17 Ağustos 1999: Türkiye’nin hafızasına kazınan 45 saniye

17 Ağustos 1999, saat 03.02… Marmara’yı sarsan deprem yalnızca 45 saniye sürdü; binlerce insan hayatını kaybetti, şehirler enkaza döndü. Türkiye’nin afetlere ve yapı güvenliğine bakışını değiştiren o gecenin üzerinden 27 yıl geçti.

Mehmet Dilbaz

Yazan: Mehmet Dilbaz

· 4 dk okuma

17 Ağustos 1999: Türkiye’nin hafızasına kazınan 45 saniye

17 Ağustos 1999 gecesi Marmara Bölgesi’nde milyonlarca insan uyuyordu.

Saatler 03.02’yi gösterdiğinde Kuzey Anadolu Fayı’nın batı kesiminde başlayan kırılma, Türkiye yakın tarihinin en büyük felaketlerinden birine dönüştü.

Merkez üssü Kocaeli’nin Gölcük ilçesi olarak açıklanan deprem yaklaşık 45 saniye sürdü. Türkiye’de dönemin resmî kayıtlarında büyüklüğü 7,4 olarak verildi. Uluslararası kurumların farklı hesaplamalarında ise moment büyüklüğü 7,6’ya kadar çıkmaktadır.

Kocaeli, Sakarya, Yalova, İstanbul, Düzce ve çevresinde binlerce bina yıkıldı.

On binlerce insan enkaz altında kaldı.

Türkiye için artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

Saat 03.02

Deprem, insanların büyük bölümünün evlerinde ve uykuda olduğu bir saatte meydana geldi.

İlk saniyelerde elektrikler kesildi. Telefon hatları kilitlendi. Yollar hasar gördü.

Gölcük, İzmit, Adapazarı, Yalova ve İstanbul’un bazı bölgelerinde çok sayıda bina saniyeler içerisinde çöktü.

Sabah olduğunda felaketin boyutu daha açık görülmeye başladı.

Mahalleler enkaz alanlarına dönüşmüş, insanlar yakınlarını kendi elleriyle betonların arasından çıkarmaya çalışmaya başlamıştı.

Deprem Ankara’ya kadar geniş bir bölgede hissedildi. USGS kayıtları felaketin yaklaşık 500 bin insanı evsiz bıraktığını belirtiyor.

Kuzey Anadolu Fayı kırılmıştı

17 Ağustos yalnızca büyük bir deprem değildi.

Türkiye'nin en önemli tektonik yapılarından Kuzey Anadolu Fayı üzerinde meydana gelmişti.

USGS ile Türk ve uluslararası bilim insanlarının daha sonra yaptığı arazi çalışmalarında yüzey kırığının yaklaşık 145 kilometre boyunca uzandığı belirlendi.

Bazı kesimlerde yeryüzü birkaç metre yer değiştirmişti.

Sapanca-Akyazı segmentinde ölçülen yatay ötelenme 5 metreyi aşmıştı.

Yolların, tarlaların, duvarların ve demiryollarının bir anda birbirinden ayrıldığı görüntüler, depremin yeryüzündeki gücünü gözler önüne seriyordu.

Felaket neden bu kadar büyüktü?

Depremin büyüklüğü tek başına yaşanan yıkımı açıklamıyordu.

Marmara Bölgesi Türkiye'nin nüfusunun ve sanayisinin önemli bölümünün toplandığı bir bölgeydi.

Üstelik deprem gece meydana gelmişti.

Yapı kalitesi, zemin koşulları, plansız kentleşme ve denetim sorunları felaketin sonuçlarını ağırlaştırdı.

Özellikle Adapazarı gibi zemin koşullarının elverişsiz olduğu bölgelerde çok ağır hasar meydana geldi.

Bazı binalar tamamen çökerken bazıları yana doğru devrildi.

Gölcük ve çevresinde ise fayın yüzeyde oluşturduğu deformasyon doğrudan görülebiliyordu.

Depremin ardından Türkiye, yalnızca fay hatlarını değil, üzerlerine nasıl şehirler kurduğunu da tartışmaya başladı.

17 bin 480 can

Felaketin bilançosu ağırdı.

AFAD'ın yayımladığı resmî verilere göre:

17 bin 480 kişi hayatını kaybetti.

On binlerce insan yaralandı.

35 bin 180 konut ve 5 bin 770 işyeri yıkıldı veya ağır hasar gördü.

On binlerce başka yapı orta veya hafif hasar aldı.

Daha sonraki resmî değerlendirmelerde can kaybına ilişkin rakamların güncellendiği de görülüyor. Örneğin AFAD'ın Sakarya İl Müdürlüğünün aktardığı 2010 tarihli Meclis Araştırması Raporu'nda sayı 18 bin 373 olarak belirtiliyor. Bu nedenle 17 Ağustos'un bilançosu hakkında kaynaklara göre farklı rakamlarla karşılaşılabiliyor.

