Ancak teslimiyet, Navarin’deki Müslümanlar için kurtuluş değil, büyük bir katliamın başlangıcı oldu.
Mora İsyanı ve Müslümanların kalelere sığınması
1821’de başlayan Yunan İsyanı kısa sürede Mora’nın büyük bölümüne yayıldı. İsyancıların üstünlük sağlamaya başlamasıyla kırsal bölgelerde yaşayan Müslümanlar güvenlik amacıyla tahkim edilmiş şehirlere ve kalelere çekildi.
Navarin de bunlardan biriydi.
Şehir, 1821 baharından itibaren Yunan isyancılar tarafından kuşatma altına alındı. Dışarıdan yardım alamayan halkın yiyecek kaynakları giderek tükendi. Benzer bir durum aynı günlerde Benefşe’de (Monemvasia) yaşanmış, buradaki Müslümanlar da teslim şartlarına rağmen saldırılara uğramıştı. Türk Tarih Kurumu tarafından yayımlanan bir çalışma, Navarin halkının da yardım gelmemesi üzerine Yunan tarafıyla anlaşarak 19 Ağustos'ta teslim olduğunu kaydediyor.
Can güvenliği karşılığında teslim oldular
Navarin’de yapılan anlaşmanın temelinde Müslümanların bölgeden güvenli biçimde çıkarılması bulunuyordu.
Dönemin tarihçilerinden George Finlay'in aktardığına göre teslim olanların güvenli şekilde Mısır'a nakledilmeleri öngörülmüştü. Ancak anlaşma uygulanmadı. Hatta görüşmelere katılan isimlerden birinin daha sonra, yapılan anlaşmanın Türklerde bulunan nüshasını ortadan kaldırdığını anlattığı aktarılır.
19 Ağustos 1821’de kale kapıları açıldığında saldırılar başladı.
2 ila 3 bin Müslüman öldürüldü
Navarin’de öldürülenlerin kesin sayısı konusunda kaynaklarda farklı rakamlar bulunuyor.
Türk tarihçi Salâhi R. Sonyel'in Belleten'de yayımlanan çalışmasında 2.000 ila 3.000 Müslümanın öldürüldüğü belirtiliyor. Diğer tarih çalışmalarında da Navarin'in tesliminin ardından şehirdeki Türk/Müslüman nüfusa yönelik genel bir katliam yaşandığı kaydediliyor.
Şiddet yalnızca silahlı kişilere yönelmedi.
Kaynakların aktardığı tanıklıklarda kadınların ve çocukların da öldürüldüğü, denize kaçmaya çalışanların vurulduğu ve çocukların denize atıldığı anlatılıyor. Dönemin Yunan tarihçilerinden ve olaya ilişkin tanıklıklardan yararlanan Finlay'in anlatımı, katliamın sivilleri de kapsadığını açık biçimde ortaya koyuyor.
Navarin tek başına değildi
Navarin’de yaşananlar, 1821'de Mora'da meydana gelen münferit bir hadise değildi.
Yunan İsyanı sırasında özellikle isyancıların kontrolüne geçen Mora şehirlerinde Müslüman ve Yahudi sivillere yönelik çok sayıda katliam gerçekleşti. Modern akademik çalışmalar; Kalavrita, Kalamata, Livadya, Vrahori, Navarin, Akrokorint ve Tripoliçe gibi yerlerde, bazı durumlarda şehirler anlaşmayla teslim olduktan sonra dahi Müslümanların öldürüldüğünü belirtiyor.
Navarin'den yaklaşık bir ay sonra ise çok daha büyük bir facia yaşanacaktı:
Tripoliçe.
Eylül 1821'de Mora'nın idari merkezi Tripoliçe'nin ele geçirilmesinin ardından şehirdeki Müslüman ve Yahudi nüfus geniş çaplı bir katliama uğradı. Kurbanların sayısına ilişkin tahminler kaynaklara göre ciddi biçimde değişmektedir.
Mora'nın demografisi değişti
1821 Yunan İsyanı yalnızca Osmanlı hâkimiyetinin Mora'dan çekilmesine yol açan askerî ve siyasi bir süreç değildi.
Aynı zamanda bölgenin nüfus yapısını kökten değiştirdi.
Savaşın ilerleyen safhalarında her iki tarafın da sivillere yönelik ağır şiddet eylemleri gerçekleştirdiği tarih yazımında ortaya konulmaktadır. Osmanlı kuvvetlerinin Sakız, Semadirek ve başka bölgelerde Rum sivillere yönelik katliamları da savaşın en ağır hadiseleri arasındadır. Bununla birlikte Mora'da isyancıların başarı kazandığı bölgelerde Müslüman toplulukların tasfiyesi özellikle belirgin oldu.
Navarin bunun erken ve çarpıcı örneklerinden biriydi.
19 Ağustos 1821’de Navarin düştü.
Fakat teslim olanların önemli bölümü için savaş sona ermedi.
Can güvenliği karşılığında silahlarını bırakan binlerce Müslüman için teslimiyet, hayatlarını kurtaran bir anlaşmaya değil, ölüme açılan kapıya dönüştü.