Yangın yaklaşık 32 saat boyunca sürdü ve tarihî şehir merkezinin büyük bölümünü yok etti. Yaklaşık 70 bin kişi evsiz kaldı. Felaketin en ağır darbesini ise şehir merkezinde yoğun olarak yaşayan Yahudi nüfus aldı.
Ancak yangının ardından yaşananlar, felaketin kendisi kadar tartışmalıydı.
Osmanlı Selanik'i yanıyordu
Selanik yalnızca bir Balkan şehri değildi.
1430'da Sultan II. Murad tarafından fethedilen şehir, 1912'ye kadar yaklaşık beş asır Osmanlı hâkimiyetinde kaldı.
20. yüzyılın başında Selanik'in karakterini belirleyen başlıca topluluklar Yahudiler, Müslümanlar ve Rumlardı. Camiler, sinagoglar, kiliseler, çarşılar, hanlar ve farklı mahalleler şehrin çok dinli ve çok kültürlü yapısını meydana getiriyordu.
1912'de Yunan ordusunun şehre girmesiyle bu yapı yeni bir siyasi döneme girdi.
1917 yangını ise dönüşümü olağanüstü biçimde hızlandırdı.
Yangın en çok Yahudi merkezini vurdu
Yangının tahrip ettiği bölge tesadüfen şehrin kenar mahalleleri değildi.
Alevler Selanik'in tarihî ve ekonomik merkezini ortadan kaldırdı. Yanan bölgelerdeki mülklerin önemli kısmı Yahudilere aitti ve on binlerce Yahudi evsiz kaldı.
Yangından sonra eski mülk sahiplerinin aynı parseller üzerinde doğrudan yeniden inşa yapmasına izin verilmedi.
Yunan hükümeti yanan bölgeyi yeniden planlamak amacıyla kamulaştırma ve yeniden parselasyon yoluna gitti.
İşte tartışma esas olarak burada başladı.
Selanik bir “boş sayfa” olarak görüldü
Yunan hükümeti, Fransız mimar ve şehir plancısı Ernest Hébrard başkanlığında yeni bir Selanik tasarlamaya girişti.
Eski Osmanlı şehir dokusunun sokakları, mahalleleri ve mülkiyet sınırları büyük ölçüde ortadan kaldırılarak Avrupa tarzı yeni bir kent merkezi tasarlandı.
Harvard'ın Selanik'in dönüşümünü ele alan çalışması, yangının Yunan yönetimine çok dinli eski şehir dokusunun karmaşıklığını ortadan kaldırmak ve yeni Yunan devletinin ideallerini şehre yansıtmak için olağanüstü bir fırsat sunduğunu belirtiyor.
Bu nedenle mesele yalnızca “modern şehircilik” değildi.
Bazı araştırmacılar yeniden imar politikasını Selanik'in Helenleştirilmesi sürecinin bir parçası olarak değerlendiriyor. Akademik literatürde, yeniden yapılanmanın özellikle Yahudi toplumunu şehir merkezindeki eski ekonomik ve mülkiyet hâkimiyetinden uzaklaştırıp uzaklaştırmadığı açık biçimde tartışılıyor.
Peki Türklerin başına ne geldi?
Meselenin daha az konuşulan taraflarından biri Müslüman/Türk mülklerinin akıbeti.
1917 öncesinde merkezde incelenen özel mülklerin yaklaşık %35'inin Müslümanlara ait olduğu, yeniden yapılanmanın ardından 1921-1924 döneminde bu oranın %6'ya kadar düştüğü belirtiliyor.
Aynı araştırmada Rumların payının yaklaşık %11'den %48'e yükseldiği görülüyor.
Araştırmanın değerlendirmesi oldukça çarpıcı: yeniden yapılanmanın en büyük kazananları Rumlar, en büyük kaybedenleri ise Müslümanlardı. Önemli miktarda mülk Müslümanlardan Ortodoksların eline geçti.
Dolayısıyla 1917 yangınının ardından yalnızca binalar değişmedi.
Şehrin mülkiyet haritası da değişmeye başladı.
Türk mahalleleri tamamen yangında mı yok oldu?
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
“Selanik'teki bütün Türk mahalleleri 1917 yangınında yok edildi” demek doğru olmaz.
Yangın tarihî merkezin çok büyük bölümünü tahrip etti ve Müslüman mülklerini de ağır biçimde etkiledi; ancak Selanik'in Türk-Müslüman karakterinin tamamen ortadan kalkması tek başına yangının sonucu değildi.
Asıl büyük demografik kopuş birkaç yıl sonra gerçekleşti.
1923 Lozan Antlaşması ve nüfus mübadelesiyle Selanik'teki Türk/Müslüman nüfusun büyük bölümü Türkiye'ye gelirken Anadolu ve Trakya'dan çok sayıda Rum Selanik'e yerleştirildi.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nin verilerine göre 1928'e gelindiğinde Selanik nüfusunun %81'i Rumdu; 1900'de ise Rumların şehir nüfusundaki oranı yaklaşık %14'tü.
Yani yaklaşık çeyrek yüzyıl içerisinde şehrin demografik karakteri olağanüstü ölçüde değişmişti.
Yangın kasıtlı mı çıkarıldı?
İşte en hassas soru bu.
Yangının Türkleri veya Yahudileri Selanik'ten uzaklaştırmak amacıyla kasıtlı olarak çıkarıldığını kanıtlayan genel kabul görmüş kesin bir belge bulunmuyor.
Bu nedenle “Yunan yönetimi Selanik'i Türksüzleştirmek ve Yahudisizleştirmek için şehri yaktı” şeklindeki kesin bir hüküm tarihsel olarak savunulabilir olmaktan çok iddia düzeyinde kalıyor.
Fakat yangının ardından uygulanan politikaların şehrin Helenleştirilmesine hizmet edip etmediği çok daha ciddi bir tarih yazımı tartışması.
Çünkü yangının sebebi tartışmalı olsa da sonucu çok daha açık:
Eski mülkiyet düzeni parçalandı, Osmanlı şehir dokusunun büyük bölümü ortadan kalktı ve Yunan yönetimi yanan merkezi eski haliyle yeniden kurmak yerine tamamen yeni bir Selanik inşa etmeyi tercih etti.
Daha da dikkat çekicisi, bu süreçten Müslüman mülk sahiplerinin çok ağır kayıpla çıkmasıydı.
Birkaç yıl sonra mübadele geldi.
Türkler şehirden ayrıldı.
Yahudi nüfusun şehirdeki ağırlığı zamanla geriledi; II. Dünya Savaşı sırasında ise Selanik Yahudileri Nazi işgali altında neredeyse tamamen yok edildi.
Böylece 20. yüzyılın başında Türk, Yahudi ve Rum kimliklerinin yan yana yaşadığı Osmanlı Selanik'i, birkaç on yıl içerisinde bambaşka bir şehre dönüştü.
Ve bu dönüşümün en kritik kırılma noktalarından biri, tam 109 yıl önce bugün başlayan 1917 Büyük Selanik Yangınıydı.
Yangının nasıl başladığı tartışılabilir. Ancak yangından sonra ortaya çıkan “yeni Selanik”in, yanan Osmanlı Selanik'inden çok farklı bir kimlikle inşa edildiği tartışmasızdır.