Netanyahu BM Genel Kurulunda mesaj cihazı gösterdi, İsrailli diplomatlar ellerinde kağıtlarla salondan çıkanların listesini tuttu, boş salona konuşan Netenyahu tehditkâr bir dil kullandı…Bütün bunlar bir şeyin işaretidir: İsrail uluslararası arenada kendisini eskisi kadar güçlü hissetmiyor. ABD, Hindistan, Almanya, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi kendisine sorgusuzca destek veren birkaç ülke -unutmadan bir de ne idüğü belirsiz Uganda var listede-hariç Birleşmiş Milletler‘de temsil edilen devletler tarafından sorgulanan bir devlet haline geldi İsrail. Elbette küresel hegemonya hâlâ çok güçlü ve sermaye İsrail’in arkasında; bu sebeple İsrail’e karşı açıkça tavır koyamıyor her ülke, buna rağmen İsrail dünyanın en sevimsiz ülkesi olmayı başardı. Yıllardır molla rejimi diyerek sevimsizleştirilen İran dahi İsrail’e nispeten daha fazla uluslararası sempatiye sahip. İran cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın genel kurul Kürsüsü’nde gösterdiği fotoğraf ve asıl terörist kim sorusunu yöneltmesi dünya kamuoyunda ses getirdi. Şimdi böyle bir ortamda bir soru çıkıyor karşımıza ve bu soru cevap vermekten kaçınabileceğimiz bir soru değil: birleşmiş milletler güvenlik kurulunun beş daimi üyesinin her şeye karar verildiği bir ortamın her geçen gün sorgulandığı bir dünyada, İsrail’in giderek antipatikleştiği bir düzende birleşmiş milletler gibi bir kurum bundan sonra da varlığını sürdürebilir mi? Böyle bir kuruma ihtiyacımız olmadığını zaten hepimiz biliyorduk.
Fakat savaş sonrası dünyanın bir düzeni olduğunu Varsaydığımız için şimdiye kadar bu birleşmiş milletler anlamsızlığına tüm dünya olarak tahammül ettik. Şimdi düzenin kurucularının ve düzenin sorgulandığı bir vasatta bu düzeni sürdürüp sürdürmeme iradesini kansız, savaşsız şekilde ortaya koymak mümkün olsa bu düzende semiren üç-beş harami hariç hiç kimsenin bu deli saçmalığına daha fazla prim tanımmayacağını zannederim hepimiz biliyoruz. İşte bu sebeple cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “ dünya beşten büyüktür” söyleminin bundan sonraki süreçte tüm dünyada ses getirecek ve uluslararası arenada, uluslararası ilişkiler literatüründe gelecekte de daha çok konuşulacak bir söylem olduğunu hepimiz hissediyoruz.
Soğukkanlı bir rasyonellikle bu meseleleri tahlil etme konusunda hâlâ büyük eksiklerimiz var. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve Erdoğan Türkiye'sine bakarken hislerimizden azade olamıyoruz. Muhaliflerimiz Erdoğan’ı her şartta eleştirirken, Erdoğan’a muhabbet duyanlar, cumhurbaşkanının uluslararası arenada yaptığı bu çıkışın derinliğini düşünmekten uzaklar. İşte, dünya beşten büyüktür sözü böyle bir ortamda en az Türkiye’de anlaşılabildi maalesef.
Batı medyasına şöyle bir göz atacak olursanız, örneğin Avusturya Cumhurbaşkanı Alexander van der Bellen’in İsrail’i soykırımla itham etmesinin hiç beklenmedik bir reaksiyon olarak algılandını görürsünüz. Avusturya’dan böyle bir reaksiyon beklemiyordu hiç kimse. Bu ve bunun gibi çıkışlar uluslararası arenada oluşmuş yeni bir söylemin verdiği cesaretin neticesidir. Yeni bir dünyanın şafağında olduğumuzu zannederim hep hepimiz hissediyoruz.
En çok da Netanyahu ve avanesi hissediyor. Bu kaygı sebebiyle mesaj cihazları sallanıyor, kameralarla kayıt altına alınan genel kurul salonunda yoklama kağıdı dolaştırır gibi not alıyor İsrailli diplomatlar; göz korkutarak, hepinizin cebinin içindeyiz diyerek bu kahpe düzeni sürdürebileceklerini zannediyorlar. Fakat bu böyle olmayacak. Kendi kurdukları tuzaklar kendi başlarına yıkılacak. Zira sermayenin merkezî hüviyetini giderek yitirmesi bu tehdit ettikleri şeylerin artık bir hükmünün olmayacağı bir dünyayı doğuracak. Yapay zeka ile, internet ile hissizleştirilen, düşünemez hale getirilmek istenen yeni nesil başka bir özgürlük algısıyla İsrail’in ve yardakçılarının karşısına çıkacak. İşte böyle bir ortamda Erdoğan’ın “yeni bir dünya mümkün” ve “ dünya beşten büyüktür” söylemleri tüm dünyada daha güçlü şekilde konuşulacak.