dk okuma

Cemaatler ve siyaset

Liman von Sanders’in “Türkiye’de Beş Yıl” isimli hatıratı İş Bankası Yayınları tarafından yayınlandı. Eserin hemen giriş kısımlarında von Sanders Türkiye’de görev yapmayı kabul etmesinin akabinde imparator II. Wilhelm tarafından kabul edilişini ve imparatorun kendisine verdiği tavsiyeleri aktarıyor. Alman İmparatoru, balkan Savaşları’ndaki acı tecrübeleri sonrası Türk ordusunun toparlanması vazifesini yüklediği generaline şu tavsiyede bulunuyor: “her ne olursa olsun askerlerin siyasetle uğraşmasına mâni ol. Siyasetle uğraşmak Türk askerinin en büyük hatasıdır!”

Balkan Savaşları ile ilgili genel anlatımız bilindiği üzere hep aynıdır. Siyasi çekişmeler sebebiyle birbirine düşen Osmanlı subaylarının sebep oldu bir hüsran olarak anlatılır özellikle I. Balkan Savaşı. Daha düne kadar vilayetimiz olan Bulgaristan dahi bize harp sahasında mağlup etmiştir. Doğrusu bu netice Avrupa devletleri tarafından da beklenmemektedir ve Avrupa’da devletler daha savaş öncesinde savaşın neticesi ne olursa olsun sınırların katiyen değişmeyeceğine yönelik bir prensip kararı ilan etmişlerdir. Savaşı bizim kazanacağımıza o kadar emindir Avrupa devletleri… gel gör ki Savaş mağlubiyetimizle sonuçlanmış, Avrupa devletleri prensip kararlarını yok saymıştır. Edirne dahi elimizden çıktı bu savaşta. Üç şerefeli camisi, Muradiye külliyesi, eski camisi, Selimiye camisi ile birlikte Edirne elimizden çıktı… siyasetle uğraşmaması gerekenlerin siyasetle uğraşmalarının neticesiydi bu. Esasen tarihimizin pek çok safhasında karşımıza çıkan “gayrisiyasi unsurların siyasileşmesi” hastalığının bir dönem yabancı gözlere de nasıl görüldüğünün bir örneğidir.

1930-40’lı yılların Türkiyesi küçük bir elit grup hariç toplumun çoğunluğunun nefes almakta zorlandığı bir atmosfere sahipti. Özellikle dini hayat bu yıllarda büyük baskı altındaydı. Bediüzzaman’ın sürgünde olduğu Barla’daki Muş Mescidi’nde Arapça kamet getirildiği için jandarmaların baskın yaptığı ve namaz kılınmadan cemaate apar topar tevkif ettiği bilinir. Öyle bir ortamda yazdığı iman risalelerini zor şartlarda teksir ederek dağıtmıştır Bediüzzaman. Bunu yaparken de şeytandan ve siyasetten Allah’a sığındığını, siyasetle uğraşanın eski Said olduğunu, yeni Said’in tek işinin bu milletin imanına hizmet etmek olduğunu vurgulamıştır merhum. Bir benzer figür de bu yıllarda “kargacık-burgacık” denilerek küçümsenen, eski yazı diye hor görülen ve öğretilmesi imkânsız hale gelen Kur’an yazısını en kolay biçimde çevresine ve çevresindekilerin çevresine öğreten, öğrettiren Süleyman Hilmi Tunahan’dır. Süleyman Efendi’nin dünya ve siyasetle ilişkisini özetleyen çok meşhur bir rivayet vardır: memleketi Silistre‘den İstanbul’a medrese tahsili için gelen genç Süleyman, o zamanın hukuk fakültesine tekabül eden “Medresetül Kuzzat” ta okumaya hak kazanmış, bunun üzerine babası “ oğlum ben seni cehenneme git diye İstanbul’a göndermedim” diyerek bu duruma itiraz etmiş ve hakimlerin üçte ikisinin cehennemde olduğuna dair sahih hadisi evladına hatırlatmıştır.