Ancak rakamların arkasında binlerce ayrı hayat vardı.

Aynı apartmanda birden fazla ferdini kaybeden aileler…

Çocuklarını arayan anne babalar…

Günlerce enkaz başında bekleyen insanlar…

Ve bir gecede evsiz kalan yüz binlerce kişi.

Enkazın üzerinde başlayan büyük seferberlik

Depremin hemen ardından Türkiye'nin dört bir yanından insanlar Marmara'ya doğru hareket etti.

Arama-kurtarma ekiplerinin yanı sıra madenciler, sağlık çalışanları, askerler, belediye ekipleri ve gönüllüler enkaz bölgelerine ulaştı.

Uluslararası ekipler de Türkiye'ye geldi.

Ancak felaketin büyüklüğü mevcut afet müdahale sisteminin yetersizliklerini de ortaya çıkardı.

İletişimden koordinasyona, arama kurtarmadan geçici barınmaya kadar pek çok alanda ciddi sorunlar yaşandı.

Bu nedenle 17 Ağustos, Türkiye'nin afet yönetimi anlayışında bir dönüm noktası olarak kabul edildi. AFAD da kurumsal tarih anlatımında 1999 Marmara Depremi'ni afet yönetimi ve koordinasyonunun yeniden ele alınmasını zorunlu kılan temel kırılma noktalarından biri olarak tanımlıyor.

Depremden üç ay sonra bir kez daha

17 Ağustos'un yaraları henüz sarılmamıştı.

12 Kasım 1999'da bu kez Düzce'de 7'nin üzerinde büyüklüğe sahip başka bir deprem meydana geldi.

17 Ağustos depremi ve ardından gelen Düzce depremi, Kuzey Anadolu Fayı'nın batıya doğru ilerleyen büyük deprem dizisini yeniden Türkiye'nin gündemine taşıdı. USGS, 1939'dan 1999'a kadar Kuzey Anadolu Fayı üzerinde 7'nin üzerinde bir dizi büyük depremin doğudan batıya doğru ilerleyen kırılmalar meydana getirdiğine dikkat çekiyor.

Bu durum Marmara Denizi ve İstanbul çevresindeki deprem tehlikesine ilişkin bilimsel çalışmaların da yoğunlaşmasına yol açtı.

45 saniyenin değiştirdiği Türkiye

17 Ağustos'un etkisi yalnızca yıkılan binalarla sınırlı kalmadı.

Deprem sonrasında yapı güvenliği, zemin etütleri, müteahhitlik sistemi, denetim, arama-kurtarma kapasitesi, toplanma alanları ve afet koordinasyonu Türkiye'nin en önemli gündem maddelerinden biri hâline geldi.

Afet yönetim sisteminin yeniden yapılandırılması süreci başladı.

Deprem araştırmalarına verilen önem arttı.

Toplumda ise uzun yıllar silinmeyecek bir deprem hafızası oluştu.

Çünkü 17 Ağustos gecesi milyonlarca insan aynı gerçekle karşı karşıya kalmıştı:

Deprem doğal bir olaydı; fakat depremin felakete dönüşmesinde yapıların, şehirlerin ve hazırlık düzeyinin belirleyici rolü vardı.

17 Ağustos 1999

Bugün o gecenin üzerinden 27 yıl geçti.

Fakat saat 03.02, Türkiye'nin kolektif hafızasında hâlâ aynı anlamı taşıyor.

Gölcük'ten İzmit'e, Yalova'dan Adapazarı'na, İstanbul'dan Düzce'ye kadar uzanan geniş bir coğrafyada binlerce insan hayatını kaybetti.

Şehirler değişti.

Binalar yeniden yapıldı.

Yeni kuşaklar doğdu.

Fakat 17 Ağustos'un bıraktığı en önemli ders değişmedi:

Depremleri engelleyemeyiz. Ancak aynı yıkımın yeniden yaşanıp yaşanmaması, depreme ne kadar hazır olduğumuzla doğrudan ilgilidir.

17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nde hayatını kaybedenleri rahmetle anıyoruz.

Diğer yazarlar

Podcast

gdh'i Google'da takip edin

Google'un yeni Tercih Edilen Kaynaklar özelliğiyle veya Google Haberler'den gdh içeriklerini doğrudan akışınıza ekleyin.

Yazı Boyutu

Haberin görünümü bu boyutta görünücek. Göz yorgunluğu olmadan rahat okuma.

Haberi Paylaş

Sayfayı Paylaş

gdh'yi bir arkadaşınıza tavsiye etme ihtimaliniz 0-10 skalasında kaç olur?

Hiç tavsiye etmezdimKesinlikle tavsiye ederim