İnsan, varoluşun kıyılarında yol alan bir yolcudur. Onun ruhunu, bedenini ve kalbini saran ne varsa, aslında hakikatin izlerini taşır.
Bayramlarımız, bu hakikatin en saf ve en berrak göründüğü anlardan biridir.
Bayramlar sadece takvimlerde belirlenmiş bir gün değil, aynı zamanda bir ruh halidir.
Bayramlar, insanın kendi iç aleminde ve toplumsal varlığında bir temizlik, bir yenilenme, bir uyanış zamanıdır.
Bayramlar, sadece neşenin, coşkunun, buluşmaların değil, affın, merhametin ve insan olmanın da derin bir tecellisidir.
Bayramlarda insan, öfkesini unutur, kırgınlıklarını siler, kalbini genişletir. Zira bayramlar, gönlün huzura erdiği, ruhun kendini bulduğu bir vuslattır.
Bayramlar, insana unuttuğu değerleri hatırlatan sessiz öğütler gibidir.
Bir tebessümün, bir selamın, bir dost elinin ne kadar kıymetli olduğunu fısıldar.
İnsanın insanla anlam kazandığını, bir arada olmanın, bölüşmenin, sarılmanın ne büyük bir hazine olduğunu gözler önüne serer. Modern zamanların içimize ördüğü duvarları yıkıp, yeniden birbirimize dokunmanın, yan yana olmanın en güzel bahanesidir bayram.
İbn Arabi’nin dediği gibi, “İnsan kendi hakikatine erdiğinde, bayram başlar.” Hakiki bayram, sadece dış dünyada yaşanan bir şenlik değil, insanın kendi ruhuyla barıştığı bir şuur halidir.
Gönülde kin ve kibir barınmazsa, kalpte sevgi ve merhamet yeşerirse, işte o zaman bayram gerçekten bayram olur.
Alvarlı Efe hazretlerinin dediği gibi;
Cân bula cânânını, bayram o bayram ola…
Kul, kendi ruhunu aydınlatan, gönlünü temizleyen, vicdanını rahatlatan bir mertebeye eriştiğinde, bayram ona hakiki anlamını sunar.
Bayramlar, sadece sofralarda değil, yüreklerde de kurulmalıdır. Zira hakiki sevinç, paylaşılınca çoğalır, bölüşülünce bereketlenir.
Öyleyse, bayramı yalnızca günlerin içinde değil, gönlün derinliklerinde de yaşamak ve yaşatmak duasıyla bayram o bayram ola…