Devrin şartlarına göre en ileri derece tahsilli bu iki zat da hedeflerinin uhrevi olması gerektiğini daha orta yaşlarında anlamış ve dünya siyasetine girmek yerine kendi doğru bildikleri ölçüde dine hizmet etmeyi amaçlamıştır. Vefat tarihleri birbirine çok yakındır. Sekiz ay arayla vefat eden bu iki karizmatik dini önder, arkalarında hal-i hayatlarında kendilerini takip etmiş ve bir şekilde eğitimlerinden geçmiş binleri bıraktılar. Bin yıllık tarikat geleneğinin sürdürlemediği, tekke hayatının yaşanmaz olduğu, tarikat ayinlerinin yapılamadığı bir ortamda takipçileri günümüzde kendilerine cemaat adına verdiğimiz yapıları kurdular. Esasen klasik dönemde cemaat kavramı daha çok azınlıkları ifade eden bir sınıflamaydı. Nurculuk ve Süleymancılık adı verilen bu hareketler özellikle 27 Mayıs sonrası çok sert takibata, baskıya maruz kaldılar. Neda Armaner’in yalan yanlış bilgilerle dolu kitapları bu yapıları dönemin muktedir askerlerine hedef gösteriyordu. Faruk Güventürk gibi muktedir paşalar ise bu cemaatlerin evlerine, merdivenaltı kurslarına yönelik takibatın şiddetinin artması için aktif şekilde gayret ediyorlardı. İşte Demirel’in Morrison Süleyman lakabının Nurlu/Nurcu Süleyman’a evrildiği dönem bu yıllardır. Adalet Partisi bu baskı döneminde demokrat Parti’den devraldığı misyonu yerine getirir şekilde cemaatlerinin doğal hamisi haline gelmiştir. Bu ilişki, söz konusu cemaatleri Erbakan’ın MSP’sinden hep uzak tutup Demirel’in Adalet Partisi’ne yöneltmiştir. Öyle ki, Süleymancıların lideri Kemal Kacar merhum, üç dönem adalet Partisi’nden İstanbul milletvekili seçilmiş, milletvekili sıfatıyla cemaati yönetmiştir. Bu dönemde Nurcuların siyasetle ilişkileri Süleymancılar’a nazaran biraz daha karmaşıktır. Albay Hulusi Yahyagil, Mehmet Feyzi Şallıoğlu, Hüsrev Altınbaşak gibi Bediüzzaman’ın kıdemli talebeleri siyasete mesafeli bir başka duruş ortaya koyarken, üstadlarının genç jenerasyon talebeleri Zübeyir Gündüzalp etrafında kümelenerek daha siyasi bir tavır ortaya koymuştur. Hatta o kadar ki, Yeni Asya gazetesi bu cemaatin bizzat siyasi neşriyat yaptığı bir organa dönüşmüştür.

Siyasetle uğraşmış üstadların -ki Süleymancılar açısından bu jargon üstaz olarak geçer- takipçilerinin oluşturduğu büyük yapıların siyasileşmesi, işte böyle bir zeminde, 60 ihtilali sonrası, özellikle Türk solunun “büyük özgürlükler geldi” diyerek özlemle andığı 61 Anayasası’nın hükümferma olduğu bir dönemde yaşanan baskıcı ortamın neticesidir. Geriye dönüp baktığında bunun bir hata olduğunu itiraf eden cemaat mensupları açısından dahi o dönemde cemaatlerin siyasetle aralarında kurdukları ilişki bir tercihten ziyade zorunluluk olarak görülür. İşte bu hikâye, hayatımıza FETÖ’yü, Adnan Oktar’ı, Alihan Kuriş’i sokan sürecin başlangıç hikayesidir. 12 Eylül ve sonrası bu hikâyenin nereye evrildiğini bir sonraki yazımızda inceleyeceğiz.

Diğer yazarlar

Podcast

gdh'i Google'da takip edin

Google'un yeni Tercih Edilen Kaynaklar özelliğiyle veya Google Haberler'den gdh içeriklerini doğrudan akışınıza ekleyin.

Yazı Boyutu

Haberin görünümü bu boyutta görünücek. Göz yorgunluğu olmadan rahat okuma.

Haberi Paylaş

Sayfayı Paylaş

gdh'yi bir arkadaşınıza tavsiye etme ihtimaliniz 0-10 skalasında kaç olur?

Hiç tavsiye etmezdimKesinlikle tavsiye ederim